Düşman Tanıma ve Savaşma
İslam’ın fıtri nizamında erkek, sadece fiziki bir gölge yahut kuru bir otorite değil; maiyetindeki canların sığınağı, muhafızı ve istikbal emniyetinin sarsılmaz kalesidir. Cenab-ı Hakk’ın kelam-ı ezelisinde, Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdır , yani kavvamıdır; çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmış ve erkekler mallarından harcamaktadırlar fermanıyla ilan buyurduğu kavvamiyet rütbesi, bir üstünlük taslama vasıtası değil, omuzlara yüklenmiş bir mesuliyet küfesidir. Aile sakinlerinde aranan fıtri sekineti ve güven hissini aşılamakla mükellef olan kavvam bir erkeğin attığı ilk ve en stratejik adım ise hane halkına yönelecek tehditleri, yani düşmanları net bir şekilde tanımlamaktır. Zira bilirim ki, güvenliğin olmadığı yerde sekinet hasıl olmaz; sekine ve emniyetin bulunmadığı bir iklimde ise istikbale emin adımlarla yürümek imkansızdır. Mümin bir erkek için emin olmak güvenin ön şartı, güven ise huzurun tesisi için her şeyi İslam boyasıyla sıbğatullah boyamanın yegane vesilesidir. Güvenlik hem içeride hem dışarıda sağlanmalıdır, hem ruhi hem maddi anlamda sağlanmalıdır. Kavvamiyetin ilk boyutu, maddi dünyadaki tehlikelere karşı teyakkuzda olmayı iktiza eder. Mühendis bir nazarla bakıldığında, bir evin fiziki güvenliği evvela o yapının temellerinin ve kolonlarının sağlamlığından başlar. Mümin bir erkek, çoluk çocuğunu barındırdığı meskenin maddi tehlikelerine karşı gözünü kapatamaz. Depreme, tazyike ve her türlü aşınmaya karşı hanenin rijitliğini korumak ne kadar elzemse, o hanenin emniyetine muhalif olan dış amilleri, hırsızları, tecavüzkâr unsurları ve çevresel tehditleri de birer düşman bilip erkenden bertaraf etmek o nispette mecburidir. Mümin, yaşadığı mekanın kolonundan kapı sürgüsüne kadar her detayı bir muhafız vakarıyla tahkim
Din
Ayrı mekanlarda yabancı erkek ve kadınların durumu üzerine
Erkek ve kadınların ayrı hastanede tedavi görmesi, ayrı okul veya ayrı üniversitede okuması, ayrı otobüslerle veya otobüslerde ayrı bölümlerde taşınması mümkündür. Camide ayrıyız ama diğer bütün mekanlarda kadınlarla aynı yerdeyiz. Bu da Müslümanca yaşamayı camiye hapsetmek demektir. Her yerde Allah'a kulluk ile sorumlu olduğumuzu unutmamaliyiz. Ölüm ve hesap günü diye bir gerçek vardır. Seddi zerai açısından tesettürü, iffeti, haremliği ve selamlığı korumamız gerekir. Bu konuda hassas olmamız Mümin olmamızın gereği ve özelliğidir. Yahya Doğan *Kurmanci Kürtçe Çeviri:* Dermankirina mêr û jinan li nexweşxaneyên cuda, xwendina wan li dibistan û zanîngehên cuda, û veguhastina wan bi otobûsên cuda an jî di otobûsan de di beşên cuda de gengaz e. Em di mizgeftê de ji hev veqetiyane, lê li hemû cihên din em bi jinan re li heman cihî ne. Ev jî tê wateya hapsikirina jiyana bi awayê misilmaniyê di mizgeftê de. Divê em ji bîr nekin ku em li her derê bi îbadeta Xwedê berpirsyar in. Mirin û roja hesabê rastiyek e. Li gorî sedda zerîayê divê em hicab, iffet, cihê taybet ê jinan û rêzgirtina navbera jin û mêran biparêzin. Hesasiya me ya di vî warî de pêwîstî û taybetiya bawermendiya me ye. Yahya Doğan
Kurdî
Reklam
Kur'an Allah'ın ziyafet sofrasıdır.
O sofradan aç olan insan doymaya çalışır. Mümin Kur'an'a böyle bakıp oturmalı... İçinde Kur'an olmayan kalp harap bir ev gibidir. ❤‍🩹
Alıntı
Ömer Nasuhi Bilmen İsmet İstanbulî İsmet İstanbulîİsmet İstanbulî Yemeklerin evvelinde “Besmele-i şerife”yi okumalı, sonunda da “Elhamdülillah” demelidir. Büyük İslam İlmihali Ömer Nasuhi Bilmen İsmet İstanbulî İsmet İstanbulîİsmet İstanbulî Hadîs-i şerif: “ALLAH Teâlâ rüşvet alana da, rüşvet verene de, bunların arasında rüşvete vasıta olana da lanet buyursun.” Büyük İslam İlmihali Ömer Nasuhi Bilmen İsmet İstanbulî İsmet İstanbulîİsmet İstanbulî eğer fakir bir kimse, bir zaruret dolayısıyla bir malını böyle noksanına satıyorsa, onun zararına meydan vermemeli, o malı mümkün olduğu kadar değeriyle satın almalıdır. Bu, bir yardımlaşma, bir sadaka mahiyetinde olmuş olur. Büyük İslam İlmihali Ömer Nasuhi Bilmen İsmet İstanbulî İsmet İstanbulîİsmet İstanbulî
Din
Aklımıza güzel ev sahipliği yapalım inşallah
• Akla sahip çıkmak her şeyin, her bilginin, kavramın aslını imana bağlamak ile olur. Kişi Bourdieu veya Marks’ın dedikodusunu yapınca imanı daha çok parlamaz. Allah’a yakin elde edemez. Amel işlemiş olmaz. Ama bunlara iman ve ibret nazarıyla bakarsa, bunların arada bir hak söylediklerini hikmet olarak alır, bâtıl söylediklerini ibret nazarıyla reddederse kazanır. Gerçek şu ki bu kadar bâtılın içinde bir gram hak arayacağımıza, hak olduğunu bildiklerimizin kitaplarından kıymet devşirmeliyiz. • Düştüğümüz perişanlığın aslında o kadar çok sebebi yok.Tek bir temel sebebi var: Biz aslımızdan koptuk. Aslımızdan, yani fıtrat, iman ve kulluktan… İmam Şiblî hazretleri bir gün bir yerden geçerken bir vâizin halka “Allah mahşerde şunu şunu soracak” diye konuştuğunu duyar. Ona seslenir: “Ey vâiz! Allah o kadar çok soru sormayacak. Bir tek şey soracak: “Ey kulum, dünyada Ben seninleydim, peki ya sen kiminleydin?” Evet, hepimiz müminiz diyoruz ama mümin değilmişiz gibi okuyor, yazıyor, iş yapıyoruz. O yüzden bu kadar çok yazmaya,konuşmaya, makâma, paraya-pula rağmen hâlâ aynı perişanlık içindeyiz. • Çok kitap okumak da, aynı kitabı çok kere okumak da tek başına bir fazilet değildir. Kişinin tek bir hikmeti duyup onunla amel etmesi, bir an durup Mevlâ ile arasının nasıl olduğunu kendine sorması, Aristo’yu iki yüz kez okumaktan daha faziletlidir. Gençlere de diyorum ki; valla abicim ne okursanız okuyun ama mutlaka bir Akaid kitabı okuyun,Akaid kitabı bulamıyorsanız en azından İlmihal'in ilk başı kısmı itikat kısmıdır Ömer Nasuhi Bilmen merhumun onu okuyun çünkü müslümanız diyoruz ama Allah kimdir,sıfatları nedir,Resulullah Efendimiz kimdir,Kur'an nedir, Sünnet ne demektir?bunları açıkçası çok net bilmiyoruz,burada çok gol yediğimizi görüyorum o yüzden temel olarak ben şöyle
Gönderi kullanım dışı
Rahman | er-Rahman İsminin Anlamı ER-RAHMAN: Dünyada, iyi-kötü, zengin-fakir, küçük- büyük, mümin-kâfir ayırt etmeden bütün mahlûkata muhtaç oldukları rızkı veren, himayesi altına alıp besleyip büyüten demektir. Rahman “Rahmet” kelimesinden türemiştir. Rahmet sözlükte, acıma, sevme, şefkat etme, rikkat (yufka yüreklik, acıma ve incelik) sahibi olma, ihsan etme ve bağışlama gibi anlamlara gelir. Rahman ismini daha iyi anlamak için Kur‟an‟ın 55. süresi olan Rahman süresine bakmak gerekir. Rahmet, rahmet edilene bağış ve lütuf gerektiren bir kalp yumuşaklığı ve merhamet duygusudur. Kur‟an, Allah‟ı tanıtırken öncelikle O‟nun Rahman ve Rahîm olulşundan söz eder. Allah‟ın rahmet özelliği ile ilgili olarak Esmâ-i Hüsnâ’ da otuza yakın isim geçmektedir. Rabbimizin kullar hakkında en çok işleyen ve en belirgin özelliği rahmettir. Allah‟ın kullarına gazap etmesi veya onları cezalandırması bir şarta bağlı iken, rahmet sıfatı herhangi şarta bağlı değildir. Allah‟ın rahmeti bütün yaratıklar hakkında geneldir. Allah‟ın rahmetine karşı bizlerin üzerine düşen birtakım görevler ve sorumluluklar vardır. Öncelikle O‟nu hakkıyla tanımalıyız. Ona olan imanımızı güçlendirmeliyiz. Onun en büyük rahmeti olan Kur‟an‟ı anlayarak ve üzerinde düşünerek okumalıyız. Kavradığımız ayetleri bireysel, toplumsal ve sosyal hayatımızda uygulamalıyız. Kur‟an‟ın hayat programı ve nizamı olması için elimizden gelen bütün gayreti göstermeliyiz. Allah‟ın kullarına karşı merhametli olmalıyız. Onları Allah‟ın en büyük rahmeti olan Kur‟an‟la ve Hz.Peygamberle tanıştırmalıyız. Hz. Muhammed‟den başka gerçek önder ve rehber olmadığını insanlara duyurmalıyız. Allah’a ve Rasülüne itaat eden mü!minleri dost edinip onlara şefkat ve rahmet kanatlarımızı germemiz gerekir. Mü‟minlere karşı merhametli, kâfirlere
Din
Reklam
Reklam