Gulyabani, sadece bir korku hikâyesi değil; merak, cesaret ve biraz da safça bir inadın hikâyesi.
Eşinden ayrılan Muhsine aile dostu Ayşe hanım tarafından bir bir çiftliğe çalışmaya götürülür. Gittikleri köşkle ilgili arabacının anlattıkları Muhsine’yi endişelendirse de kendini köşkte bulur. Sormak yasak, merak etmek yasak ama o merakı dinlememek mümkün mü?
Her gece duyulan tuhaf sesler, aklını yitiren konağın hanımı, korkudan titreyen çalışanlar…
Ama Muhsine durur mu, düşüyor gizemin peşine!
Hüseyin Rahmi Gürpınar bu romanı bir okurunun ricası üzerine yazmış üstelik yazarken oldukça da etkilenmiş. Güzel bir Türkçe ile yazılan eser kanımca her yaştan okura hitap etmeyi başarıyor. Dönemin İstanbul’unu, halkın batıl inançlarını hem hicvederek hem de gülümseterek anlatıyor.
Tekerlemeler, yerel söyleyişler, ince ince dokunmuş karakterlerle dolu bu eser, hem güldürüyor hem sorgulatıyor.
Okurken korku mu baskın gelir yoksa tebessümler mi, orası okura kalmış…
Kitabı okurken aklım hep o güzel Yeşilçam filmi olan Gulyabani’ydi.
Keyifli okumalar diliyorum!