Hegel bir kez kabul edildikleri takdirde âlet ya da ortam metaforlarının, şeyleri kendilerinde oldukları gibi bilemeyeceğimiz sonucuna bizi dosdoğru götürdüğünü kabul eder. Ancak, bunları bilgi için birer model olarak almamız gerek-tiğini veya buna zorunlu olduğumuz düşüncesini yadsır. Bu metaforların sonuçlarının kabul edilemezliği ve kullanımlarının bir gerekçesi olmayışı konusunda taviz vermez. Fenomenlerle sınırlı bilgi, Kant'ın sunduğu bilgi, reddedilir. Hegel'e göre bu tür bilgi nihai olarak tatmin edici olmamakla kalmaz, bilgi diye anılmayı bile hak etmez. Fenomenoloji'de şöyle der: Bu hata korkusu öncelikle bir yanda mutlağın durduğunu ve bilginin diğer yanda, kendisiyle ve mutlaktan ayrılmış olarak, hâlâ gerçek bir şey olduğunu ya da mutlağın dışında kalmakla hakikatin de dışında kalmış olan bilginin yine de hakiki bilgi olduğunu önceden varsayar. Bu varsayım, kendisine hata korkusu diyen şeyin aslında hakikat korkusu olduğunu açığa çıkarır. Bu sonuç sadece mutlak olanın hakiki olması veya sadece hakiki olanın mutlak olması olgusundan ileri gelir. Aslında bilimin bi-linmesini gerektirdiği, mutlak olanın aynı zamanda hakiki bilgi de olduğunu bilmeyen o bilgiye olanak veren bir ayrımın yapılmasıyla bu yadsınabilir. [Ya da şu da düşünülebilir:] Mutlağı kavrayamayacak dahi olsa, genel olarak bilginin yine de başka bir hakikate gücü yeter." Hegel burada, âlet ve ortam metaforlarının kullanımında olduğu gibi, sınırlanmış bir bilgiyi kurtarmanın hiç sorgulanmamış düşüncelere ve ayrımlara bağlı olduğuna dikkat çekmekten memnundur. Kavramsal çözümlemeye duyulan ihtiyaç vurgulanır: "Fakat böyle amaçsız ifadelerin mutlak bir bilgi ile başka bir tür hakikat arasındaki bulanık bir ayrımdan kaynaklandığını ve 'mutlak, 'bilgi' vb. öncelikle elde edilmesi gereken
Sayfa 70
Asıl meseleyle, yani hakikaten neyin olduğuna dair edimsel bilgiyle uğraşmaya başlamadan önce, ilkin bilgiye dair bir anlayışa erişmeye gerek olduğu varsayımı felsefe için doğaldır. Bilgi, mutlağın ele geçirildiği âlet olarak görülür ya da onu bir anlık fark etme aracı olarak... Bu kaygı, kendisini zorunlu olarak şu kanıya dönüştü-recektir: Kendinde olanı [was an sich ist] bilgi aracılığıyla bilinç için kazanma girişiminin tamamı, daha kavramında saçmadır ve bilgi ile mutlak arasında onları tamamıyla ayıran bir duvar bulunur; zira eğer bilgi, mutlağa hâkim olma âletiyse, bir âletin bir şeye uygulanması onu kendisi için olduğu haliyle bırakmaz, biçimlendirmeye ve değiştirmeye başlar. Ya da eğer bilgi bizim etkinliğimizin aracı değil de, hakikatin ışığının bize ulaşmasını sağlayacak ölçüde edilgin bir ortamsa, biz onu kendisinde olduğu gibi almayız, bu aracı yoluyla ve bu aracıda olduğu haliyle alırız. Her iki durumda da amacının karşıtını dolaysız olarak meydana getiren bir araç kullanmış oluruz; veyahut bilakis bizim hiçbir şekilde bir araç kullanmıyor olmamız saçmadır. Âlet aracılığıyla aldığımız mutlak fikrinden âlete ait olan kısmı çıkarabilmemiz ve böylece de saf hakikati alabilmemiz olanaklı hale geleceği için, bu zorluk âletin nasıl çalıştığını bilerek elbette giderilebilirdi. Fakat bu ilerleme aslında bizi yalnızca önceden bulunduğumuz yere geri getirirdi. Eğer biz biçimlenmiş bir şeyden, âletin ona katmış olduğu şeyi çıkarırsak, o zaman şey -burada mutlak- artık açık şekilde yersiz olan bu çabadan önce tam olarak ne ise o olur yine... Ya da kendimize artık bir ortam olarak temsil ettiğimiz bilginin incelenmesi, bize kendi kırılmasının yasasını öğretmiş olsaydı, sonuçtan kırılmayı çıkarıp almak faydasız olurdu; çünkü bilgi ışığın kırılması değil, aracılığıyla
Sayfa 69 - Ji destpêka fenomenolojîyê
Reklam
«"Belirsizlik içinde yaşamayı kabul etmek önemlidir, çünkü sen ya da dünyadaki herhangi bir kişi 'Nasıl yaşanır?' sorusuna verilecek nihai, kesin, mutlak yanıtı bilemez. Dikkat! Bu belirsizlik bir şeylere inanmayı, hedefleri ya da inancı engellemez. Her şeye değdiği ve açık seçik görme arzusundan vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. "Ancak son kapı, mutlak bilgi, nihai, aşılması imkânsız bilgi yoktur. Kendine has yörüngeler, belirli güzergâhlar, birbirine eklenen, birbirini yalanlayan ya da birbirini yankılayan fikirler vardır sadece."»
Sayfa 413
Edebiyat
Hegel’e göre “çalışma aracılığıyla, kö­le kendi gerçekliğinin bilincine varır.” Köleliğin dışına atılan ilk adım, bağımlı kişinin, yaptığı işi kendisiyle ilişkilendirerek “ken­disine ait bir zihni olduğunu” keşfetmesidir. Bu keşfi yaptığı anda özgürleşmeye başlamış demektir. Genç Hegel’e göre toplumda özgürlük koşullarını oluşturma so­rumluluğu ezilenlere aittir; hiçbir Platonik, iyiliksever muhafız, hiçbir melek onları kurtarmaya gelmeyecektir. Tinin Görüngübilimi 'nde Hegel bu görüşü açıklığa kavuşturmuştur. Hegel bunu -kölenin kendi çalışmasının bilincine varışıyla- özgürlüğün doğuşunu tanımlayarak yapar. Ardından kölenin geçtiği özgürlük aşamalarını anlatır. Bu aşamalar dört tanedir; her bir aşamadan diğerine geçişin gerçekleşmesi, ezilen kişinin daha önce inandığı şeyi yadsımasına bağlıdır. Bu dört aşama şunlardır: Stoacılık, şüphecilik, mutsuz bilinç ve rasyonel bilinç.
Kant’a göre, insan aklında bizi gerçek bilgiye, fiziksel dünyamızın ötesindeki ilk ve kökensel ilkeleri bulmaya iten doğal bir eğilim vardır. İçimizde,tam olarak ne olduğunu bilmeden, mutlak olanın düşüncesine sahibiz. İçeriği olmayan bu düşünce, genellikle “ bilgiye susamışlık” olarak adlandırdığımız karşı konulmaz ve kontrolsüz bir ihtiyaca değil, bizi oraya götürebilecek akıl yürütmeyi sonuna kadar teşvik eder mutlak olanı bilmek için rasyonel bir zorunluluğu doğurur. Bu zorunluluk bizi duyulur deneyiminin sınırlarının ötesine geçmeye iter.
Sayfa 18·Kitabı okuyor
Alıntı
İç uyumu yüksek olanlar sakin, özgüvenli ve baskıyla başaçıkabilen kişilerdir. Ancak başarısızlık durumlarıyla yüzleşmekte ve geribildirim almakta zorlanabilirler. İç uyumu düşük olanlar sorumluluk sahibi, mükemmeliyetçi ve titizdir. Ancak duygu durumları değişkenlik gösterebilir. Kendilerini ve çevrelerini sürekli sorgulama eğilimi "geçinilmesi zor" bir insan olarak algılanmalarına neden olabilir. İç uyumu düşük bireylerin stres ve baskıya toleransları düşük olup eleştirileri kişisel algılama eğilimleri olabilir. Düşük iç uyum ve olumsuz duyguların sağlık üzerinde yıkıcı etkileri olduğu uzun zamandır mutlak gerçek olarak kabul edilir. Ancak gerçek durum bundan epeyce farklıdır. Sağlık ve düşük iç uyumla ilgili en kesin bilgi kişilerin kendilerini iyi hissetmediklerini ifade etmeleridir. Çünkü düşük iç uyum ağrıya yatkınlığı artırır, bu da "sağlıksızlık" izlenimi yaratır. Akademik çalışmalar ile farklı araştırmaları birbiriyle karşılaştıran çalışmalar; olumsuz duygu durumu, depresyon ve kaygı ile hastalık ve koroner kalp sorunları arasında bir ilişkinin varlığına işaret eder. Ancak bazı araştırmalar da düşük iç uyum ile sağlık sorunları arasındaki ilişkinin belirtildiği gibi olmadığını ortaya koymaktadır. Bu konuya Friedman, düşük iç uyumu ikiye ayırarak açıklık getirir: Birincisi, sağlıksız olan kötümserliğe yatkınlık, kaygı, depresyon ve sürekli pişmanlıkla ortaya çıkan; ikincisi ise sağlıkla ilgili belirtilere dikkat etmekten ve bunun sonucunda gerekli önlemleri almaktan kaynaklanan sağlıklı olarak adlandırılabilecek düşük iç uyumdur. İlki; depresyon, hastalık ve erken ölüme neden olurken ikincisi sık doktora gitmek, psikosomatik belirtilerle uğraşmak, kendini iyi hissetmediğini söylemek ancak daha az hastalanmak ve daha uzun yaşamak sonucunu doğurur.
Sayfa 53 - Friedman, H. S. (2000). "Long-term relations of personality, health: dynamisms, mechanisms, and tropisms", Journal of Personality, Vol: 68, 1089-1107.
Reklam
Reklam