Birileriyle, uzun uzun, belki de saatlerce konuşmak istiyordum, ama onlarla konuşamayacağımı hemen anladım. Bir an neredeyse gözlerimden yaşlar getirecek bir keder sarıyordu ki içimi, gururla silkindim: Ruhumu açacağım kişileri kitaptaki dünyada yaşayan gölgeler arasından seçecektim.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Alıntı
Kimseden karşılık beklemiyorum. Ben monologdan yana­yım. Sevgisiz acımaya karşıyım.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Kimseden karşılık beklemiyorum. Ben monologdan yanayım. Sevgisiz acımaya karşıyım. … Eski düzene isyan ediyorum ve eski düzenin değişmesine karşıyım. Ha-ha.”
Sayfa 89·Kitabı okudu
Hakiki bir sohbet, masada bulunan herkesin kendini ifade edebilecek bir zemin bulabildiği, karşılıklı anlaş­ma duygusuyla oradan ayrılabildiği bir sohbettir. Dik­katle dinleyen kişinin ödülü, kendini de daha iyi anla­mış olarak oradan ayrılmaktır. Ama hep ben konuşur ve karşımdaki insanı adeta kendi sözlerimle boğarsam, bu artık sohbet değil, monologdur. Bazen restoranlar­ da rastlıyorum; bir kişi karşısındaki insanı esir almış, uzun süre istisnasız monolog halinde konuşuyor. Psi­koloji bilimi bunlara "konuşma narsistleri" diyor. Ko­nuşma narsisti, kendi sesine hayran olan, dinlemeye razı olmayan kişidir. Kendi sözünün iğvasıyla baştan çıkar bu insanlar, oradaki aksinde boğulur. Kendilerini dinlemeye doyamayan vaizlerdir onlar.
Alıntı
HÂDİSEVÎ GERÇEK ve RUHA DAİR HAKİKAT...
(...) İsterseniz bir de şöyle görelim… Ulysses: “Getirdiği tüm yenilikler içinde en meşhur ve dikkate şâyân olanı, daha evvel insicamsız ve ehemmiyetsiz misâllerine rastlanan "iç monolog" denilen usûlün muntazam kullanımıdır. İlk reaksiyonumuz, bunun bir teknik olmaktan ziyade, GERÇEĞE benzerlik yararına, tekniğin kasden inkârı olduğu yönündedir. Bundan önce şuurun seyyal ve bölük pörçük ameliyeleri, böylesine GERÇEĞE BAĞLI KALINARAK yansıtılmamıştır.” Ve Tilki Günlüğü: “Getirdiği tüm yenilikler içinde en meşhur ve dikkate şâyân olanı, daha evvel insicamsız ve ehemmiyetsiz -Ulysses gibi- misâllerine rastlanan "iç monolog" denilen usûlün muazzam kullanımıdır. İlk reaksiyonumuz, bunun bir teknik olmaktan ziyade, ÜSTÜN BİR HAKİKAT’e benzerlik yararına mevcut tekniklerin kasden inkârı olduğu yönündedir. Bundan önce şuurun seyyal ve bölük pörçük ameliyeleri, böylesine ÜSTÜN BİR HAKİKATE BAĞLANARAK yansıtılmamıştır.” Burada gerçek kelimesiyle “hâdisevî gerçek”i, üstün bir hakikat kelimesiyle de ruha dair hakikati kasdediyoruz…
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) (NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.
Akademya Yazıları
SIRF BİR "YELTENİŞ" OLARAK ULYSSES
(...) Ulysses’in Türkçe tercümesi etrafında kopan gürültü esnâsında her şeyden fazla dikkatimizi çeken, Akıncı Yol dergisinin birinci sayısında yer alan kısa bir haber oldu. Bu haberde, Ulysses’in Tilki Günlüğü yanında bir “yelteniş”ten ileri gitmediği belirtiliyordu ki, evet, bizim de bunca lâkırdı sonunda onun hakkında söylemek istediğimiz bundan ibarettir. Belki alelâdeden farklı, belki bir parça sıra dışı bir deneme, ama Tilki Günlüğü ile karşılaştırıldığında “sırf bir yelteniş”… Joyce’un, 20’nci yüzyılın başında ortaya koyduğu “yenilikçi roman” telâkkisi ile alışılmış roman kalıblarının dışına çıktığı söylenir. Bilindiği gibi, roman sahasında kavga, Rus romanıyla Garb romanı arasındadır. Daha doğrusu, Garb romanının Balzac’la örnekleşen “İnsanlık Komedyası” anlayışıyla, Rus romancılarının Puşkin’den sonra geliştirdikleri “Rus Ruhunun Destanları” arasında… Garb romancıları, Garb insanının çeşitli seviyelerde tahlili yoluyla âlemde insanın macerasını yakalamaya çalışırlardı. Rus romancıları ise, evvelâ “Rus ruhu”nu anlamak, onu Rus milletinin idrâkına sunmak şeklindeki terkibçi bir görüşle, hem Garb sanatına mukavemet ederler, hem de âlemde insan macerasını ondan daha canlı bir surette ortaya koymaya muvaffak olurlardı. Neticede, bütün bir Garb romanı, bin bir kemmiyet cünbüşüne rağmen, Rus ruhu karşısında ezilmiş, ne onun kadar “sahici”, ne de onun kadar “insanî” olmayı bilememişti. Bu mücadele arasında, Batı’da Marcel Proust zuhur etti. Garb romanının “yenilikçi akım”ını, diyebiliriz ki, en yeni hâliyle o başlattı. **Proust, İslâm tasavvufundan sonra Bergson felsefesinin ortaya koyduğu “iç zaman-süre” anlayışını roman sanatına tatbik edince; tabiî zaman akışı içinde kaybolan ve ölü sayılan fenomenler, insan şuurunda kayıb ve ölü bulunmadıklarından,
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -I-
Akademya Yazıları