Bu yüzden sûfiler; Allah'a karşı duyulan özlemin onu daha önce tanımış olmaktan; musikiyi sevmenin, ruhlar âleminde duyulmuş şeyleri hatırlatmasından; güzelliği sevmenin de Allah'ı görmüş ve onun güzelliğine şahit olmuş olmaktan kaynaklandığını söylerler.
Pervane ateşe koşar da ışığın cazibesine, yanıp kül olur sadece.
Ateşin aydınlatmak için saçtığı ışık, pervaneyi yakıp kül eder her şeyden önce. Varlığı sağlayan, yokluğa nedendir artık. Yokluğu emreden, varlığın biricik sebebi. Çünkü aşk varoluş, çünkü yok oluş.
Mahkûmlar vardır. Bir pranga şakırtıları eksiktir, bir de yaka numaraları. Sabah akşam sayılmazlar da. Onları herkes özgür zanneder. Aramızda dolaşıp dururlar. Ama hayatı çoktan yitirmişlerdir. Çoktandır uçurumdadırlar. Daha kötüsü uçurumdurlar.
Sürgün, her zaman sürgünde olanın payı değildir kısacası.
İnsan kendi ruhunun labirentlerinde dolaşıyor. Kendisini tanıyor. Bir zamanlar olduğu kendisini arıyor.
Yalan! Aslında her geçmiş kendi sahibini arıyor.