Betonun o soğuk, yankısız ve monoton sessizliği, doğanın kendi içindeki o muazzam ritmi ve fısıltıları tamamen yutar. Şehir hayatının hengamesinde insan, toprağa basmayı, bir ağacın yapraklarındaki rüzgarı hissetmeyi veya taşın ve ahşabın o yaşayan dokusunu aramayı özlüyor.
Doğa bize sadece görsel bir güzellik sunmaz; aynı zamanda ruhu dinlendiren, insana ait olduğu yeri hatırlatan bir melodi fısıldar. Beton bloklar ise bu melodinin önüne çekilmiş kalın bir duvar gibidir.
Belki de bu yüzden insan, ne kadar modernleşirse modernleşsin, eninde sonunda yüzünü yine tabiata, yeşile ve o geleneksel, nefes alan dokulara (ahşabın sıcaklığına, taşın kalıcılığına) dönmek istiyor. Çünkü ruhumuz o beton yığınlarında değil, doğanın tam kalbinde huzur buluyor.