Empedokles, Öklid, Heraklit, Evliya Çelebi
_Empedokles_ _Nasıl ki ressamlar çeşitli boyaları uygun oranlarda karıştırıp sayısız şeylerin, örneğin ağaçların, kuşların hatta tanrıların resimlerini yaparlarsa, aynı şekilde doğa da dört öğeyi farklı miktarları karıştırıp varlıkları meydana getirir. _Her şeyin kaynağı 4 element. Parlayan Ateş(Zeus), Hayat veren Hava(Hera), Toprak(Hades), Su(Nestis). Bu temel öğelerin birleşip ayrılması için bir hareket ettirici güç olması gerekir. Bu güç sevgi ve nefrettir. Sevgi, öğeleri birleştirir, nefret ise bunları birbirinden ayırır. Bu savaşta kimi zaman nefret kimi zaman sevgi üstün gelir. Kozmik bir döngüyü anlatır. Bunlara tanrılar gibi tapınılmıyor ama benzerliklerinden dolayı yararlanılıyor. Oluş ve yokoluş, dört unsurun birleşme ve ayrılmalarından ibarettir. _Toprağımızla toprağı görüyoruz, suyumuzla suyu, hava ile de tanrıca havayı, ateşle yok edici ateşi, sevgiyi de sevgiyle, somurtkan nefretle de nefreti. Benzer benzeri ile… _Organik varlıkların inorganik varlıklardan üstün olmasının nedeni, ikincilerin az unsurdan, hatta bazen tek bir unsurdan meydana gelmiş olmalarıdır. Bireysel yetenekler de buna dayanır. Hatipte mükemmel olan dil, ressamda eldir. Unsurların karışımının en mükemmel olduğu organ, en yüksek türden ruhsal işlevlerin merkezi olmaya en uygun olan organdır. Bu organ da kalptir: “Kalbin kanı, düşüncedir”. _Hava bakımından zengin hayvanlar, yani kuşlar havada yaşarlar. Vücutlarında su unsurunun ağır bastığı hayvanlar, yani balıklar, denizde yaşarlar. Karada yaşadıklarına göre insanlar vücutlarında toprak unsurunu en fazla miktarda bulunduran hayvanlar olmalıdırlar. Göz, ateş ve sudan yapılmıştır. Gözdeki ateş ateşi, su suyu görür. _Her şey canlıdır. Düşünür, haz duyar ve acı çeker. _Bir zamanlar ben de erkek ve kız çocuğu, çalı, kuş ve denizde sıçrayan
Hız çağında yaşamak ve filozof kırlangıcın sor(g)usu Sabahattin Ali, kitap yazma âdetleri olsaymış “yazacakları kitaplar muhakkak ki üniversitelerde okutulur” olacağını düşündüğü kırlangıçlardan ikisinin, söğüt dalındaki konuşmalarıyla özünde aşk olan bir ‘yaşam felsefesi’ kurguladığı “Kırlangıçlar” (Varlık, 1.3.1935) başlıklı öyküsünde, karşı cinse kur yapan erkek kırlangıca modern dünyayı sorgulatan derinlikte bir öz eleştiri yaptırır: “Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: ‘Dünyada neler gördünüz?’ dese herhalde verece cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki…” Karşı daldakidişi kırlangıcın içinden geçenleri gözlerinden okuyan filozof kırlangıç, her geçen gün içimizde büyüttüğümüz ‘yaşamın anlamı’ kaygısını söğüdün dalında dillendirir: “Şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki. Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?”  Evet, insan olarak bizim de ‘doğum’ ile ‘ölüm’ arasına sıkıştırılmış ‘yaşamak’ serüvenimiz, uzunluğuyla kısalığını yok saydıran cevabı zor ne çok ‘anlam’ sorusunu barındırıyor içinde. Öyle ki ‘anlamın anlamı’ sorununun üstesinden gelerek yaşadığının farkına varabilenlere ‘aşk olsun’ diyesi geliyor insanın.  Öyküdeki dille anlatılırsa yaşadığımızın farkına varmak, kitaplardan öğrenilebilir gibi gelmiyor bana ancak yine de her birimiz, Memduh Şevket Esendal’ın “Hayat Ne Tatlı” (Mendil Altında) öyküsünün Nuri Efendisi benzeri, “hayat ne tatlı şey” düşüncesine kapılarak “İnsanın ömrü olmalı da yaşamalı” arzusuyla türlü yollara başvuruyoruz iyi yaşamak için. Kendi adıma, kitapların hayat(ım)ı yönlendirdiği-hayatın kitaplar(ım)ı belirlediği ikileminin mağduru olsam da ‘yaşamak’ kitaplarım var benim de. Yaşama Sanatı (Andre
Reklam
Ocak Ayı Hikâye etkinliği kapsamında yazılmıştır.
2020'de Kıyıda Bir Gün Satranç ustasına yeni sivrilen diğer pek çok gözde çeşitli satranç ustası gibi ‘’Yeni Fischer!’’ türünden pek çok yakıştırma yapılıyor o ise doğallıkla duymazdan geliyordu. Deniz sütlimandı. Kıyıya yakın bir yerde ağır adımlarla yürüyordu. Sıradan bir kış gününü yansıtmayan bir gündü, o gün için hayli kalabalıktı, insanlar neşeli gözüküyorlardı, ilkbahardan farklı olarak sanki bir tek kelebekler ortada yoktu. İnsanların neşesi yerindeydi o da bu neşeye katıldığını hissetmişti. Gökyüzü ile birleşen denizin huzur yayan sakinliği insanlara bulaşmış gözüküyordu. ‘’Denize yüzünüzü döndüğünüzde ruha ılık ılık işleyen rahatlama hissiyle ferahlıyorsunuz, ters istikamete döndüğünüzde şehrin insanı tüketen kaotik görünümü göze çarpıyor ’’ diyordu kendine ikisi arasındaki tezatlığı yansıtan bir ara istasyonda olduğunu aklından geçiriyordu. ‘’Deniz yönü, *ruhun manzarasına hitap ediyor, şehrin istikameti o her günkü rutin tekdüze ve zaman zaman sıkıcı hale gelen hıza, manzaranın ruhuna işaret ediyor.’’ diye düşünüyordu, ’’Yine ortada bir ruh kalmışsa tabii’’ diye iç geçirmeyi ihmal etmeden. Saat 16.47 idi, ocak ayının 28’inde. Deniz üzerine çepeçevre yayılmış sayısız martı ince bir sis tabakasıyla kaplı yüzeyde gözün seçemeyeceği enginlerde kaybolup giderken, kıyıda kuzgunlar aralarını açmadan tünemek için alçaktan gökyüzünü hızlıca yarıyordu. Biraz sonra kuzey doğu tarafında pruvası kuzey yönünü gösteren bir yolcu gemisi ihtişamla belirmişti. İskelenin yaklaşan akşamı haber veren sarı beyaz ışıkları da o sırada yanmıştı. Ortalık halen yarı aydınlıktı ve satranç ustası kendisini manzaranın çekici etkisine kaptırmış gözüküyordu. Bu yörenin, ziyaretçileri üzerinde, böylesine eşsiz biçimde havaların ısındığı şaşırtıcı günlerde, günümüzde müze olarak hizmet
Platon 7. Mektup
YEDİNCİ MEKTUP Platon'dan Dion'un akraba ve dostlarına. İyilikler, Sizin de Dion gibi düşündüğünüze inanmam gerektiğini; eylem ve sözlerimle size, elimden geldiğince yardım etmemi istediğinizi yazıyorsunuz. Şu yanıtı veririm: görüş ve istekleriniz gerçekten Dion'unkiler gibiyse, çabalarımı sizinkilerle birleştirmeye hazırım; değilse, uzun uzun düşünmem gerek. Dion'un görüş ve isteklerini size anlatabilirim sanıyorum; hem de tahmin ederek değil; çünkü bunlar üzerinde tam bir bilgim vardır. İlk kez Syrakusa'ya geldiğimde, kırk yaşlarımdaydım; Dion, Hipparinos'un şimdiki yaşındaydı ve o zamanki düşüncesini bugüne dek hiç değiştirmemiştir. Dion, Syrakusalıların özgür olmaları ve kendilerini en iyi yasalara göre yönetmeleri gerektiğini düşünüyordu. Onun için, bir Tanrı'nın Hipparinos'a, Dion'un devlet yönetimi konusundaki düşüncelerine uygun düşünceler esinlemiş olmasına şaşılmamalıdır. Bu düşüncelerin nasıl oluştuğunu; genç ya da yaşlı, herkesin bilmesi uğraşmaya değeceğinden, her şeyi, ta baştan alarak anlatmaya çalışacağım. Şimdi bunun tam zamanıdır. Gençlikte, ben de birçok genç gibiydim. Kendi kendime davranabileceğim gün gelince, hemen devlet işlerine atılmaya karar vermiştim. Ama o zaman, bu alanda birçok değişme olmuştu; kendimi şu durum karşısında buldum: Birçok kimse, o zamanki yönetime saldırmış, ayaklanma çıkmış ve yeni yönetimin başına elli bir kişi konmuştu. Bunlardan on biri kentte, onu da Peiraieus'da görev almıştı; görevleri agorayla kentin yönetimini ilgilendiren işlerle uğraşmaktı. Öteki otuzuna, tam yetkiyle en yüksek erk verilmişti. Bunlar arasında tanıdıklarım, akrabalarım vardı; uygun bir iş vermek üzere beni hemen çağırdılar. Genç yaşım düşünülecek olursa, hiç de aşırı olmayan birtakım düşlemler kuruyordum: Bunların devleti, eğrilik yolundan
Fay Hattı 4
Fay Hattı (1) #32143324 Fay Hattı (2) #32178260 Fay Hattı (3) #32365619 Fay Hattı (4) Bazen rüyalar görürüz ve bundan mutlu oluruz. Kabuslar da bize pek bir ürkütücü gelir, haz ettiğimiz bir durum söz konusu da mutlu olamaz herhalde... Derken diyeceksiniz ki şimdi kabusu da bir mutluluğa bağlamak gibi bir lükse sahip olamazsın diye düşünebilirsiniz. Bende pek bağlarım gibi gelmedi açıkçası ama akıl o ki her şeye bir çözüm bulabiliyor. Maksat mutluluktan bir pay çıkartmaksa eğer bundan kendimize bir seyler bulmayalim mı ? Bulacağiz elbette ki. Bulmamız lazım. Mutlu olmak istiyorsak bir amaç bir neden bir sebep bulunmalı. Hayatımızda hep kabus görsek ne olurdu acaba. Kabusla uyanmak, kabusla yaşamak onu kabul etmek ne kadar adaletli olabilirdi ki. Her zaman her şeyin bir iyisi bir de kötüsü muhakkak var. Bunun da sebebi sanırım doğruyu yanlışı yerinde yaşamak bire bir ve bir farkındalık bulabilmek. Anlam bulabilmek. Her gece yatağınıza mutlu bir şekilde yatabilirmiydiniz? -sabah kabus ile uyanacağinızı bile bile- gördünüz mü? Alın sizebir mutluluk sebebi. Bazen gece yatar sabah ta bir sekilde uyanırsıniz. Bazen gece yatmalar bir öfkeyle veyahutta mutlu bir an ile başlar, öylece kalırsınınız yastikta. Bunu iki parça ile anlatmak daha hoş olur diye düşünuyorum. Gece komşunun vermiş olduğu bir rahatsızlık, sevgilinin vermiş olduğu bir tatsızlık, gün içerisinde yaşanmış bir tartışma. Gözler uyku diye diretirken, beynin de o günün size vermiş olduğu sıkıntılı bir anın bütün kötü duygusunu yaşayıveriyoruz istemsizce. Bazen olaylar ağır geliyor durumlar yaşananlar. Ve bu bir kabusa dönüşebiliyor. Bazen Romantizm dolu bir ruyanın kabusu, bazen de yuzeysel bir olayın dram gerilim kabusunu
Temmuz 2018 Deneme/Hikaye Etkinliği
Yazar: https://1000kitap.com/incierdem Hikaye Adı : Askıda Hürriyet ... Link: #31551113 Müzik Parçası : Stationary Traveller youtu.be/TKW9rIQwHCY Mutlu bir şekilde güne başladik.Annem her zamanki gibi tatilin de etkisiyle mükellef bir sofra hazırladi.En sevdiğim patates kızartması ve pizza ohh miss masadaki yerlerini almıştı bile, midemi senlendirmeyi bekliyorlardi. Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalıydi.En çok da annem ,babam ve ikiz kardeşimin birlikteligiyle donatılan sofranın lezzeti bir başkaydı.Aile değil miydi ki mutluluklarınızı pay edip bölüstügünüz; kırıklıklarınızı,sevinclerinizi tek çatı altında toparlayan,sevgisiyle sarıp sarmalayan,huznuyle huzunlendiginiz ,nesesiyle neselendiginiz,nefesiyle nefes aldığınız sıcacık bir yuva.Erkek kardeşimle afacanlikta üstümüze yok.Annemi çok yoruyorduk.Eeee kolay değildi ikiz erkek annesi olmak.Annem bir yandan etrafı toparlayıp duzenlerken, biz de pesinden kardeşimle gizli ittifak edercesine dağıtıyorduk hunharca.Enerjimizi atamiyorduk bir türlü.Ev tüm genisligine rağmen dar geliyordu sanki bize.Öğleden sonra sinemaya,alışveriş merkezine gitmek için hep beraber yola çıktık.Arabayı henüz yeni öğrenen annem kullanıyordu.Normal seyir halinde trafikte devam ederken, annem birden panikleyip frene basacagi yerde gaza basarak kontrolü elinden bıraktı.Önümüzdeki araca hızla çarptı.O şokun etkisiyle sert bir şekilde sarsildik.Hepimiz çığlık çığlığa,neye uğradığımızin şaşkınlığı icerisindeydik.Annem donmus kalmıştı.Babamın alnında süzülmekte olan kan izleri.Kardeşimle beraber kollarimizda ve bacaklarimizda sancı vardi. Ambulans,siren sesleri,basimizda uçuşan kalabalıklar derken hastanede soluğu aldik.Şükürler olsun gerekli tedbirlerle, hepimiz ufak siyriklarla atlatmistik.Ciddi bir
Etkinlik