2,3 yıl oluyor bu kitabı bitireli. Inceleme yazmaya çekinmiştim. Okur kitlesinden görüyorum ki bunu bir "aşk kitabı" olarak yorumlayanlar hatta durmayıp Ruth'u haklı bulanlar var. Şok oldum. Cevaplarımı inceleme içinde vereyim.
Martin Eden sıradan bir denizci, aniden burjuvaların arasına düşüyor. Kendi dünyasıyla onlarınkini karşılaştırdığında kendini aşağı görüyor. Üstüne bu evde güzeller güzeli Ruth var tabii. Kendini bu izdivaca layık görmüyor ve kendini geliştirmeye başlıyor.
Kitabın bu kısımlarından aslında belli oluyor Martin'in Ruth'u gözünde büyüttüğü, sonradan "onun seviyesini" aşacağı. Aslında Ruth'un bir seviyesi yok. Zaten ayrıcalıklı bir aileye doğmuş ve öğrendikleriyle yaşıyor, Martin gibi kendine yeni bir şey katmıyor. Yani Martin'in denizci oğlan konumu neyse Ruth'un da o.
Martin denizciliği bırakıyor tabii, ondaki para da geçimine bir süre yetiyor. Bu sıra darwin okuyor, sosyoloji okuyor, siyaset okuyor.
Sonradan çalışmak için bir tesise gidiyordu sanırım, orada çamaşırhanede çalışıyor. Kitabın bu kısmını çok seviyorum. Insanlık dışı çalışma koşulları, sınıfsal sorunlar işleniyor.
Şehre döndüğünde yazar olmak istiyor, dergilere yazılar, hikayeler gönderiyor fakat nafile. Bu sırada Ruthla oldular tabii.
Ruth'a göre çayırda çimende şiir roman okumak iyi hoş ama bu kadarını istiyor. Ruth'un babası Martin'e torpille geleceği entelektüellikten uzak beyaz erkek işi teklif ediyor Martin kabul etmiyor tabii ki. Ruth ise Martin'i bu işi kabul etmesi için zorluyor, konu sürekli ona geliyor. Yazar olmasını istemiyor, hayallerini desteklemiyor. En nihayetinde de ayrılıyorlar.
Şimdi adını unuttuğum bir adam var ki... Ah o adam. Martin'in Ruth'un evindeki salak toplantılardan birinde tanıştığı solcu bir yazar. Martin'i kendi entelektüel dostlarıyla tanıştırıyor