BRONZ SÜVARİ VE MODERN HAKİKAT REJİMİNİN EPİSTEMOLOJİK İFLASI
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir. Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır. İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 18. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 23:40
Necip Mahfuzla tanışma kitabım. Necip Mahfuz’un kaleminden çıkan ‘Kahire Modern’, beni 1930’ların Mısır’ına, toplumsal çelişkilerin ve bireysel ahlaki çöküşlerin derinliklerine sürükleyen bir eser oldu. Kitabı okurken, Mahfuz’un sadece bir dönemi değil, insan doğasının evrensel zaaflarını da ne kadar ustaca resmettiğine hayran kaldım. Bu roman, adeta bir ayna tutuyor ve ‘vicdanını kaç paraya satarsın?’ sorusunu her sayfasında yankılatıyor. Romanın başkarakteri Mahcub Abdüldaim, yoksullukla boğuşan bir üniversite öğrencisi olarak karşımıza çıkıyor. Onun hikayesi, hayatta kalma mücadelesinin ve daha iyi bir yaşam arayışının insanı ne denli uçurumlara sürükleyebileceğinin çarpıcı bir örneği. Mahcub’un, ailesinden gelen desteği kaybetmesiyle birlikte, sömürgecilerin işbirlikçisi yoz bürokrasiyle uzlaşmaya gitmesi, beni derinden etkiledi. Bu, sadece bir karakterin değil, aynı zamanda o dönemin Mısır toplumunun da bir yansımasıydı. Adam kayırmanın, menfaat ticaretinin ve ahlaksızlığın kol gezdiği bir ortamda, Mahcub gibi karakterlerin türemesi kaçınılmazdı. Mahcub’un yükseliş hikayesi, aslında bir düşüş hikayesi. Kendisine sınıf atlatacak bürokrat El Ihşidi’nin ahlaksız teklifini kabul etmesi ve en yakın arkadaşının kız arkadaşı İhsan Şihata ile evlendirilmesi, romanın en can alıcı noktalarından biriydi. İhsan’ın bir bakanın metresi olmasını kabul etmesi karşılığında Mahcub’un önünde açılan ikbal kapıları, beni hem şaşırttı hem de düşündürdü. Bu durum, Mahcub’un ruhunda yarattığı tahribatı ve karakter aşınmasını gözler önüne seriyordu. Yükseldikçe hedonist bir kimliğe bürünen Mahcub, adeta ruhunu şeytana satan Faustvari bir figüre dönüşüyordu. Daha fazla servet ve güç uğruna karakterini sürekli aşındırmak zorunda kalan bu zavallı adamın iç dünyası, Mahfuz tarafından büyük
Kahire ModernNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2021404 okunma
Reklam
Dilin afetleri incelemesi
Puan vermedi·176 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 22:55
İmam Gazâlî’nin piyasada müstakil (ayrı) bir kitap olarak basılan "Dilin Afetleri" (veya bazı tercümelerdeki adıyla "Dil Belası") eseri, aslında yazarın İslam düşünce tarihine damga vurmuş devasa başyapıtı olan İhyâu Ulûmi’d-Dîn (Dini İlimlerin İhyası) isimli eserinden bir bölümdür. Kitabın temel felsefesi, dilin terbiye edilmeden kalbin ve ahlakın asla ıslah edilemeyeceği düşüncesidir. Gazâlî, dilin cüsse olarak çok küçük, ancak işlediği günahlar ve manevi sonuçları bakımından en tehlikeli organ olduğunu savunur. İnsanı cennete de cehenneme de götüren anahtarın dilde saklı olduğunu söyler. Eserde, ayetler, hadisler ve İslam alimlerinin (kelâm-ı kibâr) sözleri rehberliğinde insan psikolojisinin derinliklerine inilerek dilin yol açtığı 20 büyük manevi hastalık (afet) incelenir. Kitapta ele alınan başlıca konular şunlardır: Gereksiz ve Boş Konuşmak (Mâlâyâni): Kişiye ne dünyada ne ahirette faydası olmayan, sadece vakit kaybettiren sözler. Münakaşa, Cedelleşme ve Tartışma: Haklı bile olsa insanlarla inatlaşmanın kalbi katılaştırdığı, kini ve nefreti körüklediği anlatılır. Gıybet ve Dedikodu: İnsan ilişkilerini ve manevi hayatı en çok zehirleyen, başkasının gıyabında konuşma hastalığı. Yalan ve İftira: Toplumsal güveni yıkan ve insanı Allah'ın rahmetinden uzaklaştıran en büyük dil belaları. Övgüde Aşırı Gitmek (Yalakalık/Dalkavukluk): Birini yüzüne karşı aşırı överek hem onu kibirlendirmek hem de dürüstlükten sapmak. Alay Etmek, Küfür ve Hakaret: İnsanların kusurlarıyla dalga geçmenin ve kötü söz söylemenin ruhu nasıl kararttığı. Gazâlî'nin Çözüm Önerisi: Sükût (Susmanın Hikmeti) İmam Gazâlî bu hastalıkları sadece sıralamakla kalmaz; her birinin manevi tedavisini de sunar. Ona göre dilin afetlerinden kurtulmanın en kesin ve etkili yolu "sükût etmek", yani yerinde
Din
Dilin Afetleriİmam Gazali · Sufi Kitap · 202517bin okunma
10/10
·446 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 16:23
Selamünaleyküm. Kitap; 4 ana ve 1 ek bölümden oluşuyor. Sahabe tanımından, Raşit Halifelerin hayatından ve Hazreti Muaviye’nin hayatından genişçe bahsedilmiş. Daha sonra bilinen olaylardan Cemel Vakası ve Sıffın ele alınmış. Hazreti Muaviye’ye yöneltilen ithamlar ve bunlara verilen cevaplar da anlatılmış. Son olarak Hazreti Hüseyin ve Kerbela olayıyla kitap son buluyor. Konular gayet açık, anlaşılır ve detaylı bir şekilde ele alınmıştı. Verilen cevaplar da bence ikna ediciydi. Ben severek okudum, tavsiye ederim.
Emirül Müminin Muaviye bin ebu SüfyanBurak Kızıldaş · Kitap Kalbi Yayıncılık · 202017 okunma
Her tanışmayı bir ayrılma say. /796. İnceleme
10/10
·134 syf.··
2026 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 16:40
Bitti. Bir kitabı bitirmiş gibi değil de dostlar sofrasında yemek yemiş gibiyim şimdi. Ve uzun zamandır böylesi güzel bir yemek yememiştim. Hiç bu kadar güzel insanı aynı kitapta görmemiştim. Bazı güzellikler vardır anlatamazsın, hangi cümleyi kursan eksik, hangi benzetmeyi yapsan yetersiz kalır. Yalnız insanlar mı, çocukluğumdan bildiğim mekânlara da gittim: “Kastamonu’dayız. Kalenin yamaçlarında, Ali Emre’nin doğup büyüdüğü ahşap ev. Uzakta, Dönüp Bakınca, Şarki, Yangın, Afife, Tay Huylu Gelinler ve Lirik Kızlar Konağı gibi o unutulmaz şiirlerin kaynağı.” Öyle bir “hız ve haz” çağında yaşıyoruz ki biraz durup nefes almaya, etrafımızdaki güzellikleri görmeye vaktimiz kalmıyor. Dur! diyor İbrahim Tenekeci, yürüyerek varacağın birçok yere koşar adım yetişemezsin. Cahit Zarifoğlu düşüyor aklıma, “Bir ömür boyu koşarsın, yetiştiğin sadece nasibindir.” Çok da acele etmemeli, lezzetini ala ala, dost meclislerinden geçerek, şiir gibi kitaplardan içerek ilerlemeli. Tam da öyle bir arayıştaydı ruhum. Hani derler ya, “İlaç gibi geldin,” İbrahim Tenekeci, Hak Sahipleri onun on iki yıl boyunca bir klasörde biriktirdiği yazılarından oluşuyor. Bir insanın hayatına on iki yılda ne kadar güzel insan sığabilirse o kadar sığmış. Nasıl güzel yaşanırsa on iki yıl, öyle güzel yaşanmış! “... dünyanın en iyi tarafı, bir gün bitecek olmasıdır.” Daha kapağı açar açmaz Ahmet Hamdi Tanpınar çıkıyor karşıma, “Günün birinde, kendimi, edebiyattan başka bir işe yaramaz buldum,” diyor Yaşar Nabi’ye yazdığı bir mektupta. İşe yaradığı konuda en iyisi olduğunu bilmeden… “Dün annemin mezarına gittim. Kar yağıyordu.” İki cümle ile yerle bir ediyor Ahmet Kekeç, annemiz bize kar yağsa dayanamazdı değil mi? Oysa annesizlik de bir kar, yitiren kim varsa ağustosun sıcağında dahi yağıyor üzerine. Koşsaydım yetişirdim, diyor
Hak Sahipleriİbrahim Tenekeci · Muhit Kitap · 0174 okunma
"Mazeret Üreticilerinden miyiz Yoksa Hazırlık Ehli mi?"
Puan vermedi·102 syf.··
2026 51. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 13:27
Selam hidayete tabi oların üzerine olsun. Kitap incelemesine gelince; Kitaplığımıza genellikle edebi zevklerimizi tatmin edecek ya da entelektüel birikimimizi artıracak eserler ekleriz. Ancak bazı kitaplar vardır ki, size bir konfor alanı sunmaz; aksine oturduğunuz koltuğu altınızdan çeker, kalbinize ve inancınıza doğrudan bir ayna tutar. İşte Muhammed Bin Ahmed Es-Salim’in kaleme aldığı, dilimize “İslam Cihadına Katkıda Bulunmanın 39 Yolu” olarak kazandırılan bu nadide eser, tam olarak bu cinsten. Bir muvahhid için iman, sadece dille ikrar edilen soyut bir iddiadan ibaret değildir. İman; ameli, hareketi ve en önemlisi saf belirlemeyi zorunlu kılan canlı bir hakikattir. Yeryüzünün her köşesinde küfrün Müslimler üzerine çullandığı, ümmetin coğrafyalarında izzetin ve namusun çiğnendiği şu gariplik çağında, bu kitabı okumak benim için entelektüel bir okuma değil, bir nefis muhasebesi oldu. Müellif eserine, adeta kalbimizin tam ortasına bir ok fırlatan Tevbe Suresi 46. ayetiyle başlıyor: “Şayet onlar, cihada çıkmayı istemiş olsalardı onun için hazırlık yaparlardı.” Kitap boyunca zihnimde hep aynı soru yankılandı: "Ben neyin hazırlığındayım?" Dünyanın lüksünün, geçici heveslerinin mi; yoksa Allah’ın dinini dert edinmenin mi? Kitabın en benzersiz yönü, cihad kavramını sadece cephedeki sıcak savaşla sınırlamaması; onu tevhidi bir hayat nizamının merkezine yerleştirmesidir. Yazar, cepheye gidemeyen ama kalbi oradaki muvahhidlerle atan bir müminin yapabileceği 39 somut yolu önümüze koyuyor. Gönülden samimiyetle bu arzuyu taşımaktan, lüksü ve israfı terk etmeye ; kâfirlerin mallarını ve iktisadi güçlerini boykot ederek onları zayıflatmaktan, dil ile mücahidlerin onurunu savunmaya kadar uzanan geniş bir
Din
İslam Cihadına Katkıda Bulunmanın 39 YoluMuhammed Bin Ahmed Es-Salim · Şehadet Yayınları · 20137 okunma
Reklam
Reklam