“Koşulları göz önünde bulundurunca geri zekâlı doğmadığıma şükretmem gerekir. Fakat kesin olan bir şey varsa, o da çarmıha gerilme kompleksiyle doğmuş olduğum. Fanatiktim, başka bir deyişle. Fanatik! Çocuk yaşlardan itibaren bana böyle bağırdıklarını hatırlıyorum. Özellikle anne ve babamın. Nedir fanatik? Tutkulu bir biçimde inanan, inancı doğrultusunda umutsuzca giden biri. Ben sürekli bir şeylere inanıyor ve başıma bela açıyordum. Ellerim tokatlandıkça inancım pekişiyordu. Ben inanıyordum ve dünyanın kalanı inanmıyordu! Sadece cezaya dayanma meselesi olsaydı insan sonuna kadar inanmaya devam ederdi, fakat dünyanın yolları çok daha sinsiydi. Cezalandırılmak yerine baltalanıyor, altın oyuluyor, çelmeleniyordun. İhanet bile değil, aklımdan geçirdiğim. İhanet anlaşılabilir, karşı konulabilen bir şey. Hayır, çok daha kötü, ihanetten çok daha aşağı, seni fazla ötelere uzanmaya iten bir karşı gelme eğilimi bu. Enerjini sürekli olarak kendini dengelemeye çalışarak harcarsın. Bir tür ruhsal vertigo yaşarsın, uçurumun kenarında titrersin, saçların havaya dikilir, ayaklarının altında sınırsız bir boşluk yattığına inanamazsın. Heyecan fazla gelir, insanları kucaklayıp sevgini ifade etme arzusuyla birlikte. Sen dünyaya uzandıkça dünya geri çekilir. Kimse gerçek sevgi, gerçek nefret istemez. Kimse senin elini kutsal bağırsaklarında istemez, onu sadece kurban kesiminde, rahip yapabilir. Yaşarken, kan henüz sıcakken, teninin altında kan ve iskelet gibi şeyler yokmuş gibi yapmak zorundasın. Çimlere basmayın! Budur insanların yaşam düsturu.”