Ari ırkı mensubu insanının ibadeti medeniyetin başlangıcından bu yana ışık, ısı ve yaşam kaynağı olarak güneşe doğruydu. Fakat bilgeler düşüncelerini fenomenin kendisinden kurtarıp sebebe yönelttiğinde, bu duyulur ateşin ve bu görünen ışığın arkasında maddi olmayan bir ateş ve akıl edilir bir nur tasavvur ettiler. İlkini evrenin yaratıcı ruhu ya da entelektüel özüyle, eril ilkeyle, ikincisini de dişil ilkeyle, biçimlendirici ruhuyla, form verebilen özüyle özdeşleştirdiler. Bu sezgi çok eski zamanlardan kalmadır. Bahsettiğim anlayış en eski mitolojilerle iç içedir. Vedik ilahilerde, her şeyi kaplayan evrensel ateş olan Agni görünümü altında dolaşır. Ezoterik kısmı Mitras kültünde ifade edilen Zerdüşt dininde gelişir. Mitras erkek ateş ve Mitra dişi ışıktır. Zerdüşt'ün ifadesine göre Tanrı, yaşayan kelam aracılığıyla göksel ışığı, Ahura Mazda'nın tohumunu, maddi ışık ilkesini ve maddi ateşi yarattığını söyler. Mitras'ın inisiyesi için güneş, bu ışığın kaba bir yansımasından başka bir şey değildir. Kubbesi yıldızlarla boyanmış karanlık mağarasında o, kötülüğün galibi; Ormuzd ile Ahrtman'ın ruh arıtıcı arabulucusu olan ve aziz elçilerin ruhlarında ikamet eden hidayet güneşi için, yani aşk ateşi için yanıp tutuşmaktadır. Mısır'ın mahzenlerinde inisiyeler Osiris adı altında aynı güneşi ararlar.
Hermes eşyanın hakikatini, kökenini düşünmek istediğinde, önce tüm canlı formların hareket ettiği tatlı bir ışığın eterik dalgalarına dalmış hisseder. Sonra yoğun maddenin karanlığına dalmış, bir ses duyar ve orada ışığın sesini tanır. Aynı zamanda derinliklerden bir ateş fışkırır; hemen kaos şekillenir ve aydınlanır. Mısır'ın Ölüler Kitabı'nda, ruhlar İsis'in sandalında bu ışığa doğru acı içinde yelken açar. Musa, Tekvin'de bu doktrini bütünüyle benimser. "Elohim dedi: Işık olsun ve
El Mitra bir kez daha söz aldı ve dedi ki: Peki, Evlilik ey üstat?
Ve o şöyle yanıtladı:
Birlikte doğdunuz ve sonsuza dek birlikte olacaksınız.
Birlikte olacaksınız, ölümün beyaz kanatları günlerinizi dağıtıp savurduğu saatte.
Elbette, Tanrı'nın sessiz benliğinde bile birlikte kalacaksınız.
Ama birliğinizde mesafeler olsun.
Göklerin rüzgarları dans etsin aranızda. Birbirinizi sevin ama aşka pranga olmasın aranızda:
Ruhlarınızın kıyıları arasında hep dalgalanan bir deniz olsun aşk.
Birbirimizin kadehini doldurun, ama aynı kadehten içmeyin.
Birbirinize ekmeğinizden verin, ama aynı ekmeği yemeyin.
Birbirinize şarkı söyleyip dans edin ve eğlenin, ama ikiniz de tek başınıza olun,
Bir lavtanın, aynı ezgiyle titreseler de birbirlerinden ayrı duran telleri gibi.
Kalplerini verin, ama teslim almayın birbirinizin kalbini.
Çünkü sadece Hayat'ın avucundadır kalpleriniz.
Birlikte saf tutun, ama yapışmayın birbirinize:
Çünkü tapınağın sütunları da ayrı dururlar,
Ve meşe ile selvi büyüyemez birbirlerinin gölgesinde.
Sen Tanrı'nın oğlu İsa'nın doğumunu çok iyi ve hicivle betimlemişsin ama meselenin özü şu ki, İsa'dan önce doğmuş bir sürü tanrının oğlu var; örneğin, Fenikelilerin Adonis'i, Friglerin Attis'i, Perslerin Mitra'sı. Uzun lafın kısası, İsa da dahil, hiçbiri doğmadı, hiçbiri var olmadı.
Ama Yahudiler,dikkat çekici ve bazı açılardan beklenmedik bir dereceye kadar Roma kültürü içinde yaşamayı başarabilmişti.Romalılar için Hristiyanlık çok daha kötüydü.Birincisi,bir ata yurdu yoktu.Kendi düzenli dini coğrafyaları içinde Romalılar tanrıların bir yerden gelmiş olmasını bekliyordu: İsis Mısır' dan,Mitra İran'dan, Yahudi tanrısı Yahudiye' dendi.Hristiyan tanrısı köksüzdü,evrensel olduğunu iddia ediyor ve daha fazla yandaş peşinde koşuyordu.