Vilfredo Pareto
Kısa aralıklar dışında insanlar her zaman bir seçkin azınlık tarafından yönetilmişlerdir. Seçkin (elite) kelimesini en güçlü, en enerjik ve kötülük kadar iyiliğe de yeteneği olan anlamında, etimolojik bağlamı içinde kullandım. Oysa önemli doğal bir yasa nedeniyle seçkinler sürekli bu hâlleriyle devam edemez, tükenirler. Bu yüzden insanlık tarihi seçkinlerin durmadan devam eden yer değiştirme tarihidir. Biri yükselirken diğerinin alçalması gibi... Bu gerçek bir fenomendir fakat bize başka biçimde gözükebilirler. Eskilerin yerine geçmek için çabalayan veya sadece gücünü artırmak isteyen yeni seçkinler böyle bir niyetleri olduğunu açıkça kabul etmezler. Bütün bu baskının liderliğini üstlenmek yerine, kendi iyiliklerinin değil, çoğunluğun iyiliği peşinde koşacaklarını, bunun büyük bir mücadeleye yol açacağını fakat bu mücadelenin sınırlı bir sınıfın hakları için değil bütün vatandaşların hakları için yapılacağını ilan ederler. Tabii ki yeni seçkinler bir kere zafer kazandıklarında eski dostlarını buyrukları altına alırlar ya da onlara bazı resmi ayrıcalıklar sunarlar. Bu tarih, Roma'daki plebler ile patriciler arasındaki çatışmanın tarihidir ve burjuvanın, feodal kökenin asaletini, soyluluğunu kendi tarafına çektiği bir zaferin tarihidir ki bu zafer modern sosyalistler tarafından iyi bir şekilde ele alınır.
Sosyoloji
ÜÇ IŞIK, ÜÇ HİLÂL'E DAİR...
Bir yönüyle son derece basit ve açık, diğer yönüyle son derece derin ve girift bir dava… Girift yönünden başlayalım: Bir efsane-espri hâlinde Emir Buharî‘ye dayanıyor. Buhara’dan, şeyhinin nasihati ve göğe fırlattığı üç meşale ile yola çıkıyor Emir Buharî… Meşaleleri kalb gözüyle takib edecek ve üçüncüsünün söndüğü yerde yerleşecek… Birinci meşale sönüyor, ikinci meşale sönüyor, üçüncüsü onu Bursa’ya kadar getiriyor, orada sönüyor. Bunun üzerine Emir Buharî Bursa’ya yerleşiyor, Yıldırım Bayezid‘in mânevî hocası ve İstanbul’un fethine katılacak dervişlerin pîri oluyor. Meşhur bir hikâyesi de vardır. Yıldırım Bayezid, Bursa Ulu Camii’ni yaptırır. Açılışına şeyhini çağırır. Sorar: “Nasıl olmuş?” Emir Buharî, “güzel olmuş” der, “yalnız, yanında bir meyhânesi eksik.” Yıldırım‘ın içkiye düşmesini kınıyor. Bu hikâye, hakikati olmak şartıyla, mânevî yolun her şeyin üstünde olduğuna, gerektiğinde sultanları bile hesaba çekebileceğine delil diye gösterilir. Tabiî, bu yolun hakikati de pek kalmamıştır. Şimdi insanlar, iktidara yakın oldukları kadar büyüdüklerini zannederler. İş, Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’ne kadar gelir. O da Emir Buharî ile aynı yolun bir başka kolundan gelme; tarikatlerin en büyüğünün, Tarikat-ı Aliyye’nin en büyüklerinden ve son temsilcisi… Yanılmıyorsam, 1918’in sonlarında, İstanbul işgâl altındayken, Van yöresinden hicret ederek İstanbul’a geliyor. Sultan Vahîdüddin kendisine büyük bir hürmet gösteriyor. Yunan işgâli döneminde, kendisinden memleketin kurtuluşu için dua ve yardımlarını esirgememesini istiyor. Yanlış bilmiyorsam, iki defa görüşüyorlar. Abdülhakîm Arvasî Hazretleri, duâlarının yanında, Anadolu’ya savaşmak için birçok bağlısını gönderiyor; millî mücadeleye destek veriyor. __Savaştan sonra, Beyoğlu Ağa Camii’nde ve Eyüp’teki
ÜÇ IŞIK “Sohbet – Konferans” , 4 Ağustos 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
SON...
Aslında erkeklere odaklanacağımızı düşünmüştük... Ama çiftleri takip ettikçe gördük ki şiddete maruz kalan kadınların kahramanca mücadelesi üzerine de çalışmaktaydık. Bu kadınlar yola bir rüya ile çıkıp kâbusu yaşıyorlar. Gerçek anlamda cehenneme yuvarlanıyor ve bir süre orada sıkışıp kalıyorlar. Ama pes etmiyorlar. Mücadeleye devam ediyorlar. İyimser olmak için başlıca nedenimiz, birçoğunun sonunda cehennemden çıkmayı başarması ve yeniden sevmek için yaşamasıdır.
Sayfa 268·Kitabı okudu
Moğol İstilâsı üzerine İslâm Âlemi'nde yaşanan kargaşalar hengâmında zuhûr eden İbn-i Teymiyye'nin başlangıçta birtakım hurafelere karşı başlattığı fıkrî mücadeleye esas olan fikirlerin Abdülvehhab tarafından, vahşî tabiatlı bedevîlerin hissiyatını okşayacak tarzda sertleştirilmesi ile ortaya çıkan Vehhabîlik, Suud Ailesi'nin siyâsî emelleri için kullanılmasıyla hâlâ devam eden bir hareket hâline gelmiştir. Tabiî bu gelişmede Osmanlı'nın o günkü Batılı düşmanlarının rolünü de hesaba katmak lâzımdır.
Sayfa 386·Kitabı okuyor
Din
“Son Vaka” (The Final Problem) – Sherlock Holmes Sherlock Holmes, Londra’da uzun süredir devam eden ve birbirinden bağımsız gibi görünen suç olaylarını incelerken, bu olayların aslında tek bir merkezden yönetildiğini fark eder. Banka dolandırıcılıkları, şantajlar, sahte belgeler ve siyasi komplolar arasında görünmeyen bir bağ vardır. Holmes, yaptığı titiz gözlemler ve çıkarımlar sonucunda tüm bu suç ağının arkasında “suç dünyasının Napolyon’u” olarak anılan Profesör Moriarty’nin bulunduğunu ortaya çıkarır. Profesör Moriarty, dışarıdan bakıldığında saygın bir akademisyen gibi görünse de aslında Avrupa’nın en güçlü suç örgütünü gizlice yöneten bir dehadır. Matematik alanındaki olağanüstü zekâsını suçları planlamak ve iz bırakmadan organize etmek için kullanmaktadır. Londra’daki birçok büyük suçun doğrudan ya da dolaylı olarak onun kontrolünde olduğu anlaşılır. Holmes, Moriarty’nin sistemini çökertmek için deliller toplamaya başlar ve bazı adamlarını yakalatmayı başarır. Ancak bu durum, Moriarty’nin dikkatini tamamen Holmes üzerine çeker. Moriarty, Holmes’un kendisi için ciddi bir tehdit olduğunu fark eder ve onu ortadan kaldırmak için plan yapar. Holmes da bunun farkındadır ve artık bu mücadelenin sadece bir soruşturma değil, ölümcül bir satranç oyunu olduğunu bilir. Moriarty’nin adamları Holmes’u takip etmeye başlar. Bu süreçte Holmes, yakın arkadaşı Dr. Watson’ın zarar görmemesi için onu bilinçli olarak olaylardan uzak tutar ve güvenli bir şekilde Londra’dan uzak bir yere gönderir. Watson, Holmes’un ani ve gizemli davranışlarını tam olarak anlayamaz ama onun ciddi bir tehlike altında olduğunu hisseder. Holmes, Londra’dan ayrılarak Avrupa’ya geçer. Amacı Moriarty’nin planlarını bozmak ve onu doğrudan karşı karşıya gelmeye zorlamaktır. Bu kovalamaca boyunca Holmes
Alıntı
Bu ülkenin insanları olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerin başında huzur duygusu gelir. Huzur her zaman bizim içimizdedir, yeter ki bizler bir an önce onu hayatımızın temeline oturtmayı başarabilelim. Huzurunuz varsa, ister kızın, ister üzülün, bir süre sonra o kadim duygumuz incecikten yine siner içimize. Ve hayatın tadı, kaldığı yerden devam eder. Meslek hayatım boyunca pek çok kadın tanıdım ve inanın pek çoğu başta eşleri olmak üzere, belki de bunu hiç hak etmeyen kişiler için kendini feda etmiş. Kadın dediğin biraz da fedakâr olmalı ama bunu kendini yok saymadan, kendine kıymadan yapmalı. Hayatın, herkes tarafından duyulmayan bir sesi var. Bu sesi sa- dece hayata kulak verenler, hayat bana ne diyor diye kulak kabartanlar duyabiliyor. Siz de onlardan biri olmaya çalışın ve hayatın size ne dediğini duyun. Bunun için gayret edin. Çünkü o sesi duyanlar hayatında o güne kadar bir türlü göremediği kendi gerçeklerini görüyor ve bilgelik kazanıyorlar. Son yıllarda hem ülkemizde, hem de dünyada yeni bir akım var; genç ve güzel görünme akımı... Genç ve güzel değilseniz, erkekleri yeteri kadar etkileyemiyorsanız, bittiniz. Neden böyle olsun ki? Her yaşın başka bir tadı, başka bir anlamı var. Hele ki siz hâlâ kendinizi var edebiliyorsanız, yeni şeyler öğrenmeye, merak duygunuzu hiç kaybetmeden yaşamaya devam ediyorsanız, ruhunuz genç ve dinamikse, mutlaka çok genç, çok güzel ve çok seksi olmanıza gerek var mı? Üstelik bu dinamizmi ve merak duygunuzu kaybederseniz, bilinçdışınız ne der biliyor musunuz? "Tamam, sen artık yaşlandın, hayatın sonuna geldin, ben de defteri yavaş yavaş kapatayım öyleyse..." Ben kendi hayatımda tıpkı sizler gibi pek çok şeyle mücadele etmek zorunda kaldım. Üzüldüm, kırıldım, korktum, öfkelendim, sabrım taştı... Ancak zamanla şunu söyledim
Hayata Dair