İçerdekiler içerlerde
Dışardakiler dışarlarda kalmışlar
Ece Ayhan, “Anahtarlar”
* Ama Eyüp sarhoş olana kadar içmezdi ki. Gecenin bir yarısı kör kandil kapıda belirmezdi. 8
* Üstelik teselli duymak değil, neler olup bittiğini anlamak istiyordu. Ve kendi kendine tekrar ediyordu: Ölmemişti Eyüp. Elim bir trafik kazası filan da geçirmemişti. Sadece gitmişti. Alıp başını, öylece, sessiz sedasız, tek kelime etmeden... Peki ama neden? 9
Acaba bir şeyler, mesela çocuk meselesi onu kendisinden uzaklaştırmış olabilir miydi? Hani çatıyı dövüp yıllar içinde aşındıran yağmur damlaları gibi, usul usul, farkına dahi varmadan... Belki sıkılmış, bunalmış, serbest olmak, yeni sorumluluklar üstlenmesine neden olacak gelecek hayallerinden azat edilmek istemişti. Bunu yüzüne söyleyecek cesareti bulamayıp öylece çekip gitmişti... 11
* Aşkın süresi, âşığın acıktığını anlamaya başlaması kadardı. İki kişilik gezegenden dünyaya inme süresi kadar... 12
* Neticede her ailede bir kaçak olabileceğini kendi Ander Amcasından biliyordu. Ve her kaçağın bir gün çıkıp gelebileceğini de. 13
* Birini arayıp beklemek, onun varlığından başka her şeye kapatıyordu insanı. Beklenenin sesinden başkasına sağır, arananın suretinden ötesine kör ediyordu. Beklenen bekleyene ne denli yakın olursa olsun, zamanla üçüncü tekil şahsa, uzaklaştıkça daha beter saplanılan bir bataklığa dönüşüyordu. Derken, varsa yoksa o oluyordu. Varsa o, yoksa hiç kimse! 16
* Derdi anlatmak, bazen çekmekten bile meşakkatliydi. 18
* “Uyandırdım mı?”
Duvardaki saate baktı isteksizce, dokuza geliyordu. Yatarken kurduğu alarm da birazdan çalardı.
“Yok, yok kalkmıştım zaten.” Nedense uykusu telefonla bölündüğünde, arayan kişiye “evet uyandırdın” diyemezdi. Uyumak ayıp bir şeydi sanki ya da bir telefonla uyanmak, uyandırmaktan daha feciydi.