Freud, Uygarlığın Huzursuzluğu’nda konuyu “İnsanın en iyi bildiğini sandığı şey kendisidir, başka her şeyden keskin sınırlarla ayrılmış, özerk ve birlik içindeki kendisi” sözleriyle açar. Ama ardından psikanalizin benliğin altbenlikle sınırlarının yer yer belirsizleştiğini keşfetmesinden dem vurur. Sonra bizi teskin edercesine “En azından dışarıya karşı açık ve keskin sınırlarımız var gibidir” diye sürdürür. Ama bu kez, “Benliğin bu sınırı koruyamadığı yalnızca bir durum vardır” sözleriyle merak uyandırır ve “bu durumun” olağandışı olmakla birlikte patolojik olarak kabul edilemeyeceğini ilave eder. Sonunda “bu durumun” ne olduğunu söyler, aşık olma halidir bu. Aşık kişi ben ve sen ayrımını yitirir, bu ikisi bir ve aynıymış ve bu durum da mutlak bir gerçeklikmiş gibi davranır.
Sayfa 17 - Okuyanus
İlkesel birlik ile aynileşmekle o, "ezeli ve ebedî şimdi"nin mutlak eşzamanlılığında, "her şeyde birliği ve birlikte her şeyi" görür.
Sayfa 61
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Mutlak varlığa ulaşmış olan insan, saflığıyla tüm varlıkları yumuşatır. O kadar ki, göğün altı bölgesinde de hiçbir şey ona düşman değildir, ateş ve su ona zarar verməz." O, altı yönün başlangıç noktası olan ve yönlerin ikişer ikişer geri dönerek nötr hale geldikleri ve üçlü zıtlaşmalarının tamamen sona erdiği yegâne nokta olan merkezde bulunur. Bu merkezde bulunan varlık her şeyden münezzehtir, hiçbir şey ile zıtlaşmadığından dolayı hiçbir şey de onunla zıtlaşmaz. Zira zıtlaşma iki öğenin varlığını gerektiren ve dolayısıyla, ilkedeki birlik ile bağdaşmayan bir karşılıklı olgudur. Tüm zıtlaşmaların dışında ve ötesinde olan bir varlık için zıtlaşmanın devamı ya da dışsal tezahürü olan düşmanlık söz konusu olmaz.
Sayfa 55 - Lie-tseu, 2. bl.
Anadolu
Beşikler vermişim Nuh’a, Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, Tanıyor musun? Utanırım, Utanırım fıkaralıktan, Ele, güne karşı çıplak… Üşür fidelerim, Harmanım kesat. Kardeşliğin, çalışmanın, Beraberliğin, Atom güllerinin katmer açtığı, Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, Kalmışım bir başıma, Bir başıma ve uzak. Biliyor musun? Binlerce yıl sağılmışım, Korkunç atlılarıyla parçalamışlar Nazlı, seher – sabah uykularımı Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar, Haraç salmışlar üstüme. Ne İskender takmışım, Ne şah, ne sultan Göçüp gitmişler, gölgesiz! Selâm etmişim dostuma Ve dayatmışım… Görüyor musun?
Alıntı
Evlilik nedir? Gücün ve güzelliğin birliği; biçim ve maddenin birliği kadar bozulmaz olan, boşanmanın ise her ikisinin de yıkımını ifade ettiği bir birlik. Evlilik, aslında bozulabilir ve amacı kazanç olan sivil ve ticari toplumdan tam da bu noktada ayrılır. Güç ve güzellik bir bedel talep etmeksizin birleşir: Güç, verdiği hizmetler için, güzellik de sunduğu lütuflar için birbirlerine bir şey ödemez; çalışmanın meyveleri ve idealin yetenekleri arasında olası bir ölçüt mevcut değildir. Evlilik, kendi düşüncesinin saflığı içerisinde mutlak bir bağlılık anlaşmasıdır. Haz, evlilikte yalnızca ikinci sırada gelir. Erkeğin ürettiği zenginliklerle kadının sağladığı mutluluklar arasındaki tüm alış-verişler, tüm şehvet ticaretleri evlilik dışı birlikte yaşamdır, daha doğrusu, tarafların birbiriyle fuhuş yapmasıdır. Böylelikle evlilik, eşler için bir vicdan ibadeti ve toplum için de bizzat bir adalet vasıtası haline gelir. Kutsal bir evlilik, eşleri hatasız kılmasa bile, yabancılarla karşı karşıya kalındığında suçu ve ihaneti engeller. Oysa erkekle kadının zımni veya sarih, sadece haz amaçlı kurulmuş birliği olan evlilik dışı birlikte yaşam, bazı durumlarda affedilir olmasına karşın, asalakların, hırsızların, sahtekârların ve katillerin alışılagelmiş alametidir. Ah, hanımefendiler! Bu ahlakın, gücü ve güçten çok da güzelliği görmezden gelen sizlere, hazzı ve zenginliği hakiki toplumsal sözleşme, hakiki din olarak gören sizlere ne kadar sert geldiğini biliyorum. Yine de itiraf ediniz ki, şeylerin doğasının bizim türümüze dayattığı çalışma ve kanaatkârlık koşullarında eğer sağlam evlilikler ve erdemli bir toplum meydana getirmek istiyorsak, bu bağlılık kuramı sizin epikürcü vecizelerinizden daha iyi. Ne olursa olsun benim için, en zayıf varlık olan kadına haksızlık ettiğimi
Sayfa 16·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Anadolu
Beşikler vermişim Nuh'a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, Tanıyor musun ? Utanırım, Utanırım fukaralıktan, Ele, güne karşı çıplak... Üşür fidelerim, Harmanım kesat. Kardeşliğin, çalışmanın, Beraberliğin, Atom güllerinin katmer açtığı, Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, Kalmışım bir başıma, Bir başıma ve uzak. Biliyor musun ? Binlerce yıl sağılmışım, Korkunç atlılarıyla parçalamışlar Nazlı, seher-sabah uykularımı Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar, Haraç salmışlar üstüme. Ne İskender takmışım, Ne şah ne sultan Göçüp gitmişler, gölgesiz! Selam etmişim dostuma Ve dayatmışım... Görüyor musun ?