Savunulacak bir şeyim yok. Yaşayışımla övünecek halde değilim, param da yok. Özgürüm. O da beni boğuyor. İşte yıllar var ki, bir hiç uğruna özgürüm.
Hiçbir şey olmasa bile, okumak için şüphesiz ki; yaşamaya değer.
Türkiye'de orta sınıf her şeyin farkında ama hiçbir şeyi değişterecek imkanı olmayan, sistemin taşıyıcısı olduğu halde hiçbir karar mekanizmasına katılamayan bir duruma evrildi.
Ana muhalefetin bir işçi sendikası gibi hükümete taleplerini ileten pozisyon almak yerine, iktidarı arzulayan ve kendi iktidarında nasıl bir iktisadi yönetim vaat ettiğini bugünkü konjonktürden yola çıkarak anlatan bir söylemle ortalığı yıkmalıdır. Bu minvalde doğru anlatı, "siz yıktınız siz toplayın" değil, "siz yıktınız biz toplarız" olmalıdır. Eşyanın tabiatı gereği iktidarı isteyen sertleşmek durumundadır, yumuşama mevcut durumu sürdürmek için yapılır.
Yüzyıllardır Batı medeniyetinin bir parçası olamk gayesiyle çırpınan bir milletin, daha az ticaret yapan, daha az üreten, daha az tüketen, daha az refaha erişimi olan ve yüksek insanlık ailesinin bütün hazlardan vazgeçmek zorunda olan bir pozisyona konumlandırılma gayretidir. Altına teker koydular ülkenin, doğuya doğru ittiriyorlar. Problem iktisadi değil, siyasidir. Çözümü de karatahtada değil sandıktadır.
İş insanlığı üç topu havada tutmaya benzer. Bunlardan ikisi satışlar ve kârlılıktır ki bunlar lastik toptur. Bunlar yere düşerse toparlayabilirsiniz. Ancak üçüncü top camdandır, o top yere düştüğünde kırılır ve oyun biter. O top da nakittir. Şirketler kârsızlıktan değil, nakitsizlikten batar.