Puan vermedi·416 syf.··
2026 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 00:00
Gönül Sızısı, Yolun Azığıdır.. ​"Kibrini ayakkabılarınla birlikte eşikte bırakmayan, dergâhın kokusunu alamaz; nefsini ayaklar altına almayan, hakikat yolunda mesafe kat edemez.." ​Evladım; dünya seni her koldan sarıp yorduğunda bil ki bu bir çağrıdır. Kalabalıklar içinde yalnız kaldığında, sesini kimseye duyuramadığında yönünü çevir. Az konuş ki gönlün konuşsun; az iste ki her şey sana verilsin. Unutma; yara en çok sızladığı yerden şifa bulmaya başlar. ​Bir Ruhun İhyası: Azize ​Bazen bir kitap okursunuz ve sanki sayfalar arasından bir el uzanıp tozlu gönül aynanızı siliverir. Azize, tam da böyle bir yolculuk. Hayatın sert rüzgârları altında savrulan bir fidanın, köklerini Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin hikmetiyle toprağa nasıl sımsıkı bağladığının hikâyesi... ​Bu sadece bir kurgu değil; bir "vazgeçişin" aslında en büyük "kazanış" olduğunun ispatı. Azize’nin çaresizlik içinde kıvranırken okuduğu o satırlar, Kadı Mahmud’un sırmalı kaftanını çıkarıp nefsiyle mücahede edişiyle birleşince; okuyucu için de Üsküdar’ın sokakları birer tefekkür durağına dönüşüyor. ​Neden bu kadar etkileyici? ​Teslimiyetin Gücü: "Bitti" denilen yerin aslında "başlangıç" olduğunu fısıldıyor. ​Manevi Miras: Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin o kuşatıcı duası, romanın her satırında bir kandil gibi yanıyor. ​Yalnız Değilsiniz: Hayatımızdaki "tesadüf" dediğimiz her kırılmanın, aslında bizi asıl menzile ulaştırmak için dizilmiş birer ilahi işaret olduğunu hissettiriyor. ​Sanki kitabı okumuyorsunuz da, o dergâhın avlusunda bir çınar gölgesinde oturup ruhunuzu dinlendiriyorsunuz. Kalbinde ağırlık hisseden, bir çıkış yolu arayan her "yolcu" için bu eser, bir pusula niteliğinde. ​Gönlü güzel dostlarla, kelimelerin izinde buluşmak ne büyük bir devlet...
AzizeElif Veske · Timaş Yayınları · 202654 okunma
İbnü'l Arabi Metafiziği
Puan vermedi·424 syf.··
2026 5. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 01:32
İbnü’l Arabi daha çok mistiszm ve tasavvuf alanında kategorize edildiği için felsefe kitaplarında pek yer bulamamıştır. Ancak kurduğu sistematikle belki de atanamamış ateistlerin dillerine pelesenk olan Spinoza’nın Tanrı’sından daha çok konuşulmayı hak ediyor. İlk iş olarak İbnü’l Arabi öncesindeki benzer sayılabilecek bazı görüşleri anlamakta fayda var. Hakikatin, görünen evrenden çok farklı olduğu fikri oldukça kadim bir bilgi olsa da yazılı olarak günümüze ulaşan felsefe tarihine bakacak olursak Platon’un idealar fikrinden bahsetmek gerekir. Ona göre deneyimlenen şeylerin, göremediğimiz hakikatleri mevcuttur ve bunlar da şey’lerin aslı olan değişmez özler, yani idea’lardır. Nesneler ancak katıldıkları idea’lar ölçüsünde vardırlar. Söz konusu idealar’ın tanrılarla ilişkisi net değildir. Zira yerleşik inanç çok tanrılı bir sistemi dayatmaktadır. O’na göre evreni düzenleyen bir akıl vardır. Ayrıca “iyi ideası” da en yüksek ilkedir ve neredeyse Tanrı’ya denktir. Özellikle Tanrı ispatı açısından Aristo’dan bahsetmemek olmaz. Onun Platon’daki idealar ve gerçeklik gibi iki ayrı dünyası yoktur. Şeyler doğada gözlemlediğimiz madde ve formlardan ibarettir. Buradaki tek istisna, yaratıcı ilke, yani Tanrı’dır, ancak o bile idealar evrenindeki gibi ikilik oluşturmaz. Ona göre evren sürekli hareket halindedir ve her hareket eden şey bir hareket ettirici gerektirmektedir. Ancak bu döngü sonsuza kadar geri götürülemeyeceğinden ilk hareket ettirici gerekir. Bu ilke Tanrı olarak olarak adlandırılabilir ancak Aristo’nun tanrısı burada kalır. Zira evrene müdahil, irade sahibi bir tanrı değildir onunki. Ancak tam bir pasiflik de söz konusu değildir, çünkü Tanrı saf düşüncedir ve evrenin nihai amacıdır. İbn Sina’nın zorunlu ve mümkün varlık anlayışının kökenleri -sistematik açıdan
İbnü’l-Arabî MetafiziğiEkrem Demirli · Sufi Kitap Yayınları · 201347 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
​ Ruhun Anatomisi: İslâm Ahlâkı
Puan vermedi·%81 (481/592 syf.)·
İslam ahlakı (128 - 135 sayfa)​Paylaştığım bu sayfalar, modern psikolojinin "karakter" dediği meseleye çok daha derin, köklü ve manevi bir pencereden bakıyor. Kitaptan aldığım en vurucu notları şöyle özetleyebilirim: ​ Karakter Kader Değildir: Kitap, "can çıkar huy çıkmaz" diyenlerin yanıldığını; ahlakın emekle inşa edilen bir yapı olduğunu savunuyor. Bunun için iki anahtar kavram sunuyor: ​Riyâzet: Nefsin zararlı arzularına "hayır" diyebilme iradesi. ​Mücâhede: Nefsin üşendiği hayırlı işleri inatla yapma gayreti. ​ Ruh Bir "Cevher"dir: Madde gibi parçalanmaz, bölünmez ve yok olmaz. Beden sadece geçici bir elbisedir. Ölüm bir bitiş değil; ruhun bu elbiseyi çıkarıp asıl, mücerred (maddi olmayan) âleme geçişidir. ​ İçimizdeki Üç Güç: İnsan; bitkisel büyüme, hayvânî arzular ve insanî aklın birleşimidir. Eğer akıl (insanî ruh), hayvânî istekleri bir süvari gibi yönetemezse, insan kendi doğasına yenik düşer. ​ Bilim ve Din: En dikkat çekici not ise şu: Fen bilimlerindeki her ilerleme, aslında dinin hakikatlerini parlatır. Madde enerjiye dönüşse de yok olmaz; ruh da aynı şekilde bakidir. ​Kısacası: Kendini tanımayan, kendini yönetemez. Bu sayfalar bize önce "kim olduğumuzu", sonra "nasıl bir insan olmamız gerektiğini" anlatıyor. ​"Kötülüğü öğrendim, kötü olmak için değil; kötülüğü bilmeyen, düşer içine, iyi bil!" — İmâm-ı Şâfiî
1000Kitap
İslâm AhlâkıAlî Bin Emrullah · Hakikat Yayıncılık · 2024501 okunma
9/10
·794 syf.··
2026 7. kitabı
#kitapyorumu KİMYA-İ SAADET EBU HAMİD MUHAMMED BiN MUHAMMED EL İMAM GAZALİ KİMYA-İ SAADET’E GİRİŞ Gökteki yıldızların, sahralardaki kumların, hava zerrelerinin, yağmur ve deniz damlalarının, ağaç yapraklarının sayısınca, sayı ve rakamla ifade edilemeyen hamd ve senalar; vahdet divanının sahibi ve azamet sarayının süsleyicisi olan Allah’a mahsustur. Onun birliğinin delilleri güneş kadar parlaktır. Sıfatlarının azameti kesin delillerle malûmdur. Onun yüce şanının kemalini ancak yine kendisi bilir, onun ezelî ilmine hakikate ezelî bilgisinden başka giden yol yoktur. O her türlü eksiklikten münezzehtir. Âdem onun hakikatini anlamanın aczi ve şaşkınlığı içerisindedir. Akıl yoluyla onun kemaline ulaşılmaz. Akıl yıldızları (Allah nurdur) mertebesinin başlangıcında batar. Hüner sahipleri, “Ben size can damarınızdan daha yakınım” merhalesinde ilerlemekten yorgun ve bitkin düşmüştür. Zâtını hakkıyla tanıyamamak aczini ve kusurunu göstermek, velilik mertebelerinin sonudur. Hamd ve senasına takat getirememek, peygamberlerin ona yaklaşımlarının sonudur. Fakat onu tanımaktan tamamıyla ümid kesmek de uzak bir sapıklıktır. Onu hakkıyla tanımak için benzetme yapmak ve misal getirmek de faydasızdır. Zira kulluk makamında ve hizmet dairesinde gerekli olan “Ben ancak insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım” ilâhî düsturunun mânâsına uyup gereğini yapmak ve hakikî mâbudun, kayıtsız şartsız yaratıcının şaşılacak işlerini ve azametli sıfatlarını düşünmekten bir an geri ve habersiz kalmamaktır. Böylece bütün âlemdeki nurun onun nurunun parıltısı olduğu, onun kudret denizinden seçilip yaratıldığı anlaşılır; “Mülk Allah’ındır” köprüsünden “Allah’tan başka bir şey yoktur” manzarasına geçilir. Milyonlarca salât ve selâm; insanların efendisi, peygamberlerin sonuncusu,
Kimya-i Saâdet (4 Cilt Takım)İmam Gazali · Arslan Yayınları · 19815 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Mîde etrafında şekillenen hayatlar, zulümde sınır tanımaz. Ne Hakk'ın buyruğuna, ne de mazlumun çağrısına kulak verir. Yer, içer, eğlenir, dünyâyı zevk-ü sefâdan ibaret görür. Ölüm, Ahiret, Hesap, Mizan keyiflerini kaçırır. Bu yüzden hesâbı çağrıştıran kelimelere karşı nefretleri vardır. Orucu midenle olduğu gibi kalbinle de tut! Bir an gözün harama kayarsa bir ömür ızdırab duy! Emirde de, nehiyde de o derece samimidir ki, bu yolda canını vermekten imtina etmez. “Eğer bu nefis Allah’a isyan edecekse, bu bedene bu ruhu taşımak haramdır.” der, Hakk’a kurban olur. “Ey gençler topluluğu! İçinizden kim evlenmeye güç yetiriyorsa evlensin. Çünkü gözü haramdan en iyi koruyan, ırzı da en iyi muhafaza eden budur. Kim de evlenmeye güç yetiremezse oruç tutsun. Zira oruç onun için bir korunmadır.” Selef-i Sâlihîn namazda darılmaz, yorulmaz, "Bitse de dışarı çıksak..." demezdi. Bilakis, "Rabbimizin Kelâmı'na, O'nun âyetlerine muhatap oluyoruz" diye sevinirdi. Kur’ân-ı Kerîm’i okumak ibadettir. Eğer bu ibadeti edâ ederken daralıyor, yoruluyorsak, kendimize “Bu hâl nicedir?” diye sormalıyız.Bir tarafta Kur’ân okurken uykuları kaçanlar, sabahlara kadar gözlerine uyku girmeyenler; diğer tarafta ise Kur’ân-ı Kerîm’i eline alınca esnemeye başlayan modern çağın insanları... Ne kadar cazip teklifler alsa da "Faizli işlemlere devam ederseniz, Allah'a ﷻ ve Rasûlü'ne ﷺ karşı savaş açtığınızı bilin." 105 âyetini okur, sarsılır, "Seninle savaşmaktan sana sığınırım yâ Rabbi!" der. "Medine'ye yerleşmesinden vefatına kadar geçen zaman içerisinde Peygamber'in ailesi üç gün peş peşe buğday ekmeğiyle karnını doyuramadı.”¹⁰⁹ Yani Hz. Âişe (r.anha) "Hicaz'a adalet dağıtan, fukarayı doyuran Peygamber'in böyle bir evi vardı." diyor. Çünkü onlar Allah Rasûlü'ne (sav) nostalji olsun diye değil,
Bir Mekteptir Oruçİhsan Şenocak · Hüküm Kitap · 20191,192 okunma