Aşkın ile âşıklar yansın yâ Rasûlallâh
İçüp aşkın şerâbın kansın yâ Rasûlallâh
Şol seni seven kişi verir yoluna başı
İki cihân güneşi sensin yâ Rasûlallâh
Şol seni sevenlere kıl şefâ‘at anlara
Mü'min olan tenlere cânsın yâ Rasûlallâh
Şol seni sevdi Sübhân oldun kamuya sultân
Cânım yoluna kurbân olsun yâ Rasûlallâh
Âşıkam şol dîldâre bülbülem şol gülzâre
Seni sevmeyen nâre yansın yâ Rasûlallâh
Dervîş Yûnus'un cânı ilm ü şefâ‘at kânı
İki cihân sultânı sensin yâ Rasûlallâh
Yunus Emre Hazretleri (k.s.)
Asıl mesele, zıt görünenlerin aslının tek olduğunu kavramaktır. O zaman kalp gaflette, dalâlette, inkârda kalıp "iki yüzlü" olmaktan çıkar. Keder de sevinç de, kahır da lütuf da insanın hayatını, diriliğini, canlılığını, giderek yolunu, yönünü, kıymetini belirleyen kanatlar olur. İnsan iki kanadın da hakkını anlar, kahrın da lütfun da bir sebebe bağlı olduğunu, ikisinin de nimet olduğunu kavrar. Bu hal "tevhid" yani "birlik" makamıdır. Hallere değil, halleri bahşedene bağlanmak demektir.
Bugün hayatta hepimizi sıkıntıya, bunalıma, krize sokan şeylerin hemen tamamı beklentilerimizin, arzularımızın, isteklerimizin bir an önce olmasını istemekten doğar. Bu acelecilik, acillik sabırsızlığı da beraberinde getirir. Sabırsız kişi de huzursuz olur. Huzursuz olan ise elindekilerin kıymetini bilmez hep olmayan şeylerle ilgilenir bu mutsuzluğu doğurur. Yani acelecilik sonuçta mutsuzluğu doğurur.