ne çok istek. ne çok özlem. ve ne çok acı… yazgı acısı. varoluş acısı. hep orada olan, yaşam zarının hemen altında sürekli uğuldayan acı. ulaşılması böylesine kolay olan acı. pek çok şey -basit bir grup alıştırması, birkaç dakikalık derin düşünce, bir sanat yapıtı, bir vaaz, kişisel bir kriz, bir kayıp - bize en derindeki isteklerimizin hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini anımsatır.
kıyılarındayım işte... ne isteyebilir ki kırk yerinden kan sızan yaralı bir hayvan, avcısından. kâküllerinin rüzgârlı ülkesinde bir küçücük yer yürek büyüklüğünde; gözlerinin kahverengi suyundan bir yudum iyilik; gövdemi bir suç, bir fazlalık, gereksiz bir eşya olmaktan çıkaracak bir büyülü dokunuş, parmaklarının inceliğinden. dünyanın kötülüğüne bir küçücük yanıt, sevgiyle. her şeyin alışverişe döndüğü bu pazarda bir yürek hesapsızlığı. geldim ve kıyılarındayım işte tüm kirlenmişliğim, tüm arınmışlığımla. merhaba Ömür Hanım, merhaba dünyanın tek olanağı içtenlik, merhaba diplerde ışıyan gelecek düşü, merhaba benim murat üstündeki yalnızlığım...