Nadire Mater'in Mehmedin Kitabı'nda Güneydoğu'da askerlik yapan gençlerin yaşadıkları doğrudan kendi anlatımlarıyla aktarılıyor. Bence kitabın en güçlü yanı da bu. Araya giren yorumlar ya da yönlendirmeler yerine askerlerin kendi seslerini duyuyorsunuz. Bu da anlatılanları çok daha gerçek ve etkileyici kılıyor. Kitabı okumak benim için hiç kolay değildi. Sayfalar ilerledikçe çatışmalarda hayatını kaybeden askerleri, mayınlara basarak uzuvlarını kaybeden gençleri, gazi olarak yaşamına devam etmeye çalışan insanları ve yaşadıkları psikolojik yıkımı okumak gerçekten ağırdı. Bir yandan da çatışmaların ortasında yaşamaya çalışan bölge halkının yaşadıkları vardı. Köylerin boşaltılması, insanların sürekli korkuyla yaşaması, gündelik hayatın bile büyük bir mücadeleye dönüşmesi insanın içini burkuyor. Kitabı okurken sık sık durup düşündüm. Çünkü anlatılanlar kurgu değil, yaşanmış hayatlar.
En çok etkilendiğim noktalardan biri, bu askerlerin çoğunun henüz çok genç yaşta bu deneyimleri yaşamış olmasıydı. Daha hayatlarının başındayken ölümle bu kadar iç içe kalmaları, arkadaşlarını kaybetmeleri ve yaşadıkları travmaları yıllar sonra bile aynı ağırlıkla anlatmaları beni derinden etkiledi. Bazılarının anlattıkları birkaç cümleden oluşuyor ama o birkaç cümlenin taşıdığı yük çok büyük. Özellikle kaybettikleri arkadaşlarını anlatırken hissettikleri çaresizlik ve suçluluk duygusu satırlara açıkça yansıyor.
Kitap boyunca hiçbir tarafın acısının diğerinden daha önemsiz gösterilmediğini hissettim. Hem askerlerin hem de bölgede yaşayan sivillerin hayatlarının çatışmalardan nasıl etkilendiğini görmek, savaşın aslında herkesten bir şeyler götürdüğünü bir kez daha gösteriyor. Okurken sürekli aynı düşünce aklıma geldi. Savaş bittiğinde bile insanlar yaşadıklarıyla yaşamaya devam ediyor. Fiziksel
Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov olan Rus yazar, yetim kalıp yoksul bir hayat sürdüğü için "Acı" anlamına gelen "Gorki" takma adını kullanır.
Yazarın dilini ve üslubunu çok beğendim. Zira içeriğinde altını altın harflerle çizilecek birçok söz var. Ki bu sözlerin çoğu da şiirsel bir dille aktarılmış.
Kitap, sosyalist olan bir Ana'nın (Plage) oğlu Pavel ile Çarlık despotizmine, kapitalizme , zulme, eşitsizliğe, adaletsizliğe, hükümet baskısına karşı verdiği mücadeleyi anlatır. Ama bu sıradan bir mücadele değildir. Zira Ana, okuma yazma bilmemekte, yoksuldur ve dul bir kadındır. Oğlu fabrikada işçidir.
Bir gün oğlu Pavel'in fabrikakadan gelen işçi arkadaşları ile evinde yaptığı toplantı sonraki günlerde muntazam bir toplantıya dönüşür. Ana, evine gelen gidenleri ve neyi konuştuklarını zamanla kavrar. Böylece sonraki süreçte Ana da oğlu ve arkadaşlarının verdiği bu amansız mücadeleye dahil olur. Oğlu ve bir çok arkadaşı tutuklanır. Buna rağmen Ana pes etmez. Bu sürede okuma yazma öğrenir hatta bu zulme karşı en büyük mücadeleyi dergi, bildirim ve kitap dağıtımı yaparak başlatmış olur. Halkı biliçlendirerek halkın uyanmasını ve bu direnişe destek vermesini sağlar.
Oğlu Pavel ve arkadaşları tutuklanarak Sibiryaya sürgüne gönderildiği için Ana, artık kaybedecek bir şeyi olmadığını anlar ve ölmez bir ruhla tek başına direnişe devam eder.
Son bölümde Ana, jandarmalar tarafından yakalanarak zorla susturulmaya çalışılır. Fakat Ana direnir ve şu son sözler ağzından dökülür:
"Gerçeğin sırrına eren ruh bir daha öldürülemez."
"Gerçek kanla boğulmaz."
"Gerçeği kanla saklayamazsınız."
AnaMaksim Gorki · Evrensel Basım Yayın · 201634,4bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Selam canlar
Bugün sizlere @ayssbssrt kaleminden #ateştendüğüm2 kitabı ile geldim...
Yazarın kalemi ile serinin ilk kitabıyla tanışmış ve çok sevmiştim serinin devamını da merakla bekliyordum.
Şimdide üçüncü kitabı merakla bekliyor olacağım...
Yazarın akıcı dili olayların sürükleyici olması, bazı sayfalarda bizi hüzünlendirirken bazı sayfalarda gülümsetiyor.
İlk kiqtptada belirttiğim gibi tam bir dizi havasında hikâyemiz. İki ailenin geçmişten gelen düşmanlığı ve bu düşmanlığın bitmesi için feda edilen iki genç Elif ve Baran hikâyesi, oysa ikisininde hayelleri vardı... Hayellerini bir çırpıda yok eden töre Elif ve Baran'ı zorunlu bir evliliğe sürüklemişti.
Onların hikâyesi kaldığı yerden devam ediyor.
Bu kitapta da Berfin'in böreklerinden öğğğ geldi börekleriyle birlikte yok olabilir mi üçüncü kitapta.
Birde Elif'in ergen tavırları beni sinir etmedi desem yalan olur
Elif ilk kitapta yaşadığı büyük kırılmaların ardından İzol konağında kendisine kurulan oyunlarla mücadeleye devam ediyor.
Hayatında yaşadığı kayıplar ve yıkılan hayelleri nedeniyle büyük bir yalnızlık yaşar.
Elif'in elinde geçmişten abisinden kalan tek hatıra olan ve nişan gecesi kaybettiği bileklikten başka hiçbir şey kalmamıştır. Bu bileklik hiç beklemediği bir kişinin elindedir ve Elif bilekliğe ulaşmaya çalışırken o kişinin yalan söylediğini anlar.
İzol konağında Baran'la gerçek evli olduklarını düşünüldüğü için tâbiki aynı odayı paylaşmak zorunda kalırlar. Elif Baran'la aralarında esen soğuk rüzgarlarla verdiği mücadelenin yanı sıra birde Berfin ve Rojbin hanımın saçma entrikalarıyla uğraşmak zorunda kalır.
Bu arada birde aşiretin onlardan beklediği bir bebek vardır. Elif abisi ve babasına verdiği sözü tutamasının üzüntüsünü yaşarken bir sabah telefonuna gelen dershane kayıt mesajı ile şaşkına döner.
Romantik komedi serisi Kaguya Sama Aşk Savaştır'da aşk savaşı ikinci ciltte kaldığı yerden devam ediyor. Farklı konularda mücadeleye devam ediyorlar. Eğlenceli bir seri. Tavsiye ederim.
Merhaba arkadaşlar. Hepimize günaydınlar, güzel bir gün olması dileklerimle. Sürprizleri sever misiniz? Aşağıda sizlere bir sürpriz bırakacağım. Esrarlı Ada yine çocukluğumdan hatırladığım ama okumaya başlarken hafızamda canlanmayan, o küçük hikayeler serisiyle okul kütüphanesinde ilkokul zamanlarımızda okuduğum eserlerden biriydi. Şimdiyse, orijinal baskısından çeviri okuduğumuz 700 sayfalık bir külliyatla birlikteyiz. Bu külliyatın neresini anlatacağız, bunca sayfayı nerede özetleyeceğiz bilmiyorum ama elimden geldiğinde kitapla bağımızı bozmadan ilerlemeye çalışacağız. Evvela savaş tutsağı olan birkaç kişinin düştüğü ada bizim hikayemizin temel konusunu oluşturuyor. Bu bilgiyi vererek başlayalım.
Ada konulu eserlerin başında benim için dünya yansa da yıkılsa da Robinson Crusoe gelecek ve her ada konulu eserde de kıyaslamam bu yüzden ne yazık ki başka bir eser değil bu olacak. Maalesef bu kıyaslama durumunu da asla ama asla aşamıyorum. Richmond adında bir savaş kampından önce balonla kaçan suçlular (ABD İç Savaşı ile bağlantılı ama tarihi detayları bilmiyoruz sadece suçlu veya mahkum oldukları bilgisi kitapta var) daha sonra bir fırtınaya yakalanıyor, daha sonrasında bir adanın yakınına düşüyorlar. Bunlardan Cyrus Smith bir mühendis ve aynı zamanda bir bilim adamı. Köpeği Kop ile beraber kölesi Neb, gazeteci Spilett, denizci Pencroff ve yardımcısı Brown da diğer kaçaklar. Aslında buraya kadar oldukça normal bir şekilde ilerliyoruz ama şimdi biraz ada hakkında merak uyandıralım istiyorum.
Balona toplamda 5 insan ve 1 köpek girmişti. Ancak 4 insan çıktı. Buna kimse şaşırmayacak ama grubun en kariyerlisi olan Cyrus Smith balondan sağ çıkanlar arasında yok. Kariyerli dedim bilerek çünkü onu aramak için nedenleri onu sevmeleri yahut yol arkadaşı olmaları değil onu
Kaderin Şifresi: Direniş, serinin ilk kitabında temelleri atılan gizem, teknoloji ve kıyamet sonrası yaşam temalarını daha karanlık ve daha yoğun bir atmosfer içinde sürdürüyor. İlk kitapta başlayan bilinmezliğe yolculuk, bu kez insanlığın geleceğini belirleyecek bir mücadeleye dönüşüyor.
Kitap, medeniyetin büyük ölçüde çöktüğü, iletişim ağlarının sustuğu ve şehirlerin harabeye döndüğü bir dünyada geçiyor. Seferihisar’da kurulan Kale-Köy, hayatta kalanlar için bir sığınak işlevi görse de dış dünyadaki tehlikeler giderek büyüyor. Hikâyenin merkezindeki Haldun karakteri, güvenli yaşam alanını geride bırakarak İstanbul’da mahsur kalan Şeyda’yı kurtarmak için zorlu bir yolculuğa çıkıyor. Ancak bu yolculuk yalnızca bir kurtarma operasyonu değil; aynı zamanda insanlığın kaderini şekillendirecek daha büyük bir mücadelenin parçası hâline geliyor.
Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, gerilim unsurunu sürekli canlı tutabilmesidir. Yazar, bilinmeyen tehditleri ve H.K. karakterinin ardındaki gizemi koruyarak okuyucunun merak duygusunu diri tutmayı başarıyor. Özellikle kıyamet sonrası dünyanın tasviri, umutsuzluk ve direnme isteği arasındaki ince çizgiyi başarılı bir şekilde yansıtıyor. Eserde yalnızca aksiyon ve macera değil, aynı zamanda dostluk, fedakârlık ve umut gibi insani değerler de ön plana çıkıyor.
Dil ve anlatım açısından bakıldığında, roman sade ve akıcı bir üsluba sahip. Olayların hızlı ilerlemesi sayesinde tempo hiçbir noktada düşmüyor. Bu durum özellikle bilim kurgu, distopya ve macera türlerini seven okuyucular için kitabı sürükleyici hâle getiriyor.
Sonuç olarak Kaderin Şifresi: Direniş, kıyamet sonrası dünyada geçen sürükleyici bir macera romanı olmasının yanında, umut ve direniş kavramlarını merkezine alan etkileyici bir devam kitabı niteliği taşıyor.
DirenişHızır Narin · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20253 okunma