Meryem

Meryem
ciğerime biriken alıntıları bırakıyorum
9/10
·192 syf.·
2026 15. kitabı
Bir Kadının Hayattan Silinişini Okudum Esme Lennox Nasıl Yok Oldu beni sadece bir hikâyenin içine çekmedi; beni, susturulmuş kadınların unutulmuş sesleriyle baş başa bıraktı. Kitabı okurken Esme'nin yaşadıklarına öfkelenmemek, onun yalnızlığını hissetmemek mümkün değildi. Sayfalar ilerledikçe bir insanın nasıl yavaş yavaş hayatından, kimliğinden ve hatta hatıralardan silinebileceğini gördüm. Bu kitap bana bazen "delilik" diye adlandırılan şeyin aslında toplumun anlayamadığı ya da kabul etmek istemediği insanlar olabileceğini düşündürdü. En çok da Esme'nin yıllarca yok sayılmış olmasına rağmen içindeki insanlığı koruyabilmesi etkiledi beni. Kitap bittiğinde aklımda olaylardan çok duygular kaldı. Hüzün, öfke, empati ve biraz da kırgınlık... diyebilirim. Esme Lennox Nasıl Yok Oldu, benim için sadece bir aile sırrını anlatan roman değil; hatırlanmayı hak eden insanların hikâyesiydi. Kitabı kapattığımda Esme'yi geride bırakamadım ve sanırım uzun süre de bırakamayacağım. (beni en çok sessizliği yaraladı) Bazı insanlar ölmeden önce unutulur. Esme'nin hikâyesi tam da bunun ne kadar acı olduğunu anlatıyor.
Edebiyat
Esme Lennox Nasıl Yok OlduMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20242,916 okunma
10/10
·512 syf.·
2026 11. kitabı
Kitabı okurken kendime sürekli şunu sordum: Bu gerçekten bir bilim kurgu mu, yoksa insanın içini deşen bir hikâye mi? Başta bir uzay yolculuğu gibi başladı ama ilerledikçe aslında inanç, yalnızlık ve anlam arayışıyla yüzleştiğimi fark ettim. Okudukça sanki ben de o bilinmeyene doğru gidiyormuşum gibi hissettim. Emilio Sandoz karakteriyle ayrı bir bağ kurdum. Onun yaşadıkları bana şunu düşündürdü: İnsan neye tutunur olur ki, inanç dediğimiz şey ne kadar dayanıklı kalabilir ki? Yaşadığı şeyler karşısında verdiği tepkiler çok gerçek geldi, hatta bazı yerlerde kendimle karşılaştırdığım bile oldu. Bu yüzden hikâye sadece okunup geçilecek bir şey değil, biraz da insanın içine dokunuyor (aslında tam anlamıyla). Kitap bittiğinde aklımda net cevaplar yoktu ama bir sürü soru vardı. Belki de en etkileyici yanı buydu. Bana göre Serçe, sadece bir hikâye anlatmıyor; insanı kendiyle baş başa bırakıyor ve düşündürmeye devam ediyor. Okuduktan sonra bile etkisi kolay kolay geçmiyor. Etkileyiciydi dahası merak severlik söz konusu olarak sürüklenen bi kitap.. aslında kendimle yüzleştiğim bir roman oldu.
Edebiyat
SerçeMary Doria Russell · Metis Yayıncılık · 2003370 okunma
10/10
·184 syf.·
2026 3. kitabı
Birhan Keskin – Kim Bağışlayacak Beni Bu kitap beni diğer Birhan Keskin şiir kitaplarından bir adım öne geçti. Çünkü burada şiirler okura mesafe koymuyor; doğrudan içine giriyor. Acı, eksiklik, suçluluk ve kadın olma hâli öyle sakin ama öyle derin anlatılıyor ki.. bazı dizelerde durup nefes almak gerekiyor. Sanki şiirler yazılmamış da yaşanmış gibi; süs yok, gösteri yok, sadece gerçek bir kırılganlık var. (daha çok sevilen bu olsa gerek) Kim Bağışlayacak Beni okurken insanın aklına şu soru takılıyor: Asıl affetmesi gereken kim? Şiirler başkasından bir bağışlanma beklemiyor, daha çok insanın kendisiyle hesaplaşmasını fısıldıyor. Şiir kitabından çok, insanın kendi içinden çıkamadığı bir ses gibi. Birhan Keskin burada acıyı anlatmıyor; acının içinde konuşuyor. Kitap bittiğinde “okudum” demek gelmiyor içimden; bir süre sessiz kalmak istiyor insan. Ve bence bir şiir kitabının yapabileceği en güçlü şey tam da bu. Diğer kitaplarından ayrı tutacağım, başrolü kaptı benim için. :) Bitince geçmiyor, sessizce sende kalıyor.
Şiir
Kim Bağışlayacak Beni?Birhan Keskin · Metis Yayıncılık · 20205,6bin okunma
9/10
·272 syf.·
2026 1. kitabı
Frankenstein ya da Modern Prometheus Nerden başlasam bilemedim.. İlk bilimkurgu romanı olduğu için mutluyum. Çünkü… Frankenstein’ı okurken aslında bir canavar hikâyesi okumuyorum; daha çok sorumluluktan kaçan bir insanın hikâyesini görüyorum. Victor Frankenstein’ın asıl hatası hayat yaratması değil, yarattığı şeye sahip çıkmaması. Roman bana şunu düşündürüyor: Kötülük doğuştan gelmiyor, insan yalnız bırakıldıkça öğreniliyor. Yaratık, baştan kötü değil; kötü muamele gördükçe ve sürekli dışlandıkça öyle bir şeye dönüşüyor. Shelley burada bilimi değil, bilimin etik sınırlar olmadan kullanılışını sorguluyor. Filmini düşündüğümde ise bu derinliğin biraz kaybolduğunu hissediyorum. Sinema, yaratığı daha çok korkulacak bir figür olarak gösterirken, romanda asıl rahatsız edici olan Victor'un vicdanındaki boşluk. Filmi izlerken kimin iyi kimin kötü olduğu daha net; kitapta ise bu netlik yok ve bence tam da bu yüzden etkileyici. Çünkü okur olarak beni rahatlatmıyor, yargı dağıtmıyor, düşünmeye zorluyor. Bence Frankenstein, canavarın kim olduğunu değil, insanın ne zaman canavarlaştırdığını sorgulayan bir metin. Bu yüzden de en sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı diyebilirim kendime. :)
Bilim-Kurgu
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,7bin okunma