Envar-ı füyuz-ı Mürşid-i Rum Afaka Fürugum etti malum
HZ. MUAVİYE'YE "Radyallahu anh" DENİLMEZ Mİ? -I-
Bugünlerde en çok üzüldüğüm şeylerden birisi de; mürşidlerinin külliyât içerisinde defalarca vurgu yapmasına rağmen, Ehl-i Sünnet olduğunu belirtmesine rağmen veya istikametli olanın Ehl-i Sünnet cadde-i kübrası olduğunu ifade etmesine rağmen, kimi nurcu kardeşlerimin Ehl-i Sünnet'ten farklı görüşlere sahip olabilmesidir. (Hatta "Ehl-i Sünnet kalıpçılığı" gibi meş'um ifadelerle fırka-i nâciyeyi eleştirebilmeleridir.) Sorun sadece "sahip olabilmeleri" de değildir üstelik. Bunu Üstad'a da dayatabilmeleridir. [...] Bazı nurcu kardeşlerimiz, nasıl yapmışlarsa yapmışlar, Muaviye radyallahu anhın "radyallahu anh" duâsına lâyık olmadığına dair çıkarımlarda bulunmuşlar. Neye dayanıyorlar peki? Bediüzzaman'ın sahabe arasındaki ihtilaflara dair yazdığı birkaç metne. Peki o metinlerde hakikaten Muaviye radyallahu anhın "radyallahu anh" denilmeye seza olmadığı mı söyleniyor? Hâşâ! Böyle hiçbir beyân yok. Hiçbir metin böyle birşey söylemiyor. Fakat hayatı okumayı siyaset, siyaseti okumayı da demokrasi çerçevesine sıkıştıranlar, hilafetin saltanata dönüşüm süreci üzerinden uçuyorlar da uçuyorlar. Kimbilir: Belki demokrasiyi itikatlarından da fazla önemsiyorlar. Allah böyle bir şeye kapılmaktan cümlemizi muhafaza eylesin. Âmin. Ben bu yazıda dayandıkları metinlerin ne kadar onların "arzularını" söylediğini irdelemeyeceğim. (Bunu belki başka bir yazıda yapacağım.) Fakat Risale-i Nur'da bizzat kendisinin de Hz. Muaviye hakkında "radyallahu anh" ifadesini kullandığı sabit olan Üstad'ın bir mürşidine uzanacağım. **Kimdir bu mürşid? Müceddid-i Elf-i Sânî İmam-ı Rabbanî rahmetullahi aleyh. Bu arkadaşlar, bizim sözlerimizi (yaşımız gibi) belki küçük görürler, fakat herhalde İmâm-ı Rabbanî Hazretlerinin adı anılınca ceketlerini ilikleyecekleri gelir. Nihayetinde zikredilen kişi
Hazreti Muaviye
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Aradan 1400 küsür yıl geçti, binlerce alim, evliya, mürşid-i kamil geldi... ✨ Bunlar peygamber efendimizin varisliğini yaptılar, peygamberlere söylenen onlar için söylendi... 📜 "Fakire, bu paspal adamın peşinden mi gidiyorsunuz?" dediler... 🤔 "Zengine ise kendi mercedesiyle biniyor, lüks evlerde oturuyor, siz sürünüyorsunuz!" dediler... 🏰🚗 Hepsine aynısını söylediler... Bu muhabbet taaaa Adem a.s. zamanından bu yana hiç bitmedi. 🕰️🌍
Din İslam
SALÂVAT ve TARAFINI BELLİ EDENLER...
Bir vakitler yazılarımda Bediüzzaman Said Nursî'yi "mürşidim" diye zikretmemi eleştirenler vardı. Her yazımda hemen tepkilerini koyarlardı. Şimdi ya usandılar yahut da alıştılar. Halbuki ben bunu özellikle yapıyordum. Onu "mürşid" olarak sevdiklerine hâlen inandığım kişilerin "Bediüzzaman" bile demekten çekinerek "Said Nursî" diye konuştuklarını/yazdıklarını görüyordum. Sıkılıyordum. Üzülüyordum. Bu sakınımlı dilin içimizde de bir şeyleri öldüreceğine kâniydim. Bir direniş olarak bastıra bastıra "mürşidim" demeye başladım. Bugün dahi her "mürşidim" deyişimde bir direniş ruhu hissederim. Elhamdülillah. Hem aynı direnişi "Bediüzzaman öyle diyor demeyelim de Risale-i Nur öyle diyor diyelim!" diyenlere karşı da gösteririm. Yâni bu tavrı da arızalı bulurum. Şairin ifadesiyle, dansçıyı danstan, güzelliği güzelden ayırmanın mümkün olmadığını zannederim. İnsan mürşidi hakkında konuşuyorsa mürşidi olduğunu hissettirmeli. Kaçınmamalı. Babamdan bahsettiğimde yabancı birinden bahsediyormuş gibi yapamam. Yapmam da hoş görülmez. "Kamil oğlu Şükrü şöyle demiştir..." diyemem. "Babam bir keresinde dedi ki..." derim. Mürşidim de öyledir. Kalbimin taraftarlığı elbette dilime işler. İşlemelidir. Yazarken de bundan sakınmam. Sakınılmamalıdır. Bazıları bir miktar nötrleşmenin tebliğ diline faydalı olacağını savunurlar. Buna şuraya kadar katılıyorum: Muhatabının kalbini kendi kalbin gibi olmaya zorlayamazsın. Senin sorgulamadığını onun da sorgulamamasını bekleyemezsin. Dolayısıyla bilgiyi aktarırken empati yapmaya muhtaçsın. Empati elbette kendi kabuğunu bir parça terke zorluyor seni. Ortak bir paydada geçerli olanı konuşuyorsun. __Tamam. Fakat kendi kalbini de muhatabının kalbi gibi olmaya zorlamamalısın. Ne hissediyorsan o olmalı. Çünkü zorlamalar da insanda alışkanlık yapar. Alışkanlıklar
Tefekkürât
Bir gönül ehline, bir mürşid-i kamile intisap etmek şart.
1000Kitap

Tâhir Ceyhun Yıldız

@tahirceyhunyildiz
·
“Bedenimiz hastalanınca hemen doktorların kapısını çalıyoruz. İlaçlarla, merhemlerle iyileşmeye çalışıyoruz ama insanoğlu etten kemikten ibaret değil ki! Ruhumuz yaralandığında kimin kapısını çalacağız? Kalbimizin acısını, gönlümüzün derdini hangi doktorun ilacı tedavi edebilir? Ruhumuzun hastalığına hangi eczanede çare var? Manevi yaralar ancak manevi hekimlerle, gönül ehli ile tedavi edilir. Kalbin ilacı; Hakk’tan gelen bir nazar, onu hatırlatan bir sözdür.” Ayşe dizisinden 🙂
1000Kitap
Yunus Emre k.s.
​"Bir gönülde yoksa mürşid Nazarı, O gönül gönül değil şeytan Pazarı.