Birisi kapıya yaklaşınca “O kimdir?” diye sorarım. “Benim!” diye bir cevap gelir. “Ben kimdir!?” Kapıdaki kişi tekrar “Evet benim yahu!” cevabını verir ve bir köylü çocuğu gelip içeri girer. Çocuk, bu “Ben kimdir!?” sorusuna şaşırır. Çocuk, herkeste bir olan o biricik ruhani özün kendisindeki varlığını hissettiği için, “Herkesin bilmesi gereken bir mesele hakkında hiç soru sorulur mu?” diye düşünür. Oysa o çocuk ruhundan gelen bir hisle “ben” hakkında cevap verirken ben ise bu “ben”in nazar ettiği pencere hakkında soruyorum.
“ Burada keşfedilecek çok fazla şeyin olması sizce de muhteşem değil mi? Yaşadığım için mutluluk duymamı sağlıyor, dünya çok ilginç bir yer. Her şeyi bilsek bu kadar ilginç olmazdı, öyle değil mi? O zaman hayal gücü için hiç manzara kalmamış olurdu, değil mi? “
Yeşilin Kızı Anne / L. M. Montgomery
‘’’ Siz hiç gerçekte olan şeyleri farklı bir şekilde hayal etmez misiniz?’ diye kocaman gözlerle sordu Anne.
‘Hayır.’
‘Ah!’ Anne derin bir iç çekti. ‘Ah, Bayan... Marilla, o kadar çok şey kaçırıyorsun ki!’’
“ Eğer sen dünyada isen vaktin dünyadır, eğer ahirette isen vaktin ahirettir. Korkuyorsan vaktin korku, huzursuzsan vaktin huzursuzluktur. Zamanın hakikatine er, vaktin hükmünün altından kurtul. Hatta zamanı kendi hükmünün altına al. Sen hem sorusun hem cevap. Hem bedenin var hem de ruhun. Ruhunu bedeninden dışarı çıkar. İç özgürlüğüne kavuş. Bakışlarını kendi yüreğine çevirebilirsen aydınlanırsın. Dışta her şey çatışıyor. Ancak içerde bir uyum içinde birleşebilirsin. Dışarıya bakıyorsun bu yüzden düş görüyorsun. Sen uyanık ol bunun için içe bak.”