Söylemeliyim
Yok
Yok... meydanlarda bağırmalıyım,
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.
"Ayran, temiz ayran!" demeye devam ediyordu.
Dört bardak, hiç olmazsa dört bardak satabilseydi... Buna mukabil alacağı on kuruşla eve bir kara ekmek götürebilirdi. Onun gelmesini, aç bir uyuşukluk içinde dört gözle bekleyen iki küçük kardeşinin hayali gözünden şimşek gibi gelip geçiyor ve o hep bağırıyordu:
"Temiz ayran... Temiz!"
Oğlunu kolundan çekti. Geride kalan küçük satıcıyla anasına, yerin dibine geçirmek ister gibi tahkir edici' ve ezici bakışlar atarak yürümeye başladı. Oğlu hâlâ dönüp geri bakıyor ve yaşlı gözlerini başka taraflara çeviren arkadaşını görünce kendinin de gözleri yaşarıyordu.
Küçük satıcı o titrek ve ince sesiyle bağırıyordu:
"Beş kuruşa... Arabalar beş kuruşa..."
Küçük satıcının annesi, başını kaldırmış, yuvarlanır gibi gelen bu kürk mantolu ve yılan derisi iskarpinli kadına bakıyordu.
Kadın, yaklaşınca, hâlâ şaşkın şaşkın gülümseyen oğlunu bileğinden yakaladı:
"Bu ne hâl?" diye bağırdı. "Kimlerle konuşuyorsun?"