Puan vermedi·316 syf.··
2026 3. kitabı
Kaygı döngüsünü kırmak kitabı bilinçli farkındalık, ‘hmmm’ egzersizleri, beynimizin çalışma prensibi, kendimize göstermemiz gereken merhamet, öz farkındalık ve gözlemin gücü gibi pek çok kavramı fark etmemi sağladı. Birinci vites, ikinci vites ve üçüncü vites alıştırmaları da umarım hayatımda yanlış yerleştirdiğim ödül davranışlarımı değiştirebilmemde hep zihnimde kalır. Tavsiye ediyorum dönüp dönüp tekrar okunabilecek bir kitap.
Duygu ve Düşünce
Kaygı Döngüsünü KırmakJudson A. Brewer · Okuyan Us Yayınları · 2021545 okunma
Varla Yok Arasındaki Puslu Labirent
10/10
·256 syf.··
2026 221. kitabı
Zamanın dairesel bir labirente dönüştüğü, gerçekle rüyanın, varlıkla yokluğun birbirinin kuyruğunu kovaladığı o tekinsiz taşra kasabasına hoş geldiniz. Hasan Ali Toptaş, Gölgesizler ile bize sadece kayıplarla dolu bir gizem anlatmıyor; o, kelimelerin kimyasını bozarak dilin sınırlarında dolaşıyor ve bizi kendi varlığımızı bile sorgulatacak muazzam bir edebi girdabın içine çekiyor. Bu roman, edebiyat tarihimizde eşine az rastlanır bir rüya tekniğiyle, silinen insanların ve geride kalan gölgelerin destanıdır. ​Toptaş’ın kalemi, bu eserde adeta bir berber usturası gibi keskin ama bir o kadar da tüy gibi hafiftir. Bir berber dükkanının aynasından yansıyan o puslu kasaba hayatında; berberin çırağı, muhtar, postacı ve ansızın ortadan kaybolan Güvercin, sıradan birer karakter olmaktan çıkıp varoluşun birer simgesine dönüşür. Yazar, öyle bir atmosfer inşa eder ki, sayfaları çevirdikçe kimin gerçekten yaşadığını, kimin sadece bir başkasının zihnindeki bir tasarımdan ibaret olduğunu ayırt edemez hale gelirsiniz. "Gölgesizler", adıyla müsemma bir şekilde, insanın modern dünyada ve kendi yalnızlığında nasıl silikleştiğini, nasıl birer gölgeye dönüştüğünü adeta ilmek ilmek işler. Roman boyunca akan o büyülü gerçekçi nehir, okuru bir gizemin peşinden koştururken aslında insanın kendi içsel boşluğuna doğru bir yolculuğa çıkarır. ​Okurken nefesinizi kesen şey, Toptaş’ın Türkçeyi bir enstrüman gibi kullanışındaki o muazzam ustalıktır. O, kelimeleri sadece yan yana dizmez; onlara ses, koku ve derin bir felsefi derinlik kazandırır. Kasabadaki o boğucu gizem, bir kadının aniden kayboluşuyla başlar ve bir köyün hafızasını yavaş yavaş yutarak genişler. Yazar bize şunu fısıldar: Asıl korkunç olan birinin gitmesi değil, geride bıraktığı o belirsiz boşluğun yaşayanları da yavaş yavaş yok
Duygu ve Düşünce
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202014,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·320 syf.··
2026 78. kitabı
Modern randevu dünyasının bataklığında, flört uygulamalarında hayal kırıklığı üstüne hayal kırıklığı yaşayan 34 yaşındaki Sydney, tam da bu yüzden kendini bir tehlikenin içinde bulmuşken mucizevi bir şekilde Tom Brewer ile tanışır. Tom; zeki, aşırı yakışıklı, ilgili ve üstelik başarılı bir doktordur. Kısacası, her kadının hayalini süsleyen o kusursuz erkektir. Ancak Sydney bu rüyanın tadını çıkarmaya çalışırken, vahşi bir seri katil cinayetler işlemeye başlar. Sydney, ilişkisi derinleştikçe Tom'un mükemmel maskesinin altındaki bazı tuhaflıkları fark eder. Hayatımın aşkı dediği adam, aslında polisi peşinde koşturan o katil olabilir mi? Freida'nın kitaplarını okurken mantığımı daha girişte vestiyere bırakıyorum. Sonra da mis gibi akıp gidiyor. Bu kitapta da aynı sistemi uyguladım, rahat ettim. Sonra da kendini tamamen "Katil kim?" sorusuna teslim ettin mi... Oh, tadından yenmez! İşin ilginç tarafı, bu formül her seferinde çalışıyor. Kurgunun geçmiş ve günümüz arasında ilerlemesi kitabın en güzel yanıydı. Geçmişte anlatılan bölümler sadece gizemi beslemekle kalmamış, aynı zamanda okları çevirebileceğimiz nur topu gibi bir şüpheli de yaratmış. Hal böyle olunca insan daha en başından katili bulduğunu düşünüyor. Gerçek öyle mi, değil mi... Orasını size bırakayım. Bu yüzden ben de zaman zaman burun kıvırarak okudum. Gelelim Sydney'ye... Kendisiyle zaman zaman ufak çaplı bir sinir savaşı yaşadım. Resmen belayı mıknatıs gibi çekiyordu. Sydney'yi okurken bir noktadan sonra katili bulmaya çalışmayı bıraktım. Müge Anlı'ya çıkıp "Tülay geri dööön!" diyen biri vardı ya... İşte ben de Sydney'ye sürekli, "Kızım ne olur eve dön." derken tam olarak onun gibi hissettim. Freida'nın kalemi bana hep edebiyat dünyasının fast-food'u gibi geliyor. Michelin yıldızlı bir menü sunmuyor
Erkek ArkadaşFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20251,657 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 44. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 01:48
Politik ve felsefi yönleri de olsa içinde buram buram aşk olan bir kitabı bu kadar sevebileceğimi asla tahmin etmezdim. Belki ayrılık ve özleme dair olduğu içindir.
A'dan X'eJohn Berger · Metis Yayıncılık · 2008703 okunma
Puan vermedi·166 syf.··
2026 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 12:25
İlgimi çeken resimleri incelemeyi çok severim. Bu kitapta da resimler eleştiriyle birlikte verilmiş. Çok fazla resim vardı ve bu beni çok mutlu etti. Resimlere farklı bir açıdan bakmak istiyorsanız mutlaka okuyun. Ben keyifle okudum ve inceledim.
Görme BiçimleriJohn Berger · Metis Yayıncılık · 20207,6bin okunma
TOKYO'DA AŞK°
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:22
"Bir daha hiçbir öykü, dünyada ondan başka öykü yokmuş gibi anlatılmayacak." J. Berger amca böyle demiş bu roman için. Abartmış mı derseniz, cevabım kesinlikle hayır olur. Çok yerinde bir cümle. Berger ile tamamen aynı fikirdeyim. Arundhati Roy aktivist bir Hintli. Bu yüzden bu kitabın içinde Hindistan, İngilizler, küresel işler, iç dinamikler, tutmayan dengeler, inançlar, kast sistemi yani ne ararsanız var. Bollywood tarzı bir aşk da var; acılı, baharatlı, köri soslu, her sayfada tazelenen bir lezzet içeriyor. Dil şiirsel ama karmaşık, yormuyor desem yalan olur. Hesse ve Woolf arasında gidip gelen bir dil. Bilnç akışına çok yakın bir tarz. Zaman algınızı yitirip sayfalar arasında gidip gelerek bulmaya çalışıyorsunuz. Büyük öykülerin büyüsü, bir büyüsü olmamasıdır diyor bir cümle. Büyük öyküler, dinlemiş olduğunuz halde yeniden dinlemek istediğiniz öykülerdir diye ekliyor başka bir cümle de. Kurgu arttıkça gerçeklik azalır ya, onlar heyecanlarla ve şaşırtıcı sonlarla gözünüzü boyamazlar, beklenmedik şeylerle şaşırtmazlar. İçinde yaşadığınız ev kadar tanıdıktır size. Ya da sevgilinizin teninin kokusu kadar. Nasıl bittiklerini bilirsiniz, ama yine de bilmiyormuş gibi kulak verirsiniz. Tıpkı, bir gün öleceğinizi bilmenize karşın hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanız gibi. Büyük öykülerde kimin yaşayacağını, kimin öleceğini, kimin aşkı bulacağını, kimin bulamayacağını bilirsiniz. Ama yine de yeniden bilmek istersiniz. Onların gizemi ve büyüsü budur işte. Zengin Hindu ailenin kızıyla toplumun en alt kesiminden bir işçinin yasak aşkı kötü bitmiş arkadaşlar. Küçük şeyler, acı veren büyük şeylere dönüşmüş. Bu öykü, sıfırı tüketmiş bir sirkin becerikli soytarısı gibi. En masum iki kişi bu kitabın içinde öldü. Çünkü havaya zıplarken üzerine düşebilecekleri bir ağ da
Edebiyat
Küçük Şeylerin TanrısıArundhati Roy · Can Yayınları · 20201,762 okunma