Bildikleri gibi yaşamaya devam etsinler. Başlarına iyi bir şey gelirse ne ala, kötü zamanlarda ise sabırlı olsunlar.
Her yerde her zaman halk kitleleri sabretmek, katlanmak zorunda bırakılır. Sabır, uzlaşma ve yoksunluklar kitlelerin bir nevi görevi haline gelmiştir. Pek çok konuda saldırıya uğramış, küçümsenmiştir halk. Her yerde ve her zaman “halk sarhoştur. İnsanlar tembel, çalışmak istemiyorlar. İnsanlar kaba, açgözlü, acımasız.” Denir ve en iyi becerdikleri şeyin sabır olduğu söylenir. “Açlık çekiyor, donuyor, pislik içinde yaşıyor, yine de şikayet etmiyor, sabrediyor.”
Herkes halkın sabrını övüyor, hayranlık duyuyordu. Halkın sabrı kutsallaştırılmıştı. İsa Mesih’in dini de bir sabır dinine dönüştürülmemiş miydi?
Snellman bu sabır saplantısına bozuluyor, her iki tarafa da kızıyordu.
Kendileri için tüm özgürlükleri, kolaylıkları ve zenginliği isteyen, halka ise en ağır yoksunluklara katlanmanın gerekli olduğunu öneren üst sınıflara kızgındı.
Dayatılan bu mecburiyete hoşgörü gösterdikleri için kitlelere de öfkeliydi. Halkın düşünce uyuşukluğuna, yoksunluklara, sarhoşluğa be adaletsizliklere, maddi ve manevi sefalete alışıp razı olmalarına kızıyordu.
Milyonlarca insan sığır gibi pis ve miskin bir hayat sürüyor’ diyordu snellman kızdığı zamanlar. ‘Düşündükleri tek şey mideyi doldurmak.’
Beni affedin ama dürüstçe şunu söylemeliyim ki her meslekte olduğu gibi, ruhen mesleğine yabancı çok sayıda öğretmen var. Bunlar zanaatkar bile sayılmaz. Daha da kötüsü mesleğini sevmeyen, öğretmenliğe lanet eden rençperlerdir bunlar. Benim onlara tavsiyem okuldan ayrılmalarıdır. … Canlı bir ruha ve büyük bir bilgi birikimine sahip insanlara ihtiyaç duyan bu yeri rahat bırakın…
Toplum dediği tam olarak neydi? İnsanın çoğulu mu? Toplum denen şey tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım. Ama Horiki konuşurken birden anladım.
“Toplum dediğin şey sen değil misin?”
Ah, insanlar birbirleri hakkında en temel şeyleri bile bilmiyorlar.
Birbirlerini zerre anlamadan en iyi arkadaş olduklarını sanıyorlar. Yaptıkları hatayı asla anlamadan sürdürüyorlar yaşamlarını ve aralarından biri ölünce ardından konuşma yaparken ağlıyorlar.