(O Kur’ân,) dosdoğru bir Kitap’tır. Katından şiddetli bir azapla uyarmak ve salih amel işleyen müminlere güzel bir mükâfat olduğunu müjdelemek için (indirilmiştir).
(18/Kehf, 2)
Dünyanın pırıltısı içerisindeki ölüm, koridorda ayaklarının ucuna basarak gelen ölüm... Ben buyum. Bana Karanlık Armağanlardan söz etme, ben onları kullanıyorum. Ben ipek ve danteller giyinmiş Beyefendi Ölümüm. Mumları söndürmeye geldim. Gülü yüreğinden çürütmeye geldim.
Karşınızda bir adam var: Necip Fazıl Kısakürek... Türktür, Anadoluludur, Maraşlıdır, İslâmiyetten başka tek kaynak tanımaz. Topyekûn kâinatın, o kaynakta bir köpükcük olduğuna inanır. Peygamberler Peygamberinin en hakir kölesine ebedî köleliği, dünya ve âhirette en büyük rütbe bilir.
Mânevî hâl ve kemâl bakımından tam bir müflistir. Bu ölçüyle kendisini en basit müminin çarığının altındaki çamurdan aşağı görür. Bütün hayatı günahlar, kabahatlar ve fazihalarla kaplıdır. Fakat, Allahın "nimetimi takdis et!" emrile de haykırmaktan çekinmez ki, İslâmiyetin, bütün dünya fikir ve oluş muhasebesi içinde bugünün cemiyetine tatbiki dâvasını, bugünün adamını fethetme hamlesini bir fikir ve ideolocya hüneri olarak, tam selâhiyetle temsil eder. Eğer bu âciz adamı, imanile, ihlâsile, ahlâkile, şecaatile, terkibile, tahlilile, usulile, sistemiyle benimsiyorsanız, bütün kapılarınızı ona açınız ve düşmanlara kapayınız; benimsemiyorsanız, haber veriniz, o da kötü nefsinin ve kötü nefsinden münezzeh dâvasının çaresine baksın!..
Selâm size olsun, Müslümanlar!
(12 Ağustos 1949, CumaBüyük Doğu Dergisi s.: 23)