"Şu vadilerin ardında mavi sisle örtülü bir dağ görüyorum. Güzel değil mi?" demiş Göz bir gün.
Kulak dinlemiş ve bir süre dikkatle dinledikten sonra demiş ki, "Fakat nerede o dağ? Ben duymuyorum." demiş.
Sonra El konuşmuş ve demiş ki, "Hissetmeye, dokunmaya çalışıyorum ama boşuna, dağ bulamıyorum."
"Dağ yok, ben kokusunu almıyorum." demiş Burun da.
Göz başka tarafa dönmüş ve hepsi Göz'ün tuhaf sanrısı hakkında konuşmaya başlamışlar. "Bir sıkıntısı olmalı." demişler.
Bir haziran günü çim şöyle demiş karaağacın gölgesine:
"Durmadan sağa sola sallanıp benim rahatımı bozuyorsun."
Gölge cevaplamış, "Ben değilim, ben yapmıyorum. Yukarı bak. Rüzgârla bir kuzeye bir güneye, bir güneşe bir toprağa esen bir ağaç var orada.
Yukarı bakmış ve ilk defa görmüş ağacı. Demiş ki kendi kendine, "Şuna bak, benden daha büyük bir çim var."
Ve susmuş çim.