Sanırım ilk defa bir kitaba bu kadar uzun bir inceleme gireceğim. Çünkü bu roman beni yer yer çok güldürdü ve Livaneli'nin kullandığı bazı ifadelerinden dolayı acaba Umut Sarıkaya kitabı mı okuyorum dediğim oldu- özellikle ana kahraman her bebeğim dediğinde-. Yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadım, bunu belirteyim. Kendisinin çok yönlü kişiliği dolayısı ile klasik Türk edebiyatı eserlerine yakın bir çizgide bir roman okumayı bekliyordum. Tamamen yanılmışım. O yüzden sevgili dostlarım, bol betimlemeli, beni düşüncelere sevk edecek bir roman arıyorum diyorsanız, bu roman size beklediğimizi asla vermeyecek.
Neyse klasik üçlü kriterler bakımından bu romanı değerlendirecek olursam: kurgu orta, kullanılan dil zayıf, karakterler ana karakter hariç çoğunlukla zayıf. Kullanılan dil günlük dile yakın olduğu için kolay okunuyor, su gibi akıyor diye fazlaca övgü alınmış. Evet, kullanılan dil günlük dile yakın hatta bir ilerisi. Günlük dilin kendisi. Bu yüzden kitabın içinde fazlaca "falan" ve "yaaa" var. Günlük hayatta fazlaca "falana" maruz kaldığım için okuduğum romanda duru bir Türkçe arıyorum. Bu açıdan beni fazlaca hayal kırıklığına uğrattı bu roman.
----Spoiler---
Konuya gelirsek, Ahmet isimli baş kahramanımız -sonra adının Ahmet olmadığını öğreneceğiz- bir dizi olaydan sonra hayattan elini eteğini çekip Livaneli'nin deyimi ile bir Karadeniz köyü olan Podima'ya ( Şimdi Karadeniz köyü denilince aklınıza "uuuy uşağuum çen niralardaydun daa" minvalinde konuşulan bir yer geliyor muhtemelen, ama Podima'nın bununla ilgilisi yok. Podima denilen yer İstanbul'un en uçtaki köyü. Sırf Karadeniz'e kıyısı var diye sanırım Livaneli Karadeniz köyü demeyi tercih etmiş. Neyse) yerleşir. Burada kitapları ile münzevi bir hayat geçirirken, kendisi ile aynı köyde yaşayan sosyete