HİSSİZ - O'nun Benimle Bir Derdi Var
Tür: Edebi roman / Psikolojik – İlişkiler Hedef Okur: – Duygusal ama yüzeysel metinlerden yorulmuş okur – İlişkilerde kendini kaybeden, susarak kalan insanlar – Modern Türk edebiyatında “iç ses” arayanlar KISA TANITIM Kudret, sevilmeyi bilen ama kendisiyle kalamayan bir adamdır. Ati ise gitmekle kalmak arasında sıkışmış, kalabalıkların içinde yalnızlaşmış bir kadın. Bu roman; ayrılıkların, barışmaların ya da mutlu sonların hikâyesi değildir. Hissiz Hissiz Hasan Gürkan Işık Bu roman, kalıp kaybolmanın, susarak eksilmenin ve acıyı seçtiğini fark edememenin hikâyesidir. HİSSİZ, okuru taraf tutmaya değil; kendine bakmaya zorlayan bir anlatıdır. Mağduriyetle acı arasındaki farkı sorgular. Ve şu soruyu sessizce okurun önüne bırakır: “Acıyı mı yaşadık, yoksa acıyı mı seçtik?” TEMALAR
1000Kitap
Bazı insanlar bir şarkı değil… bir iç monolog gibi yaşar insanın içinde.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
sessiz monolog
Bazen kendimi roman karakteri zannediyorum. Zaman etrafımda akıp giderken, insanlar gülüp sohbet ederken benim kafamda bir monolog çalmaya başlıyor. Yaşanmış bir olayı seslendiriyor; gerçek hayatta sadece ekmek kırıntılarından ibaret bir olayı. Rengârenk, kanlı canlı, o an yaşanıyor gibi canlı. Monolog sürüyor ve düşünce kırıntılarını takip ederek anlatımına devam ediyor. Çikolatadan ve şekerden yapılmış bir eve varıyor. Sonra anlatım aniden susuyor... İşte o zaman gerçek dünya suratıma bir tokat gibi çarpıyor. ⟡ Zeynep E
Erkek sohbeti
işçinin patron olma hayallerinin anlatıldığı uzun monolog
Bayramınız mübarek olsun.
Bayramı şu kısa monolog ve resimle şimdiden kutlamak ve hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tüm gönül erlerinin bayramının bu mologtaki karşılığı bulacak güzellikte huzurla dolmasını temenni ediyorum. Yazar Anne Carson Sesin Cinsiyeti kısa pasajı : Ben de "Kendimi çok yalnız hissediyorum" dedim, o da "Uzan ve bana anlat" dedi. . . .
monolog.
Hiçbir eylem boşlukta gerçekleşmez. Yürümek, susmak, konuşmak, bakmak, seçmek, kaçınmak, inanmak, reddetmek… Bunların hepsi yalnızca dışarıdan görülen hareketler değildir; her birinin arkasında dünyaya belli bir yerden bakan, yönelen, isteyen, korkan, hatırlayan, karar veren bir özne vardır. Yani eylem, yalnızca “olan şey” değildir,birinin yaptığı şeydir. Bir elin uzanması sadece fiziksel bir hareket değildir. O uzanışta isteme vardır, ihtiyaç vardır, niyet vardır, bazen tereddüt vardır. Birinin susması da sadece ses çıkarmaması değildir; belki korunmadır, belki itirazdır, belki yorgunluk, belki de artık sözün işe yaramadığına dair bir bilgidir. İnsan yalnızca dışarıdan itilen bir nesne gibi davranmaz; dünyaya cevap verir. Ona yönelir, ondan çekilir, onu anlamlandırır. Bu yüzden bir davranışı anlamak için yalnızca davranışın kendisine bakmak yetmez. O davranışın ardındaki “ben”e, yani onun niyetine, korkusuna, arzusuna, geçmişine, bedenine, konumuna da bakmak gerekir. Aynı eylem iki farklı insanda bambaşka anlamlara gelebilir. Aynı suskunluk birinde vakar, diğerinde kırgınlık, bir başkasında teslimiyet olabilir. Bu yüzden dünyada yalnızca hareketler yoktur,o hareketlerin taşıdığı iç ağırlıklar vardır. İnsan yürür ama aynı anda geçmişini taşır. Konuşur ama korkularını da konuşur. Susar ama bazen bütün hayatı o suskunluğun içine sıkışır. Her davranışın içinde görünmeyen bir yaşam birikimi dolaşır. Her “hayır”ın arkasında başka kırılmalar, her “evet”in arkasında başka özlemler vardır. Ve insan, çoğu zaman kendisini en çok söylediklerinde değil; reflekslerinde, duraksamalarında, yönelişlerinde açığa çıkarır. İnsan dünyada edilgen bir nesne değil, anlam kuran bir faildir.