BİYOLOJİK DETERMİNİZM VE İNSAN İLLÜZYONU
1. Mikro Hack: Sırt Uyarımı ve Nörolojik Kısa Devre İnsanın sırt bölgesine uyguladığı ani termal/mekanik şok (kaynar su vurmak veya sertçe bastırarak kaşımak), biyolojik donanımın en ham sinir hattını manipüle eden lokal bir sistem hacklemesidir. Bu eylemin cinsel hazdan daha yoğun hissedilmesi nesnel bir biyolojik gerçektir: Merkezi Sinir Hattının İstilası: Cinsel uyarılma pelvik bölgeden yukarı taşınan karmaşık bir yazılımdır. Sırt bölgesi ise doğrudan omuriliğin, yani beynin ana veri hattının kendisidir. Bu hatta ani voltaj yüklendiğinde işlemcinin arka plan gürültüsü ve rasyonel filtreleri tamamen kilitlenir. Endojen Opioid Patlaması: Beyin, bu yüksek yoğunluktaki şok verisini baskılamak için saniyeler içinde kendi uyuşturucu laboratuvarını devreye sokar. Büyük protein zincirlerini keserek vücudun en güçlü doğal afyon türevleri olan Endorfin (Endojen Morfin) ve Enkafalin salgılar. Bu maddeler beyindeki mu-opioid reseptörlerine bağlanır, GABA fren mekanizmasını gevşetir ve ödül merkezinde (nükleus akkumbens) anlık, devasa bir dopamin seli serbest bırakır. 10-15 Saniyelik Katarsis: Doğal endorfinin yarılanma ömrü mikroskobik düzeyde (birkaç saniye) olduğu için, bu uyuşma ve kilitlenme anı çok kısa sürer; uyarım bittiği an enzimler kimyasalı yıkar ve sistem eski donuk haline geri döner. 2. Ödül Merkezinin Esareti: Fare Deneyi Gerçekliği 1954 yılında James Olds ve Peter Milner'ın farelerin haz merkezine elektrot yerleştirerek yaptığı deney, biyolojik işlemcinin sınırlarını ve irade illüzyonunu kanıtlar. Fareler açlığı, susuzluğu, acıyı ve üremeyi tamamen reddederek, haz merkezini ateşleyen kaldıraca yorgunluktan ve açlıktan ölene kadar basmışlardır. Evrimsel Açık: Evrim, doğada kendi haz merkezine kablo çekip saf elektrik akımı verebilecek bir organizma
Felsefe
Fütursuz bir çocuğa kalkan ele sarılan anne gibi sarsın bedenimi morfin Taşlara bağlayın hayatla imtihanımı Ben bir ölüm marşı çalkalarım ağzımda yarım bardak ucuz şarapla Taşlara bağlayın tutuklu tutkularımı
Reklam
Yazarlarla Dedikodu 7- Jack London
Selam! En sevdiğiniz serime Gizem 'nin ricası ile Jack London ile devam ediyoruz. Ancak bundan sonra seriyi isteklere kapatmak istiyorum izninizle.. Jack London önce macerayı yaşayıp sonra yazan nadir yazarlardan. Korsanlık yaptı, hapse girdi, altın aradı, okyanuslara açıldı, devrim hayalleri kurdu, servet kazandı, servet kaybetti ve henüz 40 yaşında gizemli bir şekilde öldü. Kısacası Jack London'ın hayatı, romanlarından bile daha çılgındı. Korsanlıktan Polise: İstiridye Hırsızlığı Günleri Jack London'ın suç kariyeri oldukça erken başladı. Henüz 15 yaşındayken borç para ile bir tekne satın aldı ve San Francisco Körfezi'nde istiridye korsanlığı yapmaya başladı. Geceleri başkalarına ait istiridye yataklarını yağmalıyor, sabah olduğunda da çaldığı ürünleri satıyordu. İşin en komik tarafı ise birkaç yıl sonra taraf değiştirmesiydi. Bu işten sıkılınca ya da yakalanma riskinin arttığını görünce Balık Polisi Devriyesi'ne (Fish Patrol- Türkiyede sanırım yok.) katıldı. Böylece bir zamanlar birlikte çalıştığı korsanların peşine düşen kişi oldu. Hapis ve Serserilik Okulu Genç London bir dönem Amerika'yı yük trenlerine kaçarak dolaşan işsiz gezginlerden biri hâline geldi. Bu yolculuklardan birinde serserilik suçlamasıyla tutuklandı ve kısa süre hapis yattı. Daha sonra bu deneyimin hayatını değiştirdiğini söyleyecekti. Hapishanede gördüğü yoksulluk ve eşitsizlik onu derinden etkiledi; ilerideki sosyalist görüşlerinin temelleri de büyük ölçüde burada atıldı. İntihar Girişimi ve Bir Sarhoşluk Hikâyesi Jack London içkiyle hayatı boyunca pek çok problem yaşadı. Bunu da son derece dürüst bir şekilde John Barleycorn adlı eserinde anlatmış. Gençlik yıllarında bir gece körfezde sarhoş haldeyken denize düştü. O sırada yaşama isteğini tamamen kaybettiğini ve kendisini
Edebiyat
UNUTULMUŞ YAZARLAR ve KAYBOLMUŞ KİTAPLAR: EDEBİYATIN HAYALETLERİ 1. Bruno Schulz – Tarçın Dükkânları: Zamanın kırılgan rüyası Neden kayboldu? Schulz, yalnızca fiziksel olarak yok edilmedi, aynı zamanda edebiyat tarihinin belleğinden de silinmek istendi. Ancak bugün, onun yazıları, edebiyatın yeniden keşfedilen bir hazine sandığına dönüşüyor. 2. Anna Kavan – Buz: Donmuş bir labirentte kaybolan zihinler Neden kayboldu? Kavan, toplumsal normların dışında bir hayat sürdüğü için ana akım edebiyattan uzun süre dışlandı. Morfin bağımlılığı ve ruhsal çöküntüleri, onun hem eserlerini hem de kimliğini gölgede bıraktı. 3. Djuna Barnes – Geceyi Anlat Bana: Cesaretin kalemi Neden Kayboldu? Dili fazla cesur, temaları fazla rahatsız edici bulundu. Ancak onun anlatıları, bugün feminist ve queer edebiyatın temel taşlarından biri olarak yeniden okunuyor. 4. Jean Rhys – Geniş Geniş Bir Deniz: Susturulmuş kadınların fısıltıları Neden kayboldu? Kadın karakterlerini kırılgan ve edilgen olarak betimlediği gerekçesiyle eleştirildi. Ancak Rhys’in amacı, tam da toplumun görmezden geldiği kadınları görünür kılmaktı. 5. Clarice Lispector – Yıldızın Saati: Hissetmenin ötesi Neden kayboldu? Brezilya’da parlayan bir yıldız olsa da uluslararası alanda uzun yıllar görmezden gelindi. Anlatımı soyut ve zorlayıcı bulunduğu için yalnızca meraklı okurlar tarafından takip edildi. 6. Stefan Zweig – Satranç: İnsan aklının çöküşü Neden kayboldu? II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın içine düştüğü umutsuzluk Zweig’i derinden etkiledi. Brezilya’da eşiyle birlikte intihar ettiğinde, bu güçlü kalemin sesi kesilmiş, eserleri bir süre göz ardı edilmişti. 7. Mikhail Bulgakov – Usta ve Margarita: Şeytanın kalemi Neden kayboldu? Bulgakov’un eserleri, Stalin döneminde sansürlendi ve yayımlanmasına izin verilmedi.
Edebiyat
Kalbe vurulan bir neşter ve zihnimin gürültülü sesini uyuşturacak bir morfin lazım. Unutmak gerek...Herkesi ve her şeyi... •open.spotify.com/track/0seG9thS3...youtu.be/4LRFLJk1lWI
Bugün dünyanın en tehlikeli uyuşturucularından biri kabul edilen eroin, yirminci yüzyılın ortalarına kadar dünyanın pek çok yerinde yasal bir ilaç olarak eczanelerde satılıyordu. Tıp dünyasının ve devletlerin bir maddeye bakışının zaman içinde nasıl taban tabana değişebildiğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri budur. Alman ilaç devi Bayer, 1898 yılında eroin maddesini tescilli bir marka olarak piyasaya sürdüğünde bunu çocuk öksürük şuruplarında, ağrı kesicilerde ve hatta morfin bağımlılığını tedavi edecek "bağımlılık yapmayan güvenli bir alternatif" olarak pazarlamıştı. Maddenin ne kadar ölümcül bir bağımlılık yarattığının fark edilmesi ve devletlerin harekete geçmesi ise onlarca yıl sürdü. Amerika Birleşik Devletleri eroinin reçetesiz satışını 1914 yılında sınırlayıp 1924 yılında tamamen yasaklamış olsa da, dünyanın geri kalanında bu süreç 1930'ların sonu ve 1940'lara kadar sarktı. Hatta bizim tarihimizden de çok çarpıcı bir örnek vardır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında, 1926 ile 1933 arasında İstanbul'da yasal olarak çalışan üç büyük eroin fabrikası bulunuyordu. Mecidiyeköy, Eyüp ve Kuzguncuk'taki bu fabrikalar yasal olarak dünyaya eroin ihraç ediyordu. Milletler Cemiyeti'nin baskısı ve bağımlılığın İstanbul sokaklarına yayılmaya başlaması üzerine, Atatürk'ün talimatıyla 1933 yılında çıkarılan bir kanunla bu fabrikalar kapatıldı ve eroin üretimi tamamen yasaklandı. Bu tarihsel gerçeklik, insanlığın acıyı dindirme ve zihni rahatlatma arayışında dönemin bilimsel yetersizlikleri yüzünden ne kadar büyük hatalar yapabildiğini açıkça belgeliyor. Bir dönem doktorların reçeteyle çocuklara verdiği bir kimyasal, daha sonra insanlığı tehdit eden bir uyuşturucuya dönüşebiliyor. Sınırların bu kadar değişken olması, insanların kaygılarından kaçmak için her dönem
1000Kitap
Reklam
Reklam