Tebrizli Şems, dünyayı koca bir kazana benzetirdi. İçinde mühim bir aş pişmekte. Yaptığımız, hissettiğimiz, söylediğimiz, hatta düşündüğümüz her şey bu kazana malzeme olarak giriyor. Peki ya sen sevgili Ella? İnsanlık denen çorbaya nasıl malzemeler katıyorsun? Ben ne zaman seni düşünsem, kazana kattığım malzeme kocaman bir tebessüm oluyor.Seni daha tanımadan özlüyorum….
Ben de sizin yerinize koyup kendimi,
Bu sevgilileri, sizin sevginize ulaştıracak
Basamak olmak için bir özdeyiş söyleyeyim:
Çaresi olmayan hastalıkta acılar sona erer,
İyileşme umuduyla duyulan acı beterini görüp diner.
Yas tutmak gelmiş geçmiş yaramazlıklara,
Yol açar kısa yoldan yeni mutsuzluklara.
Kader alıp götürürse elde tutamadığımızı, Soğukkanlılık alaya alır kaderin zararını.
Soyulduğunda gülen, hırsızdan bir şey çalar,
Boş yere kederlenen, kendi kendini soyar.
-Az konuşması sevgisinin azlığını gösterir.
-En uzun dayanan üstü kapalı ateştir
-Sevgisini göstermeyen sevmiyor demektir.
-Aslında sevgisini herkese duyuranlar en az sevenlerdir..
“Sonra öğrendim bunun asla olmayacağını, insanların değişmeyeceğini ve onları kimsenin değiştiremeyeceğini ve bunun çabalamaya değmediğini. Evet, böyledir.” En çok da bu cümle hafızamda yer edinmişti. İnsanları olduğu gibi kabul etmemiz ve değiştiremeyeceğimiz şeyler için kendimizi üzmememiz gerekir.