“Lorenzo’nun Yağı” geçtiğimiz günlerde televizyon ekranlarına gelen bir Amerikan filmi. Fakat Türkiye’de asıl gündeme gelişi, bundan dört yıl öncesine dayanıyor. O zamanın “Aktüel” dergisi “Anti-Tıp’ın Zaferi” [*] başlığıyla bu mevzuda imzasız bir değerlendirmeye yer vermişti. Meselelerin Türkiye’de belli bir kesim tarafından nasıl çarpıtıldığına ve en alâkasız bahanelerin bile dine saldırı imkânına nasıl dönüştürüldüğüne misâl bir yerde, o değerlendirmeyi kesip saklamıştık. İşte yeri geldi:
“Ve Lorenzo… Henüz beş yaşında. Hüküm verilmiştir: Lorenzo ölecektir. Çünkü tıb ideolojisi, Lorenzo’nun yakalandığı hastalık karşısında iktidar sahibi değildir henüz. Kuşkusuz muhalif de değildir ama, en hafif deyimiyle kadercidir. Lorenzo ölecek, belki de böylece tıb bir kez daha haklı çıkacaktır: Biz dememiş miydik?..” Modern tıbbın bir ideoloji hâline getirildiği doğrudur. Ama bu ideolojinin “kaderci” olduğunu söylemek, üstelik bunu “en hafif deyim” diye nitelemek, desteksiz atmaktır. Modern tıbbın ideolojik kimliği, “kader” itikadına yer vermesinde veya insan iradesini hiçe sayan “kaderiyye” görüşüne meyletmesinde değildir; tam aksine modern tıb, kaderin hiçbir çeşidine yer vermeyen, sadece kendi ilmî hünerine inanan bir doktrindir. Kendi ilminin tükendiği yerde ise “yapacak bir şey yok” diye konuşur. İşte, kahramanımız Lorenzo böyle bir durumdadır.
__“Ne var ki, Lorenzo’nun anne ve babası, SSK kuyruğunda bekleyip kaderlerini doktorların dudaklarına teslim eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına pek benzemezler. Varoluşlarının anlamı olan oğulları için önce tıbla, sonra ölümle, arkasından da tüm yerleşik değer yargılarıyla mücadeleye girişirler. Bir yanda bilimin yüzyıllardır kurumlaşmış yanılmazlığı; diğer yanda ise ana-baba sezgisinin, gücünü sevgiden alan
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997, Remzi Vatansever imzasıyla ), -Yağmurcu- Çerçevesinde İlmin Dine Tasallutunun Hikâyesi. GÂYE İLİM Mİ, TEDAVİ Mİ?..