Solgun yüzlü, gözleri ateş saçan bir vaiz, her insanı ebedi bir cehennem ateşine mahkûm ediyor ve yeryüzünde cenneti hak edebilecek kimse yokmuş gibi konuşuyordu.
Harry elleri titreyerek zarfı çevirince mor balmumundan bir mühür gördü; bir arma, koca bir 'H' harfinin çevresinde bir aslan, bir kartal, bir porsuk, bir de yılan.
Yaşamımın, öyküdeki yeşil incir ağacı gibi önümde dallanıp budaklandığını görüyordum.
Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, bana göz kırpıyordu. İncirlerden biri, eş, mutlu bir yuva ve çocuklardı; bir başkası ünlü bir şair, öteki parlak bir profesör, biri şaşırtıcı editör Ee Gee, öbürü Avrupa, Afrika ve Güney Amerika, biri Constantin, Socrates, Attila ve garip adları, değişik meslekleri olan bir yığın âşık, bir başkasıysa Olimpiyat şampiyonu bir kadındı, ve bu incirlerin üzerinde ve ötesinde, ne olduklarını pek çıkaramadığım bir sürü incir daha vardı.
Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum, incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. İncirlerin hepsini ayrı ayrı istiyordum ama birini seçmek ötekilerin hepsini kaybet mek demekti ve ben orada karar veremeden otururken incirler buruşup kararıyor, birer birer toprağa, ayaklarımın dibine düşüyorlardı.
Eczacı ona uzun uzun baktı: Bu kıvırcık, mor kirpikleri aşağı düşürebileceğini ümit ediyordu. Fakat güzel gözler mânalarını asla asla değiştirmediler. Hep öyle gaddar ve kayıtsız kaldılar. Bu, insanı can evinden vuracak bir şeydi. Eczacı düşündü ki, gaddarlık ve kayıtsızlık aynı zamanda ve aynı insanda, hele bir güzelde olmamalıydı; asla olmamalıydı. Yoksa bu Allah'ı inkâr olurdu, güzelliğin kendi kendisini imhası olurdu.
Radyoda şimdi, ılık, baygın, yumuşak bir alto bilmediği bir dilden şarkı söylüyor ve muhakkak ki, aşktan bahsediyordu. Onu şimdi binler, belki de on binler dinliyordu.
Fakat o, muhakkak ki, bir kişi için söylüyordu: On binlerin içinde bir kişi, on binlerin içinden seçilen... Yaşamak seçilmek demekti.. seçilmek yaşadığı kabul edilmek demekti.. ve sağ ilerisinde, masanın üstünde kadehi, bıraktığına nazaran biraz daha çoğalmış, ve rengi değişmiş olarak duruyordu. Eczacı birdenbire kudurganlığa benzer bir şey duydu:
Sanki, göğsü içerden yumruklanıyor, beyninin içerisinde bir kâinat alev almış sanıyordu: Hüsnüniyetleri, faziletleri, sevmek ve sevdirmek ihtirasları ne olacaktı?