Frankenstein ya da Modern Prometheus
Nerden başlasam bilemedim..
İlk bilimkurgu romanı olduğu için mutluyum.
Çünkü…
Frankenstein’ı okurken aslında bir canavar hikâyesi okumuyorum; daha çok sorumluluktan kaçan bir insanın hikâyesini görüyorum. Victor Frankenstein’ın asıl hatası hayat yaratması değil, yarattığı şeye sahip çıkmaması. Roman bana şunu düşündürüyor: Kötülük doğuştan gelmiyor, insan yalnız bırakıldıkça öğreniliyor. Yaratık, baştan kötü değil; kötü muamele gördükçe ve sürekli dışlandıkça öyle bir şeye dönüşüyor. Shelley burada bilimi değil, bilimin etik sınırlar olmadan kullanılışını sorguluyor.
Filmini düşündüğümde ise bu derinliğin biraz kaybolduğunu hissediyorum. Sinema, yaratığı daha çok korkulacak bir figür olarak gösterirken, romanda asıl rahatsız edici olan Victor'un vicdanındaki boşluk. Filmi izlerken kimin iyi kimin kötü olduğu daha net; kitapta ise bu netlik yok ve bence tam da bu yüzden etkileyici. Çünkü okur olarak beni rahatlatmıyor, yargı dağıtmıyor, düşünmeye zorluyor.
Bence Frankenstein, canavarın kim olduğunu değil, insanın ne zaman canavarlaştırdığını sorgulayan bir metin.
Bu yüzden de en sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı diyebilirim kendime.
:)