10/10
·166 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:48
Domenico Starnone kalemiyle tanışma kitabım olan #yanlışhedef adlı eseri oldukça beğeniyle okudum. Kurgusu içerisinde derin anlamlar barındırdığından, okuyucusunu bolca sorgulatan bir eser. Üst kurgudaki baş karakterimiz kendi kendine girdiği monolog ve iç hesaplaşmaları, zihninde geçen geçmiş yaşamını ve içinde bastırılmış duygularını doğrudan biz okuyuculara aktardığı güçlü bir metin. “ insan yedisinde neyse, yetmişinde de odur.” atasözünün doğruluğunu gözler önüne seriyor. Kurgu başta şimdiyi, sayfalar ilerledikçe ise, geçmiş yaşamı bize anlatıyor. Baş karakterimiz on iki yıldır her bakımdan mükemmel bir kadın olan Livia ile evli. Eşi Livia, işi gereği şehir dışındayken, bir yandan eşi Livia diğer yandan iş arkadaşı Claudia ile mesajlaşan karakter, mesajları yanlışlıkla karıştırır. Yanlışlıkla atılan “ seni seviyorum “ mesajı sonrası, iş arkadaşı Claudia’nın yazdığı mesaj sonrası olaylar farklı yönde ilerler. Arzular, bastırılmış duygular, yaşamdaki tüm güzellikleri yok etmeye değer mi? Yoksa insan arzuları için her şeyi göze almalı mıdır? Eserin böylesine okunur kılmasını saylayan tabiki ustalıklı ve titiz çevirisi olmuştur. Bu şahane çeviri @erenyucesancendey hanımefendiye aittir. Her geçen gün Eren hanıma olan hayranlığım katlanarak artıyor. Dilimize @tersinekitap yayınevinden çıkan eseri naçizane tavsiye ediyorum. Domenico StarnoneDomenico Starnone Eren Yücesan CendeyEren Yücesan Cendey Yanlış HedefYanlış Hedef
Edebiyat
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 202670 okunma
Aylaklığın Felsefesi
8/10
·192 syf.··
2021 6. kitabı
·
133 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2021 15:49
Aylak Adam, okuduğum birçok romandan farklı bir yerde duruyor. Çünkü burada olaylardan çok bir arayış anlatılıyor. Başkarakter C., toplumun ona biçtiği rolleri kabul etmeyen, sıradan bir hayatın içine karışmak istemeyen ve hayatı boyunca peşinden koştuğu o "eksik parçayı" arayan bir insan. Roman boyunca C.'nin sokaklarda dolaşmasını, insanları gözlemlemesini ve kendi iç dünyasında yaptığı sorgulamaları okuyoruz. İlk bakışta amaçsız gibi görünen bu aylaklık aslında derin bir arayışın sonucu. Çünkü C.'nin sorunu çalışmak ya da çalışmamak değil; insanların sorgulamadan kabul ettiği hayatı kabul edememesi. Yusuf Atılgan'ın dili Anayurt Oteli'ndeki kadar karanlık olmasa da burada da yoğun bir iç monolog hâkim. Karakterin zihninin içinde uzun süre dolaşıyor, onun yalnızlığına ve yabancılaşmasına ortak oluyorsunuz. Zaman zaman bunaltıcı olsa da insanı düşünmeye zorlayan bir tarafı var. Romanı okurken aklıma sık sık modern insanın yalnızlığı geldi. Kalabalıklar içinde yaşayan ama kimseyle gerçek bir bağ kuramayan insanların hikâyesi bugün de hâlâ güncelliğini koruyor. Belki de bu yüzden Aylak Adam yalnızca bir dönemin romanı değil, her dönemin romanı. Yusuf Atılgan'ın karakterleriyle ilgili dikkatimi çeken şey şu oldu: Onlar topluma uyum sağlayamayan insanlar değil, uyum sağlamak istemeyen insanlar. Bu yüzden yalnız kalıyorlar. C. de bunun en belirgin örneği. Sürekli bir şey arıyor ama aradığı şeyin ne olduğunu kendisi de tam olarak bilmiyor. Kitabı bitirdiğimde geriye bir hikâyeden çok bir soru kaldı: İnsan gerçekten aradığı şeyi bulabilir mi, yoksa hayat biraz da hiç bitmeyen bir arayış mıdır? Aylak Adam, olaylarıyla değil düşünceleriyle akılda kalan; insanı kendi hayatını ve seçimlerini sorgulamaya iten romanlardan biri.
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma
Reklam
İnsanlığımı Yitirirken Üzerine: İnsan Olmanın Eşiğinde Bir Çöküş
Puan vermedi·128 syf.·
2026 14. kitabı
Bazı romanlar yalnızca anlattıkları hikâyeyle etkili olmaz; okurla kurduğu bağ, yazarın hayatına dair sonradan öğrenilen detaylarla daha da derinleşir. İnsanlığımı Yitirirken benim için böyle bir metin oldu. Kitabı okumaya başladığımda Osamu Dazai’nin hayatına ya da bu romanla kurulan biyografik bağa dair herhangi bir bilgim yoktu. Yozo’nun hikâyesi bana doğrudan bir karakter anlatısı gibi gelmişti. Ancak okuma ilerledikçe ve özellikle yazar hakkında daha fazla şey öğrendikçe, metnin tonu değişmeye başladı. Romanı bitirdikten sonra Dazai’nin de benzer bir kırılganlık, bağımlılık ve içsel çöküş yaşadığını ve kısa süre sonra hayatına son verdiğini öğrendiğimde, metin artık sadece bir kurgu gibi değil, başka bir yerden sızan bir itiraf gibi görünmeye başladı. Bu yüzden İnsanlığımı Yitirirken’i yalnızca Yozo’nun hikâyesi olarak değil, insan olma hâlinin sınırlarında yazılmış bir iç monolog gibi okumak daha anlamlı hale geliyor. Roman boyunca Yozo kendisini insanlardan ayrı, hatta insanlığın dışında biri gibi görür. İnsanların en sıradan davranışları bile ona anlaşılmaz gelir. İnsanlar çalışır, sever, arkadaşlık kurar, eğlenir, tartışır ve yaşamaya devam ederler. Yozo ise tüm bunların arasında sanki yanlışlıkla insanların arasına düşmüş biri gibi yaşar. Bu yüzden romanın temel meselesinin yalnızlık olduğunu düşünmüyorum. Yalnızlık, daha derindeki bir yaralanmanın sonucudur. Bana göre romanın merkezinde utanç vardı. Yozo insanlardan korkmaktadır ama bu korkunun kaynağı insanların kendisi değildir. Asıl korku, insanların onun gerçek yüzünü görmesidir. Bu nedenle çocukluğundan itibaren bir soytarıya dönüşür. İnsanları güldürür, onların görmek istediği kişiyi oynar ve böylece kendisini korumaya çalışır. Fakat bu maskenin bir bedeli vardır. İnsanlar maskeyi severken gerçek
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma
Puan vermedi·152 syf.·
2026 3. kitabı
Çok enteresan bir kitap bu. Karakterlerin iç içe geçtiği, bazı anlarda size onlarca başka olasılık düşündürten, normalin yavaş yavaş deliliğe dönüştüğü, gerçeğin zamanda ve mekanda eğilip büküldüğü, bir kadının bazen taşkınlığa ve paranoyaya varan hisleri ve düşünceleri üzerinden ilerleyen uzun bir monolog. Toplumun en küçük yapıtaşı aile ve ailedeki rollerin nasıl değişebildiğine, dönüşebildiğine dair bir anlatı aynı zamanda. Yakınlaşmalar’da bir çevirmenin çevirisini yaptığı sanıklara ne kadar mesafeli kalabileceği gibi bir konuyu işlerken, bu kitabında sahne sanatlarında performans sergilenirken ortaya çıkan karakterin ne kadarı yazardan ne kadarı oyuncudan gelir, ve seyirciye geçen kısmı aslında nedir, sanatın bu dalında iki zihin üst üste mi biner, gerçek ne kadar bükülebilir, nasıl değişebilir bunları işlemiş. Kitamura’nın soğuk ve gözlemci üslubu bu kitabında da devam etmiş, insanların akıllarından geçenleri ve etrafı algılamadaki becerilerini, psikolojilerini yazmada, yansıtmada ve detaylandırmada çok kabiliyetli olduğunu düşünüyorum. Kitabı okurken yoğunluğunu ve derinliğini her satırda hissedeceksiniz. Sonuna kadar nereye bağlanacağını merakla okudum. Bir olay örgüsü sunmaktansa, okuyucunun hayal gücüne göre şekillenecek bir kitap. Muhtemelen her okuyan da farklı olasılıkların doğru olduğuna inanacak. Şu an hala tam olarak neyin nereye oturduğundan emin değilim. Ancak gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Umarım 2025 Booker Ödülü sahibi Beden, yine aynı yılın finalisti olan bu kitaptan iyidir.
1000Kitap
SeçmelerKatie Kitamura · İthaki Yayınları · 2026480 okunma
10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 23:58
Özet olarak kısaca, ilk kitabın bitişinden 12 yıl sonrasındayız. Paul Muad'Dib, evrenin imparatoru olmuş ve onun adına galaksiye yayılan Fremen cihatçıları yani Fedaykinler, Paul’ün dinini yaymak adına milyarlarca insanı öldürmüştür. Paul, istemeden de olsa serbest bıraktığı bu dini fanatizmin ve kanlı cihadın dehşetiyle ezilmektedir. Paul, geleceği görme yeteneği yüzünden adeta bir hapishanede yaşamaktadır. Karşısına çıkan tüm yollar korkunç felaketlere çıkmaktadır. Bu sırada canından çok sevdiği eşi Chani hamile kalır. Ancak Paul, öngörüleri sayesinde Chani’nin doğum yaparken öleceğini bilmektedir. İmparatorluk evliliği yaptığı Prenses Irulan ise tahtın varisi olmasın diye Chani’ye gizlice doğum kontrol ilaçları vermektedir. Chani, Fremen diyetine geçerek ilacın etkisini kırar ama bu hamilelik onun ölümünü hızlandırır. Tleilax suikastçısı Scytale, Paul’ü kör eden bir atomik silah saldırısı organize eder. Paul fiziksel olarak kör olur ancak öngörü yeteneği sayesinde çevresini bir bilgisayar gibi görmeye devam eder, bu durum Fremenler arasında onun tanrısallığını pekiştirir. Chani doğum yapar ve ikiz bebekler dünyaya getirir (Leto II ve Ganimet). Chani, Paul’ün öngördüğü gibi doğumda ölür. Kör olan ve kehanet zincirlerinden kurtulmak isteyen Paul, Fremen geleneklerine uyar: Kör olan bir Fremen gibi, çocuklarını kız kardeşi Alia’ya emanet ederek çöle doğru yürür ve gözden kaybolur. İlk kitabı okuyup benim gibi yaşasın, Paul intikamını aldı ve galaksinin kralı oldu diyenler için Dune Mesihi tam bir soğuk duş etkisi yaratıyor. Frank Herbert bu kitabı, ilk kitaptaki kahraman mitini yıkmak için bilerek bu kadar karanlık yazdığını söylüyor bazı eleştirmenler. Birçok kişi ilk kitabı sever ama bence herkes devamlarını okumaz. Oysa serinin asıl büyük fikri burada başlıyor.
Edebiyat
Dune MesihiFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20218,7bin okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 6. kitabı
Victor Hugo’nun 1829 yılında yayımlanan Bir İdam Mahkumunun Son Günü (Le Dernier Jour d'un Condamné), dünya edebiyatında idam cezasına karşı yazılmış en güçlü, en sarsıcı ve en etkili siyasi/hukuki manifestolardan biridir. Eser, işlediği suçun ne olduğunu bilmediğimiz bir mahkumun, Bicêtre Hapishanesi’nde infaz edilmeyi beklerken geçirdiği son altı haftayı ve özellikle son saatlerindeki psikolojik buhranını kendi tuttuğu günlük üzerinden konu alır. Victor Hugo, okuyucunun suça odaklanıp karakteri yargılamasını engellemek adına mahkumun ismini, yaşını ve suçunu kasıtlı olarak gizlemiştir; böylece dikkatleri doğrudan "insan hayatının devlet eliyle sonlandırılması" gerçeğine çeker. Roman, soğukkanlılıkla işlenen bu cezanın bir adalet değil vahşet olduğunu savunurken, geride kalan masum aileyi (mahkumun küçük kızı Marie gibi) de cezalandıran toplumsal bir yıkım olduğunu gösterir. Hugo, infazı adeta bir panayır eğlencesi gibi izlemeye gelen kalabalıklar üzerinden toplumun vicdani duyarsızlığını ve barbarlığını çok sert bir dille eleştirir. Edebiyat tarihinde iç monolog tekniğinin ilk harika örneklerinden biri kabul edilen bu eser, mahkumun ölüm fikri karşısındaki çaresizliğini, korkusunu ve parmaklıklar ardındaki ruhsal anatomisini okuyucuya iliklerine kadar hissettirir. Özetle Bir İdam Mahkumunun Son Günü, suçlunun kimliğinden bağımsız olarak yaşam hakkının kutsallığını ve insan onurunu savunan, giyotinin gölgesinde yazılmış zamansız bir başyapıttır.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,3bin okunma
Reklam
Reklam