Yaşlandıkça ölülerimiz bizimle daha çok konuşur, derler. Farklı sesleri daha iyi, engelsiz duyabilmek için dünyanın seslerini kaybederiz. Şimdilik hala sadece gürültüler duyuyorum.
Uçmayı, yüzmeyi, havlamayı, böğürmeyi, ulumayı arzuluyorum. Kanatlarımın, kabuğumun, zarımın olmasını istiyorum, duman yaymak istiyorum, üzerimde bir fil hortumu taşımak, bedenimi kıvırmak, her yere saçılmak, her yerde olmak, kokularla birlikte dağılmak, bitki gibi yeşermek, su gibi akmak… her atoma nüfuz etmek,maddenin ta derinliklerine kadar inmek,madde olmak.
Çünkü aşk bir ağaç gibidir: kendiliğinden yetişir, kökleriyle tüm benliğimizin derinliklerini sarar ve yıkıntı halindeki bir yürekte yeşermeye devam eder.