Bauman, genelleme yapmayı seven biri. Ancak insan bazen düşüncenin kısa yoldan anlatılması için buna ihtiyaç duyulabiliyor.
Kitabın merkezinde göç nosyonu yer alsa da, tematik olarak bu kitap “batılı olmayanların batıya göçü hakkında batılı bir deneme” gibi görünüyor.
Kitapta sosyo-ekonomik açmaza düşen “prekarya” sınıfının ve likit haldeki toplumun taleplerinin, kapitalist söylem mekanizmasında nasıl tehditlerle ve korkularla ya da hiç olmazsa ödül oyunlarıyla kanalize edildiğini anlayabiliyoruz.
Alıntıladığı güçlü isimlerin birçoğu Alman Felsefesinin önemli filozofları. Bu isimlerden Kant ve Heidegger’in ontolojik olarak insanın dünyada ve çevresindeki zaman/mekan duruşu, ideali insanı yaratıyor. Etik olarak kendini aşan bu insan modeli Bauman’ı da etkilemiş.
Kitabın 2000’li yıllardan sonrasını konu edinmesi, onu anlamamızı kolaylaştırırken; oluşan problemlere empati kurarak sorunun bizatihi etkilenini olarak bizi içine alması da bir diğer nokta. Böylece halihazırda yaşayan politiklerin halihazırda yaşattığı problemleri günlük hafızamızdan onaylayabiliyoruz.
Bu güncellik bir diğer yanda, sanal dünyayı da etik ve sosyolojik olarak önümüze bırakıyor. Bireyin online/offline hayatının, ikircikli sosyal konumuna değinen Bauman, hayatın iki farklı dünyada farklı “idea”lar sunduğunu gösteriyor. Elbette tüm bunları, refere ederek bizi yan okumalara da sürüklüyor.