10/10
·488 syf.··
2026 80. kitabı
Sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadın. Osman Balcıgil’in kalemine hayran olmamak elde değil. Biyografi kitapları okumayı sevenler için hem akıcı hem de yalın bir dili var. Yazar, anlattığı kişinin hayatıyla yetinmiyor; o dönemin tarihi olaylarına, toplumsal yaşamına, örf ve âdetlerine ve önemli şahsiyetlerine de geniş yer veriyor. Velhasıl sadece bir insanın biyografisini değil, o dönemi de okuyoruz. Afife Jale, tiyatroya âşık bir kızdı. Küçük yaşlardan itibaren dedesiyle tiyatroya gitmeye başlamasıyla içinde sönmeyen bir tutku yeşerdi. Ancak o yıllarda Müslüman bir kadının sahneye çıkması neredeyse imkânsızdı. Yasaklar, dışlamalar ve engellerle dolu bir mücadeleyle karşılaştı. Bu sürekli talihsizlikler sonunda beynine hançer saplanmış gibi şiddetli baş ağrıları başladı. Hiçbir ilaç çare olmayınca doktoru ona morfin verdi. Ne yazık ki morfin kısa sürede onu bağımlı yaptı. Üstelik bu ilacı uygulayan doktor, Afife’nin çaresizliğinden faydalanmaya kalkıştı. En üzücü olanı ise babası Hidayet Bey’in tavrıydı. Kızının oyuncu olmasını kesinlikle istemiyordu. Ona sert bir şart koştu: “Ya tiyatroyu bırak ya da evi terk et.” Sonunda hem kızını hem de eşini evden kovdu. O dönemde ki baskı çok güçlü olsa da bir babanın kızına bu kadar kolay terk etmesi yürek burkuyordu. Hayatının en güzel yanı ise aynı kaderi paylaşan bir eş bulmasıydı. Selahattin Bey de “çalgıcı” diye ailesi tarafından dışlanmıştı. Kader onları bir araya getirdi ve Afife’ye hem destek hem de yoldaş oldu. Afife Jale, sadece bir tiyatro oyuncusu değildi; Darülbedayi’de verdiği mücadeleyle, isim değiştirerek sahneye çıkmasıyla ve tüm zorluklara rağmen pes etmeyişiyle Türk tiyatro tarihine adını yazdırmıştı Afife Jale . Kitabın son satılarını okumak o kadar güçleşti ki nefesim kesildi sandım. Neden unutuldun
Duygu ve Düşünce
Nefesi Tutku Olan Kadın: Afife JaleOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20193,604 okunma
7/10
·375 syf.··
2020 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2020 00:00
Kitabı çok uzun zaman önce okumuştum. Siteye ekleyince inceleme yazma gereği duydum. Kitap insanın en temel, en evrensel ve savunmasız duygusunu hedef alıyor. Kayıp karşısında duyulan çaresizlik ve yas. "Ya geri getirebilirsem?" fikrinden yola çıkıyor. Eğer elinizde bir şans olsaydı, sevdiğiniz kişinin geri dönen şeyin ne olduğunu umursamadan mezarını kazar mıydınız? Ben belki de böyle bir kayıp yaşamadığımdan kesin olarak hayır ben yapmazdım dedim. Ama düşündükçe ürperiyorum. Belki de sevdiğim birini geri getirmek isteyebilirdim bu kaybı yaşadıktan sonra. Çünkü ruh halimi kestiremiyorum. Kitapta çok fazla gotik unsur var mesela Micmac Kızılderili Mezarlığı veya Wendigo efsanesi gibi. Çıkarımım da şu oldu. Bazen ölüm daha hayırlıdır ve doğal döngüyü bozmaya çalışmak, ölümün kendisinden çok daha büyük bir laneti beraberinde getirir. Kitabın özeti ise şu şekilde. Dr. Louis Creed, eşi Rachel, çocukları Eileen (Ellie), Gage ve kedileri Church ile birlikte Chicago’dan Maine’in sakin Ludlow kasabasına taşınır. Ev harikadır ancak daha ilk gün doğanın ve kaderin küçük uyarıları başlar: Gage'i arı sokar, Ellie düşüp dizini kanatır, evin anahtarları kaybolur. Aile, karşı komşuları olan 83 yaşındaki bilge ihtiyar Jud Crandall ile tanışır. Jud, evin tam önünden geçen 15 numaralı karayolunun tehlikesinden bahseder. Bu yol, Orinco gibi dev şirketlerin yüksek süratli kimyasal tankerlerinin geçtiği ve kasabadaki evcil hayvanları yutan bir ölüm tuzağıdır. Jud, Creed ailesini evin arkasındaki ormanlık patikadan geçirerek kasaba çocuklarının yıllardır ölen hayvanlarını gömdüğü, tabelasında yamuk yumuk harflerle "Hayvan Mezarlıgı" (Pet Sematary) yazan mistik yere götürür. Burası Ellie’de ilk kez "ölüm" kavramına dair bir sorgulama ve korku başlatır. Eşi Rachel ise çocukluk travmaları
Hayvan MezarlığıStephen King · Altın Kitaplar · 201914,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·240 syf.··
2026 41. kitabı
Kaybın acısını ve anısını basit ve etkileyici bir dille anlatıyor kitap.. çok sevdiği kardeşini kaybeden genç bir biyologun yaşadığı depresyonun macerası.. Paula 10 yaşında ölen kardeşi Tim'in yasını tutuyor 2 yıl boyunca hiç bir şey yapmak istemiyor ve kardeşinin ölümünün kendi hatası olduğunu düşünüyor.. Kardeşinin mezarına gidemiyor insanlar var diye terapistinin tavsiyesiyle gece kimseler yokken gidiyor kardeşinin ölümünden sonra ilk kez mezarlığa ve Helmut'la böyle tanışıyorlar. Aksi yaşlı ihtiyar eski karısının küllerini çalmaya çalışıyor ve birlikte kaçarlarken Paula ölen kadın Helga'nın külleri ile kaplanıyor.. Önce Helga'nın küllerinin Paula'dan ayrılması ve gerekli yerlere dökülmesi lazım.. Helmut'un evine gidip yıkanması küllerin toplanması ve karavanla küllerin dağlara götürülmesi gerekli.. Helganın köpeğine bakmasını teklif ediyor Helmut kızın depresyonuna iyi geleceğini düşünüyor belki de.. yola koyuluyorlar ve yolculukta yaşlı ihtiyarla yaptıkları sohbetler Paula'nın girdiği derin depresyondan çıkmasına yardımcı oluyor yaşlı adamın önce küçük oğlunu okula gittiği bir gezide arkadaşlarının suya itmesi sonucu kaybettiğini öğreniyor.. Sonra çok sevdiği eşinin ölümünü ve ona verdiği sözü tutamamış olmanın üzüntüsünü anlıyor.. Yolda daha çocukken küçük kız kardeşinin kelebeklere olan ilgisinden dolayı bir kelebeği yakalamak için düştüğü nehirde öldüğünü öğreniyor Paula.. Paula kardeşinin çok sevdiği suda can verişinin sebebinin kendi benciliği olduğunu düşünüyor.. Eğer aptal bir konsere gitmek için yaz tatilinde kardeşini yalnız bırakmasaydı suda boğularak ölmezdi diye düşünüyor.. Helmut'un yaşadıkları ve yaklaşım şekli Paula'nın girdiği Mariana çukurundan giderek çıkmasına yardımcı oluyor.. Helmut akciğer kanseri ve ölmek üzere olmasına rağmen çıktığı bu
Mariana ÇukuruJasmin Schreiber · Yan Pasaj Yayınevi · 2024666 okunma
Çerezliktir yenir
8/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Normalde böyle aşk meşk, dram işlerine çok düşmem ama bu kitap beni bir yerden fena yakaladı yalan yok. İsmi zaten direkt biri seni bitiriyor, diğeri hayatta tutuyor hesabı. Tam benlik bir tezatlık. Karakterlerin birbirinin hayatını altüst edişini, o melankoliyi okurken harbi iyi yazmış dedim. Wattpadden okumuştum ilk versiyonunu bir de veletken. Hem hafiften içiniz burkuluyor hem de o karanlık çökerken garip bir şekilde sarıyor. ​Ben kolay kolay kitap övmem, listeme de öyle her şeyi eklemem ama bu harbiden favorilerimden biridir. Romantizmin cılkını çıkarmadan, o gri ve ağır havayı güzel vermiş. Şans verilir, benden söylemesi.
1000Kitap
Morfin ile VitaminZeynep Yılmaz · Epsilon Yayınevi · 2020197 okunma
Anne Tanrı'ya inanıyordu baba inanmıyordu...
10/10
·600 syf.··
2026 29. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 14:44
yazar hakkında HANS FALLADA 21 Temmuz 1893'te Almanya'nın Greifswald şehrinde doğdu. Asıl adı Rudolf Wilhelm Friedrich Ditzen olan yazar, l 920'de çıkan Der ]unge Goedeschal adlı ilk romanından başlayarak Hans Fallada takma adını kullandı. Altı yaşındayken ailesi Berlinıe taşındı. l 909ıda bir kaza geçiren ve ertesi yıl tifo olan Falladaının aldığı ağrı kesicilerle hayatı boyunca sürecek olan uyuşturucu sorunu başlamış oldu. Okula uyum sağlayamayan ve kendini yaşıtlarından soyutlayan Fallada birçok kez intihara teşebbüs etti. Yattığı sanatoryumda edebiyatla ilgilenmeye başladı. l 929ıda Suse Isselıle evlendi ve çeşitli gazeteler ile kitaplarının yayıncısı Rowohltıda çalışmaya başladı. Adını l 93lıde yayımlanan Bauem, Bonzen und Bombenı1e duyurdu. l 932ıde çıkan Kleiner Mann - Was Nun? büyük bir başa­ rı yakaladı ve Yahudi yapımcılar tarafından filme çekildi. Bu, yazarın l 935ıte Nazi Partisi tarafından tehlikeli yazarlar listesine alınmasına neden oldu. Maddi sıkıntılar çeken yazarın l 940ılara gelindiğinde uyuşturucu ile alkol bağımlılığı iyice artmıştı. Suse Ditzen'le boşandıktan sonra l 944ıte Fallada eski eşine bir el ateş etti. Silahı ele geçiren Suse Ditzen yazarın kafasına vurarak onu bayılttı ve polisi çağırdı. Fallada, Nazilerin akıl hastanesine kapatıldı ve burada şifreli bir şekilde, otobiyografik sayılabilecek romanı Der Trinkenı yazdı. Nazi Partisiınin dağılmaya başladığı 1944 kışında serbest bırakıldı. Morfin bağımlılığı yüzünden hastaneye kaldırılan Hans Fallada bugün en popüler kitabı olan Herkes Tek Başı­ na Ölür'ü bitirdikten hemen sonra, 1947'de hayata veda etti. *** Herkes Tek Başına Ölür 2.Dünya Savaşı yılları faşizmin, Hitler'in ,gestaponun doruk noktasında olduğu yıllar ...yahudilerden çok Alman halkının üzerindeki baskıları anlatan bir roman. Herkesin
Herkes Tek Başına ÖlürHans Fallada · Ketebe Yayınevi · 2024596 okunma
Özetle
8/10
·128 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 00:00
İlk bölüm üç fotoğraf ile bizleri karşılıyor 1. fotoğraf: Maymunun tebbesümüne ait çocukluk hali 2. fotoğraf: Gençlik dönemi 3. fotoğraf: Daha sonraki dönem, suratında hiç bir his bulunmayan rahatsız edici fotoğraf Çocukluğundan beri hayatı ve insanları anlamlandıramayan Yozo insanlarla bağ kurmak için soytarılığa başvuruyor ve zamanla onun ikinci kişiliği haline geliyor. Ortaokula giderken Takeiçi adlı sınıf arkadaşı soytarısının farkına varıyor. Takeiçi, Yozonun öcü resimlerindeki yeteneğini görür ve kadınların ona çok ilgi duyacağını söyler. Sonrasında Güzel Sanatlar okuluna gitmek isterken babasının memur olmasını istemesi üzerine Tokyo'daki bir yüksekokula kabul alır ve yurtta hem soytarısını gizlemek çok zor olacagından doktoru akciğer tüberkülozu mektubu yazmaya ikna ederek babasının Tokyo'daki villasına geçer. Bu dönemde bir resim stüdyosunda Horiki ile tanışır. Horiki sayesinde siyasal bir gruba üye olur ve sırf illegal olduğu için oraya gitmeye devam ederken babasının görev süresi dolar ve Yozo Tokyo'daki evden çıkıp bir pansiyona geçer o dönemde ilk kez yokluk nedir öğrenir. Bu arada parti işlerinde yerine başka birinin geçmesinin daha iyi olacağını düşünür ve kaçar. O vakitlerde ona üç kız ilgi duyar biri pansiyon sahibinin kızı, biri bir onu abla olarak görmesini söyleyen işi pişirdiği bir yoldaş, bir de Ginza kafesinde ilk intiharını gerçekleştirecegı Tsuneko. İlk başta dolandırıcılıktan hapsedilmiş kadınla bir gece geçirmek Yozo için keyiflidir fakat bir adamın parası bitince kalbini kaybeder diyip kadını yollar. Gerçi bir gün kafası güzelken Horiki ile tekrar kafeye giderler ve bir kız Yozo'nun yanına, Tsuneko da Horiki'nin yanına oturur ama Horiki Tsuneko'nun çok kederli göründüğünü söyleyip onu öpmez. Yozo ve Tsuneko Kamakura'da kendilerini denize
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma