Bir Müslümanın hususî hayatı yoktur. O, gece gündüz, yatakta, sokakta, yalnız ilâhî emrin râşesiyle dolu olması gereken hakiki müminin... Böylelerinin hususî hayatı yoktur; çünkü hususî hayat, nebâti hayat mânâsına gelir. Biz insan hayatına tâlibiz.
Sayfa 64
Edebiyat
"Olup bitenleri görüyorsunuz. Dünyanın rengi değişti; tamamen erdemden yoksun hâle geldi. İyilikle­rin tortusu kaldı yalnız. Görmüyor musunuz! Hak ve doğru, yerin altına gönderildi. Bilerek batıl işler peşine düştü insanlar. Kötü gidişi önleyecek kimse kalmadı. Zaman, her müminin Allah için hakkı savunma zama­nıdır. Şehit olmak istiyorum. Zalimlerle bir arada yaşa­mak da zulüm değil mi!"
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Peygamberimize (s.a.v); “Mümin ve münafık kimdir?” diye sormuşlar. Peygamberimiz (s.a.v) şu cevabı vermiştir; “Mümin’in gözü namazda, oruçta olur, münafığın gözü ise -hayvanlarda olduğu gibi- yemekte, içmekte, ibadet ve namazdan uzak durmakta olur. Mümin, eli vardıkça sadaka verir, Allah’tan günahlarının affedilmesini diler. Münafık ise ihtiras ve boş kuruntular peşindedir. Müminin Allah’tan başka hiçbir kimsede umudu olmaz, münafık ise Allah’tan başka herkese umut bağlar. Mümin, dini yerine malını feda eder, münafık ise malı uğruna dinini satar. Mümin, Allah’tan başka hiç kimseden korkmaz. Münafık ise Allah’tan başka herkesten çekinir. Mümin iyilik işlemekle birlikte ağlar, münafık ise kötülük işlediği hâlde güler. Mümin yalnızlıktan ve kendi başına kalmaktan hoşlanır. Münafık ise girişkenlikten ve kalabalıktan hoşlanır. Mümin, tohum eker, (yapıcı ve üreticidir) kargaşalıktan hoşlanmaz, münafık ise yıkıcıdır, bununla birlikte emeksiz ürün peşindedir. Mümin, dinin prensiplerine uygun bir idare uğruna emir verir ve yasaklar koyar, düzelticidir. Münafık ise baş olma ihtirası uğruna emirler verir ve yasaklar koyar, yıkıcıdır. Daha doğrusu kötülüğü emrederken iyiliği ve doğruyu yasaklar.”
Sayfa 42 - Çelik Yayınevi
Edebiyat
Efendi Hazretleri Üstadım'a şöyle buyuruyor: "Sende iki şey ifrât hâlinde: Muhabbet ve zekâ... Muhabbet, iner ve çıkar... Ama zekâ için çare yok!" Mübdi': Nümûne ve benzeri yokken bir şeyi yeni olarak keşfeden. Benzeri görülmemiş bir iş veya eser ortaya koyan. Kimsenin söylemediği yeni bir şiir veya nesir söyleyen... Mübdi: Herşeyi hiçten halkeden. Başlayan. Gizli sırları açıklayan... Allah'ın güzel isimlerinden biri de, El-Mübdî: Misâlsiz yaratıcı. Terâk: Gürültü, çatırtı... Tarraka: Gümbürtü... Sît: Çatırtı, patırtı, gürültü. Ün, şöhret, nâm... Sita': ev direği... Nâm: Ün, şân, isim, ad. Lâkab. Vekillik. Adres... Ünvan: Lâkab. Adres. Önsöz, mukaddeme, takdim... Adres: Ot ismi... Suadî: Topalak otu... Kust: Topalak otu... Suadâ: Sıkıntıdan dolayı uzun uzun solumak... Suda': Baş ağrısı. Rahatsız etme, sıkıntı verme, sıkma... Sûd: Rengi kara olan şeyler, sevdalar... Sûd: Kâr, faide, kazanç... Mehd: Kâr kazanmak. Yayıp döşemek... Dehâ: Yaymak, döşemek. Dehâ: Anlayışın son derecesi... Ferâset: Anlayışlılık, çabuk seziş... Firâset: Zihin uyanıklığı. Bir şeyi çabukça anlama kabiliyeti. Bir kimsenin ahlâk ve istidadını yüzünden anlamak. Firasetin bir nevî, sebebini anlamadan ve ilhâm eseri olarak vücuda gelen seziştir; diğer nevî ise kisbî, yani tecrübe ve kazanma ile hasıl olur. Binicilik. At yetiştirme bilgisi. Süvârilik. Yiğitlik... Ve bir hadis meâli: "Müminin ferasetinden korkunuz; çünkü o, Allah'ın nuru ile nazar eder!" Feraset: Binicilik, süvarilik, yiğitlik... Süvâri: Binici, atlı, atlı asker. Gemi kaptanı... Süver: Sûreler.
Sayfa 360 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Üstad Necip Fazıl Kısakürek
Zaman, ilâhî nizamın ummanında bir gemi gibi kayıp giderken, geminin içinde vuku bulan binbir hadise, sadece oyun derecesinde kalır ve her hadise müsebbibini iki türlü yoğurur: Ya olgunlaştırır... Ya da tarumar eder. Müminin taşıdığı iman çekirdiği ise dünyayı bir nevî cennete çevirir. Onu hiçbir hadise ümitsizliğe düşüremez. Ölüm dahi, saâdet-i ebediyenin fermanı hükmüne geçer; kabir, İslam sarayının kapısı olur.
Sayfa 184·Kitabı okudu
Din