Kendimi Victoria'nın içindeki dördüncü yolcu gibi hissettim.
10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Jules Verne'in Balonla Beş Hafta adlı romanı ilk bakışta Afrika üzerinde yapılan heyecanlı bir keşif yolculuğunu anlatan bir macera kitabı gibi görünür. Ancak roman ilerledikçe bunun yalnızca bir macera hikâyesi olmadığı anlaşılır. Eser aynı zamanda 19. yüzyıl insanının bilime, keşfe, doğaya ve dünyanın bilinmeyen bölgelerine bakışını yansıtan önemli bir dönem belgesidir. Romanın merkezinde Doktor Samuel Fergusson'un Afrika'yı balonla geçme fikri bulunur. Dönemin pek çok insanı bu fikri çılgınlık olarak görürken Fergusson, bilime ve insan aklına duyduğu güvenle yola çıkar. Yanında sadık dostu Dick Kennedy ve yardımcısı Joe vardır. Yolculuk boyunca fırtınalar, kuraklık, açlık, susuzluk ve çeşitli tehlikelerle karşılaşırlar. Ancak romanın asıl gücü yaşanan olaylardan çok, bu olayların karakterler üzerindeki etkilerinde gizlidir. Kitabın yazılış amacı yalnızca okuru eğlendirmek değildir. Jules Verne, okuyucusuna coğrafya, tarih ve keşifler hakkında bilgi vermek istemiştir. Roman boyunca Afrika'yı araştıran gerçek kaşiflerin isimleri, keşfettikleri bölgeler ve dönemin coğrafi bilgileri sık sık anlatılır. Bu yönüyle eser, kurgu ile bilginin birleştiği bir yapı oluşturur. Okur, hikâyeyi takip ederken aynı zamanda dünyayı tanımaya başlar. Romanın temel fikirlerinden biri bilimin insanı bilinmeyene ulaştırabilecek güçlü bir araç olduğudur. Ancak hikâye ilerledikçe bilimsel bilginin her sorunu çözemeyeceği de görülür. Başlangıçta neredeyse kusursuz görünen Doktor Fergusson zaman zaman çaresiz kalır, kararsızlık yaşar ve hata yapar. Böylece okuyucu bilim insanının da her şeyden önce bir insan olduğunu fark eder. Bilim güçlüdür fakat doğa karşısında mutlak değildir. Romanın dikkat çeken bir başka yönü doğaya bakış biçimidir. Yolculuk boyunca hayvanların sık sık avlanması ve
1000Kitap
Balonla Beş HaftaJules Verne · İş Bankası Kültür Yayınları · 20217,3bin okunma
İlahi Kentler Serisi
Puan vermedi·496 syf.··
2023 11. kitabı
Büyü, Casusluk ve Zorbalık... İkisi Seride Biri İncelemede: İlahi Kentler Serisi Kara Kule, Dune, Cosmere, Üç Cisim Problemi, İlk İmparatorluğun Efsaneleri ve Kızıl İsyan gibi türlerinin en iyilerinden olan ve çok sevilen serileri ağırlayan "İnceleme(?)" adındaki masamızda bugün, ismi geçen serilere nazaran daha mütevazi bir seri olan İlahi Kentler serisini konuk ediyoruz. Ve hiç vakit kaybetmeden fantastik kurgu türünde bir seri olan konuğumuza rahatlaması için çeşitli içecekler ikram edip konuğumuzu benzer tür kitapların kendi aralarında konuşmaya daha meyilli olmasından dolayı* yan yana oturan Dune, Üç Cisim Problemi ve Kızıl İsyan serilerinin karşısına; Cosmere, Kara Kule ve İlk İmparatorluğun Efsaneleri serilerinin ise yanına yerleştiriyor ve diğer misafirlerimize İlahi Kentler serisine başlayabilmeleri için gereken basit bilgileri vererek onları tanıştırmaya başlıyoruz**(*) *Bu türcü bir tutumdur, evet. Fakat her ne kadar bizi başkalaştıran yapılarıyla kişilik sahibi olsalar da kitaplar insan değillerdir ve bu nedenle türlerine, yazarlarına, yayınevlerine veya kapak renklerine göre kategorize edilebilirler. Ama insanlar EDİLEMEZLER. **BKSBİGBB'ye nasıl bağlandık ama? İyi ama BKSBİGBB de ne mi diyorsunuz? Yenisiniz galiba... Bakıyım... YENİSİNİZ! Yaşasın yeni gelenler var! Hoş geldiniz! Umarım bir arkadaşa bakıp çıkacaktım demez ve buralarda kalmaya devam edersiniz. Kim bilir belki de BKSBİGBB'nin gizemini keşfederken Matematiğin, Kuantumun, yani "Hayatın" sırlarına da vakıf olursunuz. Sonuçta tüm büyük buluşlar en acayip yerlerden çıkma değil midir? (*)Tekil kitaplarımız nerede mi oturuyor? Onlar özgürlüklerine düşkün ve biraz da başlarına buyruk olduklarından otoriteyi reddediyor ve masamızda gösterilen yerlerine oturmak yerine sağda solda dolanıyorlar. Bu
Mucizeler KentiRobert Jackson Bennett · İthaki Yayınları · 201952 okunma
Reklam
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 159. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:00
"ÜMİTSİZLİKTEN KURTULUŞ YOLLARI" "Manevi hastalıklar içinde ilki ve en büyüğü yeistir. Kişinin fıtratı yaralandığında ilk ümitsizlik doğduğu gibi, herhangi bir konuda yaralanmış fıtratını tedaviye kalkışan kişilerin karşısına da ilk çıkan hastalık yine ümitsizliktir. Şeytanın âciz insanı en çok vurduğu nokta orası olduğu gibi insana ilk saldırdığı cihet de orasıdır. Üstad Bediüzzaman yeisi hem yapısı, hem yayılışı, hem öldürücülüğü noktasından, hem de manevi müşahedesine dayanarak "Seretan" (kanser) hastalığına benzetir." İnsan, madde ve manadan, ruh ve bedenden müteşekkil hassas bir varlıktır. Onu anlamaya çalışan her yaklaşım, bu ikili yapıyı ve aralarındaki derin etkileşimi gözetmek zorundadır. Aksi takdirde insana dair söylenen her söz eksik, her iddia temelsiz kalır. İşte bu bütünlük içinde insan hayatının en temel dinamiklerinden biri de ümitsizlik meselesidir. Ümitsizlik, ruh ve beden bağlantısına vurulan ilk ve en derin darbedir. Öyle bir darbedir ki, bazen en uzman gözler dahi onun teşhisinde âciz düşer. Öyle öldürücüdür ki, kişinin hem fiziksel hem de manevi hayatını sessiz sedasız katleder. Ümitsizliği bir karadeliğe benzetebiliriz: Tıpkı evrendeki karadelikler gibi etrafındaki her şeyi –umudu, enerjiyi, yaşama sevincini– yutar ve kişiyi kendi içine çökertir. Sonunda insan, kendi varlığını kendine bir zindan olarak hissetmeye başlar. Peki ümitsizlik nereden doğar? İnsanın ruhuyla bedeni arasındaki sağlıklı etkileşim bozulduğunda. Modern dünyanın insanı çoğu zaman beden üzerinden tanımladığı bir çağda yaşıyoruz. Oysa insan yalnızca etten ve kemikten ibaret değil. Aynı şekilde sadece ruhtan oluşan bir varlık da değil. İnsan; beden ve ruhun birbirini tamamladığı, birbirinden ayrı düşünülemeyecek hassas bir bütündür. Yazar, yalnızca psikolojik bir meseleyi
Edebiyat
Ümitsizlikten Kurtuluş YollarıErdem Akça · Foliant Yayınları · 20261 okunma
Zaman Katilleri
8/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 09:52
Yaratıcılık Kodu’nu; erken uyuduğum ancak gecenin bir yarısı uyandıktan sonra bir daha gözümü kırpamadığım kalorifer yanacak kadar soğuk bir Londra gecesinin ardından gelen tehir eden trenlerle dolu tipik sabahında bitirdim. Kitabı kapattığımda aklımda kalan ilk şey yapay zekâ teknolojileri, yaratıcılık teknikleri ya da üretkenlik yöntemleri olmadı. Zihnime şu satırlar çakıldı: “… her geçen saniye azalmakta olan zamanımızı çok iyi yönetmeliyiz. Ne kadar kaldığını bilmediğimiz ömrümüzün en önemli sermayemiz olduğunu unutmamalıyız. Hayatımızdaki zaman katillerini belirlemeli ve onları yaşantımızdan uzaklaştırmalıyız. Bu zaman katilleri kimi zaman vazgeçmekte zorlandığımız bir alışkanlıktır, kimi zaman da bir insan.” Sanırım yaş ilerledikçe insanın hayata bakış açısı değişiyor. Bir dönem para en önemli şeymiş gibi geliyor. Bir dönem kariyer… Bir dönem ise sadece başarı… Sonra insan acı bir şekilde fark ediyor ki; para tekrar kazanılabiliyor, kariyer yeniden inşa edilebiliyor, hatta hayattaki birçok hata bir şekilde telafi edilebiliyor. Ama akıp geçen zaman asla geri gelmiyor. Bu nedenle kitapta geçen “zaman katilleri” kavramı bana oldukça güçlü ve sarsıcı geldi. Çünkü hayatımızdaki en büyük kayıpların çoğu yanlış finansal yatırımlardan değil, yanlış insanlara ve işlere cömertçe harcanan zamandan oluşuyor. Bu bölümü okurken hafızamda iki film canlandı. İlki, Lucy. Filmin sonunda insan bilincinin sınırlarını aşan karakter, evrendeki tek gerçek ölçünün zaman olduğunu söyler. Bilgi, güç, para ve hatta insanın kendisi bile ancak zamanın boyutu içinde bir anlam kazanır. Zaman yoksa, hiçbir şey yoktur. İkincisi ise The Banshees of Inisherin. Filmde Brendan Gleeson’ın büyük bir ustalıkla canlandırdığı Colm Doherty, hayatının son düzlüğüne girdiğini fark eder ve
Yaratıcılık KoduBarış Müstecaplıoğlu · Ceo Plus Yayınları · 20243 okunma
6/10
·296 syf.··
2026 15. kitabı
·
84 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:23
Fas’ın Cedîde şehrinde 1944 yılında doğan Taha Abdurrahman, Muhammed el-Hâmis Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldıktan sonra Oxford ve Sorbonne üniversitelerinde başta dil felsefesi ve mantık olmak üzere çeşitli alanlarda öğrenimini sürdürmüştür.1972 yılında “Ontoloji Sorunsalının Dilsel Yapısı” teziyle doktorasını tamamlamış; 1985 yılında “Doğal ve Argümantatif İstidlalin Mantığı” isimli teziyle de ikinci kez doktor unvanını almıştır. 2005 yılında emekliye ayrılan yazarımız birçok ülke ve üniversitede dil felsefesi ile mantık dersleri vermiştir. İncelemekte olduğumuz kitabımızın asıl adı el-Amelu’d-Dinî ve Tecdîdü’l-Akl olup Mehmet Emin Güleçyüz tarafından Türkçeye tercüme edilen eser Pınar Yayınlarınca İstanbul’da 2020 yılında 296 sayfa olarak yayınlanmıştır. Eserde; Soyut Akıl (el-‘aklu’l-mucerred), Rehberlik Edilmiş Akıl (el-‘aklu’l-musedded) ve Desteklenmiş Akıl (el-‘aklu’l-mueyyed) olmak üzere üç farklı akıl türü detaylıca ele alınmış. 1. Soyut Akıl (el-'Aklu'l-Mücerred) : Soyut aklı, metinde "sahibini herhangi bir şeye bir yönden bilgili kılan eylem" veya "nazar" olarak tanımlayan Taha Abdurrahman aklın özellikle bir eylem niteliği taşıdığını vurgulamaktadır. Ona göre Yunan düşüncesindeki gibi akıl insanı bilgi edinmeye hazırlayan bir öz, zat olarak tanımlanması birçok problemi de beraberinde getirir. Zira aklın bu şekilde tanımlanması, onu nesneleştirdiği gibi, insanı da eylem ve tecrübe boyutundan koparmaktadır. Abdurrahman’a göre Mucerred akıl ( soyut akıl) özel ve genel olmak üzere bazı sınırlılıklara sahiptir. Özel sınırlılıklar; soyut akıl dilin sınırlarına, zanniliğe ve mecburi teşbihe (Tanrı'yı maddileştirme tuzağına) mahkûmdur. Genel sınırlılıklar; soyut aklın, mantığın sınırlarına takıldığını, delillendirmelerde kesinlik ve tamlığın bulunmadığı ,
Dini Amel ve Aklın YenilenmesiTaha Abdurrahman · Pınar Yayınları · 202027 okunma
Bir iz incelemesi olduğu için spoiler içerir.
Puan vermedi·176 syf.·
2026 17. kitabı
Meleklerin İsyanı metaforik anlamda çok güçlü ve zamansız bir kitap çünkü insanın kalıplaşmış, hiçbir zaman değişmeyen o düşünce yapısını çok iyi yakalıyor. Kitabın zengin bir kütüphanede başlıyor olması bu yüzden en önemli detaylardan biri. İnsan, bilimin ve ilmin efendisi olduğunu, her şeyi çözdüğünü sandığı an zihninde kendini tanrılaştırmaya başlıyor. Kitapta Hristiyanlıktan, Yahudilikten, yani Tevrat (Talmud) ve İncil'den söz edilmesi de tam olarak bu düşüncenin köklerine inmek için. Bütün dinler birbirinin devamı olduğu için birbirine benziyor ve kitap bize aslında tüm bu yaratılışın tiyatrosunu yaşatıyor. Anatole France bu bütünlüğü kurarken sadece kutsal kitaplardan değil, Tevrat'ın dışlanan parçası olan kadim Hanok’un Kitabı’ndan ve antik Gnostik metinlerden de derinlemesine besleniyor. Zaten kitapta Tanrı’dan bahsedilirken geleneksel dini figürler yerine ısrarla Gnostisizmdeki "Ialdabaoth" isminin kullanılması bu yüzdendir. Melekler kütüphanede okudukça, karşılarındaki gücün evrenin gerçek, sevgi dolu yaratıcısı değil; her şeyi bildiğini sanan, kibirli ve insanları cehalette bırakmak isteyen kör bir gök tiranı (Demirurgos) olduğunu keşfederler. Kitaptaki meleklerin o tozlu raflar arasında bulduğu büyük sır tam olarak budur. Onlarınki sadece alelade bir başkaldırı değil, bilginin önünü tıkayan ve cehaleti kutsayan bu yalancı tiranlığa karşı bir aydınlanma savaşıdır. Burada kitapla ilgili çok can alıcı bir detayı ve insanın büyük bir yanılgısını netleştirmek gerekir: Koruyucu melek Arcade yeryüzünde ilk somutlaştığında, aslında insanların kafasındaki o klasik, kanatlı ve görkemli melek tasvirlerine hiç benzemez, tamamen cinsiyetsizdir. Onu gören kadın ve erkek bunun nasıl mümkün olduğunu şaşkınlıkla sorduğunda, melek onlara adeta bir tokat gibi şu cevabı
Meleklerin İsyanıAnatole France · Dorlion Yayınevi · 2023110 okunma
Reklam
Reklam