Kitabın ismi ve kapak tasarımı sanırım daha kitabı açmadan konusunu çoktan belli ediyor. Kitabı okumaya başladığım zaman ise ilk dikkatimi çeken intiharın insanın insanlığa dair en büyük seçeneğinin olduğunu görmemdi. İntiharı aleni şekilde bir çok kez düşünmüş olduğumdan mütevellit yazarın intihar için söylediklerinde kendimi buldum ve biraz da sevindim açıkçası. Zira intihar bir çok ülke de yasak, ayıp, ahlaki olmayan davranış gibi bir çok olumsuzlukla anılıyor. Özellikle intihara meyilli insanlar özgüvensiz bir suçlu gibi lanse ediliyor fakat hayattan zevk almamakta hayattan zevk almak kadar tabii değil midir? Herkesin hayatı, yaşamayı, eğlenmeyi, mutlu olmayı istemesi gerekli midir? Peki kişi bunları görüyor, biliyor ancak istemiyorsa bu onu kötü, özgüvensiz, suçlu yada bunun gibi olumsuz sıfatlara layık olduğunu mu gösterir? Yazar da burada intiharın insanın en temel içgüdülerinden birisi olduğunu hatta insanı insan yapan en temel özelliğin intihar edebilme seçeneğinin olduğunu anlatıyor. Fakat yazarımız bazen çok fazla ileri giderek bu düşüncenin herkes tarafından benimsenmesini istiyor bunu da "Kendini ortadan kaldırmayı hiç tasarlamamış; ipin, kurşunun, zehirin ya da denizin yardımına başvurabileceğini hiç hissetmemiş kişi, aşağılık bir kürek mahkûmudur; ya da evrenin leşi üzerinde sürünen bir solucan..." düşüncesiyle belirtilmiştir.
İntihar konusu dışında din, felsefe, mutlu olma, hayattan zevk alma gibi bir çok konuya da karşı çıkan yazarımız tam anlamıyla insanın kurtuluşu tüm bunları reddetmekte ve asıl kurtuluşun bütün olumlu fikirlerin çürümesinde olduğunu düşünmektedir. Her ne kadar bazı konulara karşı çıkması bana fazlasıyla abartılı gelse de özellikle din konusunda yaptığı tespitler çok yerindeydi diyebilirim. Bu tespitlerden bir kaçını paylaşmak ne