10/10
·95 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 16:30
Merhaba sevgili okur, Yine ve yeniden Selçuk Baran’la geldim. Pek sevdim kalemini, vazgeçilmezim oldu. Seçkiye adını veren Anaların Hakkı, dokuz kısa öyküden oluşuyor. Sevgili Baran bize pastoral tatta etkileyici hikayeler anlatıyor. Hele çiçeklerden bahsederken söylediği “kahkaha çiçekleri bunlar” sözüyle bir kere daha gönlümü fethetti. Ölümden, yaşamdan, sevgiden ve insana dair birçok duygudan bahsederken bambaşka bir his bırakıyor okurda. Bazı durumlar için, nüktedan bir üslupla kullandığı “Aristokrat” diyişini sevdim, artık ben de kullanacağım. Öykülerden kısaca bahsedeyim, çok fazla ipucu yok ancak spoiler sevmeyen bakmasın efenim. Çardak: İmalar gölgesinde su yüzüne çıkan ve zaten farkında olunan bir gerçeğin hesaplaşması. Görmezden gelişin hikayesi. Evlilik denen şey ne menem şey, anlayan beri gelsin a dostlar. Mısırlar: Mevsimler değişirken değişmeyen küçük kasaba hayatını yaşayan Nuran’ın kendini sıkışmış hissettiği bu tekdüzelikten çıkarma umudu ve vazgeçişinin sade anlatımı. Yetinme duygusunun ve kaderini kabullenmenin verdiği hafifleme hissini hissettiriyor. Dükkânın Önü: Bu öykü, başkalarının hayatını hiç merak etmemiş olan tuhafiyeci Mehmet Börtlü’nün iç dünyasına kısa bir yolculuk yaptırıyor. Emekli: Emekli Saffet Bey’le birlikte emekliliği ve varoluşu düşündüğüm bir hikayeydi. İnsan bir işe yaramadığında nasıl görünmez olur Saffet Bey’le birlikte derinden hissettim. Bahçede: Hasta bir adamın son mevsiminin hikayesi. Saklı kalmış umutların, öğretildiği gibi yaşanan hayatın ve artık başlangıcın da sonucun da öneminin kalmadığı son demin anlatısı. Etkileyiciydi. Bu hikayeyle eskiden yaptığım bir alışkanlığımı hatıladım. Herhangi bir kitabın herhangi bir sayfasını açıp okumak. Başsız, sonsuz, öylesine… Kayalık Yoncaları: Masallarda bile olmaya bir
Anaların HakkıSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 2020502 okunma
Puan vermedi
//KİTAP TAVSİYEM "KİMSESİZLER COĞRAFYASI" //ALINTILAR #Hayat, kaybettiklerimizin ardından gelen koca bir keşkeler yığınıydı işte... #Yağmur yağıyordu ölü ruhlarımızın üstüne... #Hayat buydu galiba, insan en sevdiği öldüğünde toprakta açılan bir çukura koyar, üstüne soğuk, ıslak toprağı serpiştirir... #Hayattaki tek varlığımı kurtarmam lazımdı... #Umutsuzluğa kapılma, belki güldürür Rabbim yüzümüzü... #Bir acıyı çekilebilir kılan yegâne şey, yalnız olmadığını bilmekti... #Sesimizi duyan yoktu... #Her şeye herkese yer bulan koca dünya bir beni çok görmüş... #Bu dünyaya fazlayım belki ben. Sanki bu dünya, ben olmasam rahatlayacak... #Bazı coğrafyalarda yaşamak bir imtihandı... #Hayat bazıları için hep böyleydi. Başıma gelse ölürüm dediğin herşey birgün başına gelir, yine de ölmezsin... #Yetim ölür yağmur yağar, gök bile dayanamaz... #Dünyanın binbir türlü hali var... #Lazım bir ömür daha Ölümümüzden sonra Zira süren ömrümüz Geçti umutlanmakla //KİTAP HAKKINDA Merhaba kitapsever arkadaşlar Her birimizin yüreğinde büyük bir acı bırakan 6 Şubat depreminin enkazını bir kez daha kaldırmak zorunda kalarak okuduğum bir eserden bahsetmek istiyorum sizlere. Eserimize başlamadan önce depremde kaybettiğimiz tüm canlara Allah'tan rahmet yakınlarına sabırlar diliyorum. Kitabımız depremde enkaz altında kalan yakınlarından bir küçük haber, bir umut ışığı bekleyen iki yas sahibi insanın hikâyesi. Öyle ki aslında birinin, diğerinin hikâyesinden etkilenip, bunu kaleme alabilir miyim diye izin istediği, hikaye sahibinin de yaz, yaz ki umut olsun insanlara, ışık olsun dediği bir hikâye bu. Etkilenmemenin imkanı olmayan bir hikaye. Iraklı Ali'nin hikâyesi. Birazdan kısacık anlatmaya çalışacağım size lâkin gönlüm ister ki Ferit'in hikâyesi de kaleme alınsın. Onu da yâd
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026108 okunma
Reklam
10/10
·78 syf.··
2025 55. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2025 00:00
Okurken sanki her şeyin ağır ağır çözülüp kaydığını hissediyorum; sanki dünya, ışığın içinde eriyor da biz, geriye kalan gölgemize tutunmaya çalışıyoruz. “Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz” diyor Anday işte bu dizeyle başlıyor insanın zamanı kavrayamama hâli. Saatler dar, dünya dar, hatta varlık bile dar. Her şey sığmaz hayata; fazlası taşar, yok olur, çözülür gider. Şiirdeki “güneş” sıradan bir ışık değil, varlığın sınavı gibi. Onun altında her şey çözülüyor; mısırlar, bahçeler, kuşlar, çocuklar, tekneler… Doğa sanki yavaş yavaş yanıyor ama sessizce. Bahçıvan dilsizdir; kaygısını anlatmaz ama yağmursuzluğun yükü omzundadır. Zamanın akışı, doğanın döngüsüyle birleşiyor: büyüme, kuruma, bekleyiş, çözülme. Anday’ın dizelerinde doğa, bir dış manzara değil; insanın iç evreninin yansıması. O “güneş”, hem dışarıda doğan yıldız, hem de içimizde yanan bir zamandır. Her dizede bir sessizlik duvarı örülür. Kuşlar uçmaz, çocuklar uzakta oynar, bir keçi geçer, bir araba el sallar. “Belki tanıdık, belki değil.” Zaman burada bile akmaz; bir “belki”de takılıp kalır. Bu “belki”, insanın süreksizliğinin yankısıdır. Anday’ın “süreksizliğin eşanlamı” dediği şey, hayatın ta kendisidir. Güneşin altında her şey bir süre vardır; sonra çözülür, bir yana kayar, yerini sessizliğe bırakır. Şiirin ilerleyen bölümlerinde evin içindeyiz: ocaktan çorba kokusu geliyor, köpek, kedi, kitaplar, mavi bir şişe, donmuş bir gül. Bütün bu eşyalar, insanın yaşantısının sessiz tanıkları gibi. Zaman, bu eşyalar arasında kalın bir toz gibi birikiyor. Anday burada yaşamın en sıradan anlarını bile metafizik bir yoğunlukla dolduruyor. Sıradanlık, şiirin içinde bir tür kutsallığa dönüşüyor. Çünkü o sıradanlık da güneşin altında çözülmeye mahkûm. Ve şiirin sonunda Breughel’in bir tablosu çıkar karşımıza:
Şiir
GüneşteMelih Cevdet Anday · Adam Yayınları · 198935 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2025 42. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2025 10:53
Üç gün içinde üç cinayet işleniyor; biri Etlik’te, biri Keçiören’de ve biri de Telsizler’de. Her üçü de aynı elle, aynı şekilde, bir silah ile yapılıyor. Maktullerin üçü de ayrı ayrı sosyal seviyeleri olan kimseler. Peki bu kadar farklı kişileri ortak olarak ölüme götüren sebeb ne olabilir? Kitap, hızlı ilerleyen olaylarıyla patlayan mısırlar gibi bir enerji veriyor ama karakterler yüzeysel kalıyor. Gazeteci Hikmet, gördüğü her kadına takılıyor ve olayların içine kendini zorla sokuyor; klasik aşk takıntısı yani. Kitap verdiği mesaj açısından kafa karıştırıcı ve eksikleri olan bir yapıda. Ama 1939’ları ve yazarın eşinin hapis yıllarındaki buhranı döneminde yazıldığı düşünüldüğünde, kitap bir deneme ve hayatta kalma çabası olarak takdire şayan, asla ilk Suat Derviş deneyimi için önerilmez. Bir külliyatta tek bir kitapla yok sayılamaz.
Ankara CanavarıSuat Derviş · İthaki Yayınları · 202368 okunma
8/10
·95 syf.··
2025 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2025 14:41
Anaların Hakkı Selçuk Baran'dan okuduğum üçüncü kitap oldu. Daha Haziran ve Tortu öykülerini okumuştum; onlarla benzer temada olan Anaların Hakkı'nda da beni hayal kırıklığına uğratmadı. Baran'ın dilini ve anlatımını cidden çok seviyorum; adeta ruhuma işliyor. Melankolik atmosferi, yalnızlık teması, birbirine yakın gibi görünen ama aslında birbirini hiç tanımayan kişilerin hayatları sizi içine çekiyor. Bazı karakterlerde adeta kendimi görüyorum diyebilirim. Kitapta özellikle Mısırlar ve Emekli öykülerini çok beğendim. Herkesin Selçuk Baran ile tanışması gerektiğini düşünüyorum.
Anaların HakkıSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 2020502 okunma
Puan vermedi·86 syf.··
2025 2. kitabı
"Babam iki yıl önce mısır satmaya kasabaya gitti, bir daha da gelmedi. Annem her ne kadar kabullenemese de babam bizi terk etmişti. Çünkü kimse mısır satmaya mısırlar yerine kıyafetlerini alarak gitmezdi." Kısa kısa bölümlerden oluşan ince ve derinden etkileyen bir kitap #gazozkapağı . Köyden kasabaya göçen bir ailenin hikâyesini okurken çok şey geçiyor aklınızdan. Yeni bir hayat onlara ne getirecekti bilinmez ama ben onlar daha köyden taşınmadan nedense hüzünlendim. Belki de bir şeyler yolunda gitmeyecekti. Anlatıcı olarak annesini yaramazlıkları ile bıktıran Hikmet karşımıza çıkıyor. Okuyucu için hiçbir detayı atlamadan anlatıyor. Annesinin çalışacağı evin köyleri kadar büyük olduğunu ifade ediyor ve başlıyor hikayeleri. Kökünden ayrılıp hiç bilmediği bir iklimde yaşamaya mahkum edilen çiçekler gibi açmakta zorlanacaklar mıydı dersiniz? Yazar, okuyucu için öyle bir son hazırlamış ki, kalbinizin ortasına koca bir kaya parçası oturacak... Bendeki hâlâ kalkmadı...
Gazoz KapağıAyşegül Omurtay · Odessa Yayınevi · 20244 okunma
Reklam
Reklam