9/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 16:05
Çıban, mutlak iyilerin ya da kötülerin kolaycılığına sığınmadan; herkesin kendi trajedisinde haklı olduğu, ahlaki sınırların silikleştiği, son derece gri ve nefes alan gerçekçi karakterleri okurun karşısına çıkarıyor. Çıban; Furkan Emre Aynur kaleminden, Tilki Yayınevinden basımı yapılan, 284 sayfadan ibaret roman. Hemen hemen hepimiz, hayat şartlarımızın daha iyi olmasını isteriz. Bazen güç çok önemli gibi görülse de; asıl gücün, kişilere bağlı değil de, birlik olma ile alakalı olduğunu kitabımızda Zeynep' in yapmış olduğu iş başvurularından görebiliyoruz. Gerçek hayatta da böyle mi sizce? Liyakata bağlı olması gereken yerlerde torpili olanları görünce, bana ütopik gibi geliyor. Umarım böyle işletmeler gerçekten vardır. Kitabımızda farklı karakterlerde kişiler mevcut. Her biri işinde çok başarılı ama, hep bir tarafları eksik, boşlukta gibi izlenim uyandırdı. Özellikle kitabın başlarında; gençlerin yapmış olduğu sohbet, durumumuzun ne kadar içler acısı olduğunu gösterdi. -"Fake hesabımdan Ali Can' a baktım, ne kadar çirkinleşmiş! Ben bununla nasıl sevgili oldum ayy iğrenç ya, şuna baksana ne paylaşmış!" Bu cümle bile; bazı kimselerin ne kadar boş şeylerle meşgul olduğunu ve maalesef umudumuz olan gençlerin bu duruma geldiğini görmek... Önceden sohbetlerimiz daha farklı idi. Daha anlamlı, daha içten. Şimdi her şey yüzeysel gibi geliyor. Serdar; savunma sanayine insansız hava aracı Vanex' i ekibi ile birlikte kazandıran uçak mühendisi. Sadece 4 arkadaşı olmasına rağmen, onları kırmaktan hiç çekinmeyen ama yine de onlarsız olamayan karakter. Ayruk; en sevdiğim karakter diyebilirim. Özellikle işçi sınıfının hakkını savunan, onları kalantor patronlara ve sistemin çarklarına ezdirmek istemeyen, adaletten yana, kendisine yaptırılmak istenen bir işi aklına yatmadığı için,
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202683 okunma
Puan vermedi·140 syf.··
2026 13. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 14:30
Yeraltı Adamı’nın trajedisi, her şeyin farkında olmasıdır. Sıradan ve "saf" bir insan, önünde bir hedef gördüğünde ya da bir haksızlığa uğradığında, o anki duygunun veya amacın körlüğüyle eyleme geçebilir; çünkü sorgulamaz. Ancak Yeraltı Adamı gibi "aşırı bilinçli" bir modern insan için eyleme geçmek imkânsızdır. O, "Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır" derken bu acı gerçeği itiraf eder. ​Bir adım atmaya kalktığında, bilinci ona o adımın altındaki yüzlerce yapay nedeni, doğuracağı saçmalıkları ve kendi samiyetsizliğini fısıldar. Birini sevmek, birinden nefret etmek ya da sırf boş durmamak için bir şeye başlamak bile onun için "bilinçli bir kandırmaca" haline gelir. Bu aşırı farkındalık, karakteri eylemsizliğe (atalete) mahkûm eder. O, kendi bilincinin duvarları arasında sıkışmış, kendi kendini yiyip bitiren bir "düşünce makinesi"dir. ​Modern dünya ve pozitivist bilim, insanın önüne aşamayacağı kurallar koyar. Doğa kanunları, matematiksel kesinlikler ve toplumsal faydacılık insana der ki: "Aman efendim, bu iki kere ikinin dört ettiği gibi açıktır. Tabiatı olduğu gibi, bütün sonuçlarıyla kabul etmek zorundasınız. Duvar, duvardır." İşte Dostoyevski’nin dehası tam bu noktada parlar. Yeraltı Adamı, o rasyonel duvara çarptığında boyun eğmeyi reddeder. "İş cetvelle aritmetiğe dayanınca, iki kere iki yalnızca dört ediyorsa, iradenin lafı mı kalır!" diye haykırır. İnsanı insan yapan şey, onun mantıklı kararlar alması değil; bazen tamamen kendi zararına, tamamen aptalca ve mantıksız olsa bile sırf "kendi özgür iradesini kanıtlamak için" hareket edebilmesidir. İnsan, sınırları önceden çizilmiş kusursuz bir refah sarayında bir cıvata gibi yaşamaktansa, sırf o monotonluğu kırmak ve "ben buradayım" diyebilmek için "bazen bir şey devirip kırmanın o
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet: İttihat ve Terraki
8/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Uzun bir aradan sonra herkese merhaba! Bugün diğer eserlerini de severek okuduğum Tarihçi, Süleyman Tekir Hocamızın eseri ''İttihatçılık - Doğuş'' adı kitabını incelemek için buradayım. Bir solukta okuduğum daha çok İttihatçılığın doğduğu dönemi anlatan, üyelerinin hayatlarını, inandıkları dava uğruna yaşadıkları zorlukları, çektikleri sürgünleri çok güzel bir şekilde anlatmış. Bende bir Tarihçi olarak Hocamızın eseri vesilesiyle İttihat ve Terraki adına birkaç şey söylemek istiyorum. İttihat ve Terraki Cemiyeti'nin kuruluşu, bir gecede olan bir olay değil; baskıcı bir yönetime karşı duyulan öfkenin, vatanın elden gittiği korkusunun ve gençlerin dünyayı değiştirme arzusunun birleştiği uzun bir süreçtir. Öyle ki cemiyet, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde damgasını vuran, gizli bir cemiyet olarak kurulup zamanla devletin mutlak hakimi haline gelen en güçlü siyasi organizasyondur. Modern Türkiye'nin siyasi genetiğini anlamak için bu yapıyı bilmek çok kritiktir. İttikat ve Terraki, 1889 yılında İstanbul'daki Askeri Tıbbiye Öğrencileri tarafından gizli bir dernek olarak kurulmuştur. Temel amaçları, 2. Abdülhamid'in mutlakiyetçi yönetimini sona erdirmek, anayasayı (Kanun-i Esasi) yeniden yürürlüğe koymak ve meşrutiyeti ilan ederek imparatorluğu parçalanmaktan kurtarmaktır. Hareketin düşünce temelini, Batı tarzı modernleşmeyi savunan ''Jön Türkler'' oluşturur. İttihatçıların en belirgin özelliği, vatanın elden gittiğine dair duydukları derin kaygı ve bu durumu düzeltmek için kendilerini ''seçilmiş'' hissetmeleridir. Onlar için bireysel hayatın, ailenin veya paranın bir önemi yoktur. (Kitapta da görüldüğü üzere Yıldız yani Sultan Abdülhamid ittihatçı kimseleri kendi safına çekmek için belirli miktarda para teklif eder, ama hiç kimse o parayı kabul etmez.) Her birinde
1000Kitap
İttihatçılık - DoğuşSüleyman Tekir · Kronik Kitap · 2023631 okunma
Medinei fazıla
Puan vermedi·150 syf.··
2026 6. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 16:05
Farabi – İdeal Devlet (01.04.2026 R / 12.04.2026) Farabi (870–950), Türk-İslam dünyasının önemli filozoflarından biridir. Klasik Yunan felsefesini, özellikle de Platon ve Aristoteles’in siyaset felsefesini İslam düşüncesiyle uzlaştırmaya çalışan ilk filozof olarak kabul edilir. Bu amaçla geliştirdiği sistem, kendisinden sonra gelen birçok İslam filozofunu derinden etkilemiştir. Farabi’nin düşünce sisteminde iki temel tema ve postulat bulunmaktadır: 1. Gerçek filozoflar arasında ciddi görüş ayrılıkları olamayacağı, 2. Doğru bir şekilde anlaşılan din ile felsefe arasında çatışma bulunamayacağı. Bu görüşe göre, doğru inanç ile aydınlatılmış akıl ve hakiki bilgi (bilim) arasında herhangi bir çelişki yoktur ve olmaması gerekir. Bu anlayış, ilerleyen dönemlerde İbn Rüşd’ün ünlü “felsefe ile şeriat süt kardeştir” sözünde en çarpıcı ifadesini bulacaktır. Farabi’ye göre İslam’ın farklı anlaşılma biçimleri ve seviyeleri vardır ve bu seviyeler toplum içinde zaten mevcuttur. Bu seviyelerden biri, hiçbir zihinsel ve aklî işlem yapmadan, geleneğe bağlı kalarak dinin lafzî (harfi harfine) anlaşılmasıdır. Farabi’ye göre felsefe ilk olarak Irak halkı olan Keldaniler arasında ortaya çıkmış, onlardan Mısır’a, oradan Yunanlara intikal etmiştir. Yunanlardan Süryanilere geçmiş, oradan da Araplara ulaşmıştır. Bu yönüyle felsefe, yeniden ana yurduna dönmüş sayılır. Farabi’nin sistemi genel olarak bir spiritüalizm olarak nitelendirilebilir. Farabici felsefenin çatısı Platoncu sudûr anlayışı ve kısmen panteizme dayanmakla birlikte, onun metafiziği, kozmolojisi ve psikolojisi eklektik bir yapıdadır. Bu sistem, geç Yunan felsefe geleneğinin etkisiyle Platonculuk ve Aristotelesçiliğin bazı unsurlarını Yeni Platoncu bir çerçevede birleştirir. Daha sonra bu yapı İslam düşüncesi içinde yeniden
1000Kitap
İdeal DevletFarabi · İş Bankası Kültür Yayınları · 20244,354 okunma
İbnü'l Arabi Metafiziği
Puan vermedi·424 syf.··
2026 5. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 01:32
İbnü’l Arabi daha çok mistiszm ve tasavvuf alanında kategorize edildiği için felsefe kitaplarında pek yer bulamamıştır. Ancak kurduğu sistematikle belki de atanamamış ateistlerin dillerine pelesenk olan Spinoza’nın Tanrı’sından daha çok konuşulmayı hak ediyor. İlk iş olarak İbnü’l Arabi öncesindeki benzer sayılabilecek bazı görüşleri anlamakta fayda var. Hakikatin, görünen evrenden çok farklı olduğu fikri oldukça kadim bir bilgi olsa da yazılı olarak günümüze ulaşan felsefe tarihine bakacak olursak Platon’un idealar fikrinden bahsetmek gerekir. Ona göre deneyimlenen şeylerin, göremediğimiz hakikatleri mevcuttur ve bunlar da şey’lerin aslı olan değişmez özler, yani idea’lardır. Nesneler ancak katıldıkları idea’lar ölçüsünde vardırlar. Söz konusu idealar’ın tanrılarla ilişkisi net değildir. Zira yerleşik inanç çok tanrılı bir sistemi dayatmaktadır. O’na göre evreni düzenleyen bir akıl vardır. Ayrıca “iyi ideası” da en yüksek ilkedir ve neredeyse Tanrı’ya denktir. Özellikle Tanrı ispatı açısından Aristo’dan bahsetmemek olmaz. Onun Platon’daki idealar ve gerçeklik gibi iki ayrı dünyası yoktur. Şeyler doğada gözlemlediğimiz madde ve formlardan ibarettir. Buradaki tek istisna, yaratıcı ilke, yani Tanrı’dır, ancak o bile idealar evrenindeki gibi ikilik oluşturmaz. Ona göre evren sürekli hareket halindedir ve her hareket eden şey bir hareket ettirici gerektirmektedir. Ancak bu döngü sonsuza kadar geri götürülemeyeceğinden ilk hareket ettirici gerekir. Bu ilke Tanrı olarak olarak adlandırılabilir ancak Aristo’nun tanrısı burada kalır. Zira evrene müdahil, irade sahibi bir tanrı değildir onunki. Ancak tam bir pasiflik de söz konusu değildir, çünkü Tanrı saf düşüncedir ve evrenin nihai amacıdır. İbn Sina’nın zorunlu ve mümkün varlık anlayışının kökenleri -sistematik açıdan
İbnü’l-Arabî MetafiziğiEkrem Demirli · Sufi Kitap Yayınları · 201347 okunma
Puan vermedi·236 syf.··
2026 40. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 10:08
Kitabın en çarpıcı yönü, aileyi duygusal bir birlik olarak değil, ekonomik ilişkilerin şekillendirdiği bir yapı olarak ele almasıdır. Engels’e göre aile, özellikle de tek eşli aile, sevgi üzerinden değil; miras, mülkiyet ve soy aktarımı üzerinden şekillenmiştir. Bu bakış, alışıldık “aile kutsaldır” anlayışını doğrudan sarsar. Engels’in yaklaşımı yalnızca aileyle sınırlı değildir. Özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla birlikte toplumsal eşitsizliklerin nasıl derinleştiğini ve bu eşitsizlikleri düzenlemek için devletin nasıl bir araç olarak ortaya çıktığını gösterir. Devlet, burada tarafsız bir yapı değil; sınıf ilişkilerini koruyan bir mekanizma olarak tanımlanır. Kitap, antropolojik ve tarihsel veriler üzerinden ilerler. Ancak bu veriler mutlak gerçekler olarak değil, bir düşünceyi destekleyen örnekler olarak kullanılır. Bu yüzden metni okurken önemli olan yalnızca verilen bilgiler değil, kurulan bakış açısıdır. Engels’in dili doğrudandır. Tartışmayı yumuşatmaz, kavramları süslemez. Bu netlik, metni güçlü kılar ama aynı zamanda okuru zorlar. Çünkü kitap, gündelik hayatta sorgulanmadan kabul edilen kurumları kökünden tartışmaya açar. Bu eser bir tarih kitabı olduğu kadar bir iddia metnidir. Engels yalnızca geçmişi açıklamaz; aynı zamanda mevcut düzenin değişebilir olduğunu ima eder. Bu yönüyle kitap, okuyucuyu pasif bırakmaz; düşünmeye zorlar.
1000Kitap
Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin KökeniFriedrich Engels · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,690 okunma