Varlığını kendisinin pay almadığı bir mutluluğa adamıştı.
Bir Yazar Bir Kitap
* Size öyle bir hikaye anlatacağım ki, anlatacaklarım bittiğinde, öğrendiklerinizin bir kısmını unutmak isteyeceksiniz. Heyhat, hepimiz unutmayı becerecek kadar şanslı değiliz. Bazen hayatınızda tüm taşların yerli yerine oturduğunu, ömrünüzün kalanını birbirine geçmiş Lego parçaları arasında sessiz sedasız tamamlayacağınızı düşünürsünüz. Bu, evvela güven ve huzur duymanızı sağlar, sonra da sıkıntı. Ben sıkıntı safhasındaydım. Her şey olması gerektiği gibiydi, peki ama yeterince güzel miydi? Doğru ile güzel arasındaki mesafe, kendi halinde bir insanın başını derde sokmaya kâfi miydi? Güzel ama yanlış bir ihtimal, tadını yitirmiş doğrudan evladır çoğu zaman. Bir yanlışı, sırf güzel olduğu için sevebilir insan. Bir şeyi güzel bulmaksa, galiba onun kalpte yarattığı kıpırtıyla ilgili. Hadi o kıpırtının adını heyecan koyalım. Yıllar sonra ilk defa heyecanlandım. Yıllar sonra ilk defa, gece uyumadan evvel ve sabah uyandığımda aynı kişiyi düşündüğü¬mü fark edip telaşa kapıldım. Yıllar sonra ilk defa, gece gündüz demeden içimden onunla konuştum, ona sözler hazırladım. San¬ki dünyadaki her şeyden emekliye ayrıldım da kendimi tümüy¬le o ikinci varlığa adadım. Hadi o adayışın adını da aşk koyalım. Bilim insanları, aşkın bir çeşit hastalık olduğunu söylüyor; obsesif kompülsif bozukluk. Yıllar sonra, bile isteye ve bizzat illetin kendisinden şifa umarak, yatak döşek hastalandım. Açıkçası, yatak kısmı başlangıçta eğlenceliydi, fakat çok geçmeden aşkın ne feci bir bela olduğunu nedametle hatırladım. Onu ilk gördüğümde, üzerinde lacivert bir ceket vardı; la¬civert rengi hiç sevmem. Dudaklarından aşağı sarkmış bıyık¬ları arasından harıl harıl bir şeyler anlatmaktaydı; bıyıkla¬rı ve anlatacak mühim şeyleri varmış gibi şevkle konuşanları da sevmem. Yakışıklı biri sayılmazdı, ama
HEP KİTAP
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir Yazar Bir Kitap
İçerdekiler içerlerde Dışardakiler dışarlarda kalmışlar Ece Ayhan, “Anahtarlar” * Ama Eyüp sarhoş olana kadar içmezdi ki. Gecenin bir yarısı kör kandil kapıda belirmezdi. 8 * Üstelik teselli duymak değil, neler olup bittiğini anlamak istiyordu. Ve kendi kendine tekrar ediyordu: Ölmemişti Eyüp. Elim bir trafik kazası filan da geçirmemişti. Sadece gitmişti. Alıp başını, öylece, sessiz sedasız, tek kelime etmeden... Peki ama neden? 9 Acaba bir şeyler, mesela çocuk meselesi onu kendisinden uzaklaştırmış olabilir miydi? Hani çatıyı dövüp yıllar içinde aşındıran yağmur damlaları gibi, usul usul, farkına dahi varmadan... Belki sıkılmış, bunalmış, serbest olmak, yeni sorumluluklar üstlenmesine neden olacak gelecek hayallerinden azat edilmek istemişti. Bunu yüzüne söyleyecek cesareti bulamayıp öylece çekip gitmişti... 11 * Aşkın süresi, âşığın acıktığını anlamaya başlaması kadardı. İki kişilik gezegenden dünyaya inme süresi kadar... 12 * Neticede her ailede bir kaçak olabileceğini kendi Ander Amcasından biliyordu. Ve her kaçağın bir gün çıkıp gelebileceğini de. 13 * Birini arayıp beklemek, onun varlığından başka her şeye kapatıyordu insanı. Beklenenin sesinden başkasına sağır, arananın suretinden ötesine kör ediyordu. Beklenen bekleyene ne denli yakın olursa olsun, zamanla üçüncü tekil şahsa, uzaklaştıkça daha beter saplanılan bir bataklığa dönüşüyordu. Derken, varsa yoksa o oluyordu. Varsa o, yoksa hiç kimse! 16 * Derdi anlatmak, bazen çekmekten bile meşakkatliydi. 18 * “Uyandırdım mı?” Duvardaki saate baktı isteksizce, dokuza geliyordu. Yatarken kurduğu alarm da birazdan çalardı. “Yok, yok kalkmıştım zaten.” Nedense uykusu telefonla bölündüğünde, arayan kişiye “evet uyandırdın” diyemezdi. Uyumak ayıp bir şeydi sanki ya da bir telefonla uyanmak, uyandırmaktan daha feciydi.
HEP KİTAP
“… en yüksek ve en gerçek mutluluğa Farabi de, tıpkı Aristoteles’te olduğu gibi, sadece filozofların ve peygamberlerin ulaşabildiği unutulmamalıdır. Onda hakiki mutluluğa bir de peygamberler erişebilir. Sıradan insanlar ise mutluluğa ancak peygamberlerinin önderliğinde, ahlaklı ve erdemli bir yaşayışa imkân sağlayacak alışkanlıklar geliştirerek, güzel huylar kazanarak erişebilirler. Yani, onda sıradan insanların mutluluktan pay alabilmeleri için kendilerini mutluluğa götürecek erdemli davranışları kazanmaları ve kazandıktan sonra da onları koruma konusunda sürekli ve ciddi bir çaba göstermeleri gerekmektedir. Erdem ve erdemli davranış konusunda da Fârâbî yine Aristoteles gibi düşünür ve burada ifrat ile tefrit diye gösterilen iki aşırı uçtan uzak, eksiği ve fazlası olmayan dengeli davranışa önem verir.”
Sayfa 222·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Pausanias ise şöyle söylemiş: Phaidros! Sadece aşkla ilgili olması istendiği için, konu, sanırım, yanlış anlaşıldı. Eğer sadece tek bir aşk olsaydı, o zaman hiçbir sorun olmazdı. Ancak tek bir aşk yok. Tek bir aşk olmadığına göre, öncelikle hangi aşkın övülmesi gerektiği söylenmeli. Bu nedenle ben öncelikle hangi aşkın övülmesi gerektiğinden bahsedeceğim, ardından da bu tanrıya övgüde bulunacağım. Aşk olmadan Aphrodite'in olmayacağını herkes bilir. Eğer tek bir Aphrodite olsaydı tek bir aşk olurdu, ama herkesin bildiği gibi, iki Aphrodite olduğuna göre iki de aşk var demektir. İki tanrıça olduğu fikrine karşı gelinebilir mi? Birincisi daha eski olan ve annesi olmayandır. Gökyüzü'nün kızı, yani Uranos'un kızına Gök Tanrıça adını veriyoruz. Diğeri ise Zeus ve Dione'nin kızıdır ve ötekisinden daha gençtir. Buna da Pandemos tanrıçası adını veriyoruz. Bu nedenle zorunlu olarak birine Pandemos, diğerine Göksel tanrıça demeliyiz. Bütün tanrılar övülmeye layıktırlar ama öncelikle her tanrıçanın neyle ilgilendiğini belirtmek gerekir. Genel olarak her şeyde uygulanan yöntem şudur: Bu yöntem uygulandığında, güzel ya da çirkin diye bir şey kalmaz. Örneğin şu an yaptığımız şey yani içki içmek, şarkı söylemek ya da sohbet etmek kendiliğinden güzel ya da çirkin şeyler değildir. Ancak kullanılış alanlarına bakılarak güzel ya da çirkin olabilirler. Çünkü yapılan eylem güzellik ve doğruluk adınaysa güzel sonuç, aksi yöndeyse çirkin sonuç elde edilir. Aşk için de aynı durum geçerlidir. Eğer aşk insanı iyiye doğru götürüyorsa, bunun övülmesi gerekir. Pandemos Aphrodite'i halka ait bir şeydir, çoğu insanın aşkı buna benzer. Bu aşk, genç erkekleri olduğu kadar kadınları da etkiler. Ayrıca ilgi alanı ruhtan daha çok bedendir, hem çoğu zaman da akılsızlara yaklaşır. Bu insanlar sadece
Sayfa 54 - Say Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
- “ARI KOVANI”NDA HAKİKAT
Örnek: Ünlü bir yergici olan Bernard de Mandeville (1670-1733), ahlaki olanı reddetmek üzere ileri sürülen düşünceler için güçlü bir örnek olabilir. 1714 yılında yayımladığı "Arıların Kovanı" veya "Şahsi Kötülükler Genel Yararı Sağlar" başlıklı kitapçığında Mandeville, insan topluluğunun sembolü olan bir arı kovanını tasvir etmektedir. ​Hikâye: Arı kovanı, bütün hayatının en parlak dönemini yaşamakta, ticaret ve endüstri, sanatlar ve ilimler serpilir gelişmektedir. Ama ahlaki açıdan bakıldığında, bu yükselmenin sebepleri faziletler değil, daha çok kötü huylardır: Yükselme hırsı, açgözlülük, çekememezlik, zevk düşkünlüğü, kendini beğenmişlik ve çok aşırı gitmiş bir lüks tutkusu gibi... İşte bütün bu kötü huylar arı kovanındaki yükselmenin sebepleridir. Yani, her yerde ahlaksızlık iş başındadır. Bu, gerçekte gerginlik dolu bir hayattır ama, birbirine karşı ortaya çıkan güçler, herkesin pay aldığı bu ortak bolluğun oluşumunda büyük bir rol oynamaktadırlar. Sonra, felaket gelip çatar. Kendisi de kötüye kullanmak suretiyle zengin olmuş arılardan biri, "memleket ahlaksızlığa gidiyor" diye haykırır. Bu haykırış etrafa yayılır, genel bir hoşnutsuzluk baş gösterir; ve herkes artık ahlaklı olmayı ister. Bu nankörlükten ötürü Jüpiter öfkelenir. Dileği yerine getirmek suretiyle o zamana kadar öylesine zengin, serpilip yükselmiş olan arı kovanını cezalandırır. Jüpiter bir çırpıda, bütün arıları her çeşit alçaklıktan kurtarır ve her birinin yüreğini katıksız dürüstlükle doldurur. Netice tüyler ürperticidir: Mahkemeler çöle döner, hakimler ekmeksiz kalır, papazlara günah çıkarma için ihtiyaç duyulmaz, sayısız devlet memuru işsiz kalır. Yalnız gerekli olan oluşturulur. Herkes azla yetindiği için ve tutumlu olduğundan pek az şey gerekir; her yanda işsizlik baş gösterir ve zanaatlar
Sayfa 166 - Aralık 2003, 5. Levha / GREK VE ROMA FELSEFESİ, “Bencillik ve Mutluluk ”, İBDA YAY.
Ölçüler ve Anlayış