"Kaç yaşıma geldim, kaç yaş aldım, bilmiyorum; ama ben hep o yaştayım. Asla kopamadım o günden. O karanlık gün ya da gece... hepsi birbirine karıştı.
Hatırlamıyorum da zaten: Gökyüzünde Güneş mi vardı, Ay mı? Bir önemi yok da zaten.
Önemli dedim... Evet, evet, önemli. Neydi önemli olan? Yaşamak mı? Boşversene! Ben ben olmaktan çıkmışım. Başka biri olmuşum. Şimdi nasıl güveneyim insanlara, söyler misin?
Tanıdığım gibi değil kimse; ki ben de tanıdığım gibi değilim. Dün aynadan baktığım kişi ile bugün baktığım kişi bambaşka. Ah, öyle canım acıyor ki! Öyle bir umutsuzluk ki bu... İnsan hiç aynalara küser mi? Küsermiş. Küstüm de zaten.
Her gün daha fazla ölmek istemek ya da öldürmek... Hangisi daha mantıklı? Aklım bana oyunlar oynuyor. Keşke uyansam bu kâbustan! Ya da biri uyandırsa ve dese ki: 'Korkma, sadece bir rüya!' Ne çok isterdim. Ama zor. Çok zor.
Çok zayıfladım, hem de çok. Midem artık hiçbir şeyi almıyor; o da yaşlandı. Yemek yemeye zamanımda yok iştahım da. Sadece beynimi kemiren bir düşünce var: Kocaman bir 'Neden?' Düşünüyorum da, acaba benim mi suçum? Sonra dönüp saçmalığıma gülüyorum. Hayır ya, ne alakası var! Ben masumum bir kere. Ortada bir suçlu varsa, o da beni bu düşünceyle baş başa bırakanlardır. Beni böyle düşünmeye itenlerdir.
Çok değiştim. Ben artık eski ben değilim. Eskiden yalnızlığı severken şimdi kalabalıkların içindeyim. Yalnız uyanmak içimden gelmiyor. Sırtımı insanlara yaslamak istiyorum ama artık onlara da güvenemiyorum. Yalnız kalmak berbat bir şey. Neden mi? Çünkü yalnız kalınca ölümü düşünüyorum. Ve ölüm uzakta değil, çok çok yakınımda.
Böyle olmaz yaşanmaz böyle. Bu döngüyü kırmalı ve nihayet kendimle barışmalıyım. Zaten çabalıyorum da. Her güne gözlerimi açtığımda içimde yeni umutlar filizleniyor. Neden mi? Çünkü bunu en çok kendime