Eğer ölüm herkes için olağan ve meşru bir sondan ibaretse insanların ölmelerine engel olmak niye? Bir tüccarın ya da memurun fazladan beş, on yıl yaşamasının kime ne faydası var? Tıbbın gayesini, ilaçların acıları hafifletmesi olarak görürseniz kaçınılmaz olarak ortaya şu soru çıkar: Acıları hafifletmenin amacı nedir? İlk olarak, acıların insanı kusursuzluğa götürdüğü söylenir. İkinci olarak ise, eğer insanoğlu acılarını haplarla ve damlalarla hafifletebileceğini öğrenirse, bugüne kadar onları hem her türlü kötülükten koruyan hem de onlara mutluluk bahşeden dini ve felsefeyi tümüyle terk edebilir. Ölüm döşeğindeki Puşkin korkunç acılara maruz kalmış, zavallı Heine birkaç yıl felçli yaşamıştı. Peki acı çekmedikleri takdirde bir amip gibi bomboş ve anlamsız bir yaşam sürdürecek olan falanca Andrey Yefimıç ya da filanca Matryona Savişna'nın hasta olmasına engel olmak niye?
Alıntı
Mutluluk dediğin nedir ki, eli tutulmaz, gözle görülmez. Sadece hissedilir. 
Reklam
Acaba mutluluk nedir? İşte bunu bilen yoktur.
Sayfa 157·Kitabı okudu
Peki ama neden mutlu değilim ? Birde zaten mutluluk nedir ki? Yaşadığını hissetmek mutluluk bu değil midir?
Peki ama ben neden mutlu değilim? Bir de zaten mutluluk nedir ki? Yaşadığını hissetmek. Mutluluk bu değil midir?
Sayfa 104·Kitabı okudu
“Koşulları göz önünde bulundurunca geri zekâlı doğmadığıma şükretmem gerekir. Fakat kesin olan bir şey varsa, o da çarmıha gerilme kompleksiyle doğmuş olduğum. Fanatiktim, başka bir deyişle. Fanatik! Çocuk yaşlardan itibaren bana böyle bağırdıklarını hatırlıyorum. Özellikle anne ve babamın. Nedir fanatik? Tutkulu bir biçimde inanan, inancı doğrultusunda umutsuzca giden biri. Ben sürekli bir şeylere inanıyor ve başıma bela açıyordum. Ellerim tokatlandıkça inancım pekişiyordu. Ben inanıyordum ve dünyanın kalanı inanmıyordu! Sadece cezaya dayanma meselesi olsaydı insan sonuna kadar inanmaya devam ederdi, fakat dünyanın yolları çok daha sinsiydi. Cezalandırılmak yerine baltalanıyor, altın oyuluyor, çelmeleniyordun. İhanet bile değil, aklımdan geçirdiğim. İhanet anlaşılabilir, karşı konulabilen bir şey. Hayır, çok daha kötü, ihanetten çok daha aşağı, seni fazla ötelere uzanmaya iten bir karşı gelme eğilimi bu. Enerjini sürekli olarak kendini dengelemeye çalışarak harcarsın. Bir tür ruhsal vertigo yaşarsın, uçurumun kenarında titrersin, saçların havaya dikilir, ayaklarının altında sınırsız bir boşluk yattığına inanamazsın. Heyecan fazla gelir, insanları kucaklayıp sevgini ifade etme arzusuyla birlikte. Sen dünyaya uzandıkça dünya geri çekilir. Kimse gerçek sevgi, gerçek nefret istemez. Kimse senin elini kutsal bağırsaklarında istemez, onu sadece kurban kesiminde, rahip yapabilir. Yaşarken, kan henüz sıcakken, teninin altında kan ve iskelet gibi şeyler yokmuş gibi yapmak zorundasın. Çimlere basmayın! Budur insanların yaşam düsturu.”
Alıntı
Reklam
Reklam