"Sen yazdın! Buldum!" diye bağırdı.
Refüze, nedense inkara kalkışmıyordu:
"Evet, ben yazdım!" dedi.
"Söyle numaranı!"
Refüze, az önce Sedat Bey'in okuduğu numarayı söyledi. Öğretmen defterden aradı, buldu. Adını, soyadını okudu. Refüze:
"Tamam!" dedi. Sedat Bey dolmakalemini çıkarırken:
"Sıfır veriyorum sana!" dedi, "Hem de değişmez, silinmez sıfırdan!"
Refüze bir Kel Mahmut bekliyordu, yani ihtar:
"Neden efendim?" diye sordu.
"Daha neden diyor. On numara mı istiyordun?"
"Yok efendim! Numaralık ne var ortada?"
"Daha ne olsun! Vache, feminin mi masculin mi?"
"Vache, feminin..."
"Le mi alır, la mı alır başına?"
"La alır."
"Peki, ne diye 'le vach' diye yazarsın?"
"Ama bizim İnek tam feminin sayılmaz ki..."
Sedat Bey duraklamıştı. Şaban bu 'inek' lafının nereden çıktığını kestiremiyordu. Sedat Bey:
"Vache nerede olursa olsun feminindir; başına mutlaka la alır. Le yanlıştır. Sıfır!"
"Ama bizim İnek..."
"Kim bu sizin İnek be?"
Gülmelerin temposu artmış, Hababam Sınıfı'nın bugüne kadar yerine bir türlü oturmayan çivisi, yine çıkmıştı. Sedat Bey'in gözü Şaban'a dikilmişti:
"Kim bu sizin İnek?"
Tulum Hayri:
"Ulan Şaban, mööö! desene! diye işaret etti.
Şaban, nedense bu şakalara gerektiği kadar kızamıyordu. Belki sıfır tehlikesinin baskısı altında olduğu içindi bu.
Öğretmen:
"Hadi İnek'i anladım. Vendu, vandü diye mi yazılır, insaf!"
Refüze savunmasını yapıyordu:
"Efendim, biliyorum öyle yazılmayacağını... Arkadaşlar kolay okusun diye Türkçe yazdım. Doğrusunu tahtaya yazayım..."