Haz Peşinde Değil, Bazen Yaralarımızın Peşindeyiz
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:18
Sigmund Freud okumak benim için her zaman iki duyguyu aynı anda uyandırıyor: zorlanma ve hayranlık. Cümleleri bazen birkaç kez okumak, kavramların etrafında dolaşmak, notlar almak ve uzun uzun düşünmek gerekiyor. Bu yüzden Freud'u okumak kolay değil; fakat tam da bu zorluk, okuma deneyimini değerli kılıyor. Çünkü Freud yalnızca insan davranışlarını açıklamaya çalışmıyor, insanın kendisi hakkında kurduğu rahat hikâyeleri de bozuyor. Haz İlkesinin Ötesinde 'yi bitirdiğimde elimde kalan şey yalnızca yeni kavramlar değildi. Daha çok, insanın neden aynı acılara döndüğü, neden bazı ilişkileri ve hayal kırıklıklarını tekrar tekrar yaşadığı ve neden bazen mutluluktan çok tanıdık olanın peşinden gittiği sorularıydı. Kitap boyunca beni en çok etkileyen iki tema vardı: tekrarlama zorlantısı ve haz ilkesinden gerçeklik ilkesine geçiş. Freud'un en sarsıcı iddialarından biri, insanın yalnızca haz arayan ve acıdan kaçan bir varlık olmadığıdır. Eğer öyle olsaydı, insanların neden kendilerine zarar veren ilişkilere döndüğünü, neden aynı hayal kırıklıklarını yaşadığını ve neden bazı acıları tekrar tekrar ürettiğini açıklamak mümkün olmazdı. Freud bu noktada "tekrarlama zorlantısı" kavramını ortaya koyar. Ona göre insan geçmişini yalnızca hatırlamaz; onu yeniden yaşar. Kitapta altını çizdiğim bölümlerden biri şöyleydi: "Her ilişkileri aynı şekilde sonuçlanan kişileri tanırız..." Bu cümle beni uzun süre düşündürdü. Çünkü Freud burada kaderden değil, bilinçdışından söz ediyor. Sürekli aynı insanlara âşık olan, aynı çatışmaları yaşayan, farklı kişilerle aynı sonlara ulaşan insanlar gerçekten yalnızca şanssız mıdır? Freud'a göre bazen kişi geçmişini anılarıyla değil, seçimleriyle tekrar eder. Çözülmemiş olan şey farklı yüzlerle geri döner. Bu düşünce bana kitabın en güçlü tarafı gibi geldi. Çünkü Freud'un
Psikoloji
Haz İlkesinin ÖtesindeSigmund Freud · Say Yayınları · 20251,236 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 19. kitabı
Hyunam - Dong Kitabevi Hwang Bo-reum’un tüm dünyada ve ülkemizde büyük ilgi gören romanı Hyunam-Dong Kitabevi, son yıllarda edebiyatta yükselişe geçen "healing fiction" (iyileştirici kurgu) veya "cozy literature" (sıcacık/rahatlatıcı edebiyat) türünün en naif örneklerinden biridir. Büyük dramlar, entrikalar veya hızlı bir aksiyon yerine; modern insanın içsel yorgunluğuna, yavaşlamaya ve küçük mutluluklara odaklanır. ​Kitabın derinlemesine analizi, sunduğu temalar ve karakter dinamikleri şu şekildedir: Romanın çıkış noktası, başkarakter Youngju’nun "her şeyi doğru yapmasına" rağmen mutsuz olmasıdır. İyi bir eğitim, saygın bir kariyer ve toplum standartlarına göre düzgün bir evlilik... Youngju, modern toplumun başarı olarak dayattığı tüm kutucukları işaretlemiş ama günün sonunda ruhsal olarak tamamen tükenmiştir. Kitap, bu yönüyle "Başarı gerçekten bizi mutlu eden şey midir?" sorusunu sert ama sessiz bir şekilde sorgular. Ruhu okşayan, içinizi rahatlatacak bir kişisel gelişim yolculuğu. Biz Bibliyofiller için yazılmış kitap okudukça kitaplara daha çok aşık olacaksınız. Tavsiyemdir. Keyifle Okumalar !
Edebiyat
Hyunam-Dong KitabeviHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 202415,1bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·392 syf.··
2026 172. kitabı
Mükemmel Çift #okudumbitti Mükemmel bir tatil, gözlerden uzak tropik bir ada, büyük bir ödül ve ilişkilerini kanıtlamaya çalışan beş çift… Kulağa eğlenceli bir reality şov gibi geliyor, değil mi? Fakat kameralar sustuğunda ve yardım ihtimali ortadan kalktığında, kimsenin rol yapacak gücü kalmıyor. Kariyerinde zor bir dönemden geçen Lyla, oyuncu olma hayalleri kuran sevgilisi Nico’nun ısrarıyla Mükemmel Çift adlı yarışmaya katılıyor. Lyla başından beri bu fikre pek sıcak bakmasa da birkaç haftalık ada tatilinin kötü olmayacağını düşünüyor. Ancak daha ilk görevden sonra yaşanan gerginlik ve ardından adayı vuran şiddetli fırtına, yarışmanın bütün kurallarını değiştiriyor. Yarışmacılar dış dünyayla bağlantısı kesilmiş bir adada, giderek azalan yiyecek ve suyla baş başa kalıyorlar. Artık kazanılması gereken bir ödül değil, korunması gereken hayatlar var. Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve Ruth Ware’in kalemini gerçekten çok sevdim. Başlangıçta karakterleri ve yarışmanın düzenini tanırken hikâye biraz sakin ilerliyor; fakat fırtınayla birlikte gerilim öyle bir yükseliyor ki sonrasında kitabı elimden bırakmakta zorlandım. Bölüm aralarına yerleştirilen yardım çağrıları da olacaklara dair küçük ipuçları vererek merakımı sürekli canlı tuttu. Kitabın en güçlü tarafı kesinlikle ada atmosferiydi. Bir yanda susuzluk, açlık ve doğayla mücadele, diğer yanda aynı adada mahsur kaldığınız insanlardan hangisine güvenebileceğinizi bilememek… Üstelik yarışmacılar birer birer eksilmeye başlayınca hikâye iyice tekinsiz bir hâl alıyor. Okurken ben de sürekli ihtimalleri düşünüp karakterlerin davranışlarının altında başka bir şey aradım. Lyla’yı özellikle sevdim. Zor koşullarda paniğe teslim olmadan gözlem yapması, mantığını kullanması ve kendisine anlatılanlarla yetinmemesi onu güçlü bir
Mükemmel ÇiftRuth Ware · The Kitap · 202625 okunma
Bir Mimoza Masalı
Puan vermedi·640 syf.··
2026 13. kitabı
Herkese merhabaa Nabersinizzz? Kitap yorumuma başlamadan önce bu kitabın ikinci kitap olduğunu ve bundan dolayı spoiler olabileceğini belirtmek isterim. İlk kitapta aileleri yüzünden yarım kalmak zorunda olan Liza ve Poyraz’ın lise aşkına şahit olmuştuk. On yıldır değişmeyen tek şeyleri belki de aşklarıdır. İnsan ne kadar da geçmişini geride bırakmak istese de geçmiş her daim peşindedir. Tıpkı karakterlerimiz gibi. Liza ne kadar iyileşmek istese de ailesi sınırlarını bir o kadar aşmakta. Ama Liza artık ne güçsüz genç bir kız ne de yalnız. Yanında Poyraz’ı vardır. Birlikte kaybolan yıllarının intikamını almak için savaşmaya hazırlardır. Ama bu intikam arzusu mutluluklarına engel olabilir mi? Poyraz aşkının intikamı için uğraşırken bir yandan da babalık duygusunu karakterine işliyordur. Talya, onun biriciği, biricik kızı. Doğdukları ailede göremediği sıcacık sevgiyi oluştukları ailede görmekteler Liza ve Poyraz. Aile demişken Liza’nın annesinin o dipsiz bucaksız nefreti, o dondurucu soğukluktaki sevgisizliğini de öğreniyoruz bu kitabı okurken. Yağız ve Leyla… Onların sevgi dili “atışmak” olsa gerek. Okurken onları yüzümde hep bir tebessüm. Leyla ve Yağız’ın o tatlı hallerine şahit olmak, kitabı okurken bana çok iyi geldi. Yazarımız 640 sayfalık kitabı öyle bir kurgulanmış ki su gibi akıyor yani sayfa sayısı asla sizi korkutmasın. Kaleminin akıcı olması özellikle reading slump sürecindeyken çok iyi geliyor şahsen bende öyleydi. Finalini de mükemmel yapmış tıpkı ilk kitaptaki gibi. Tavsiye ederim ve bu arada dipnot olarak şunu demeliyim ki Poyraz karakteri kitap karakteridir gerçek hayatta aramayınız.(bu kendime bir hatırlatma daha çok.)
Bir Mimoza Masalı - Kuzey RüzgârıAlmina · Parola Yayınları · 202571 okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 22:05
Matt Haig – Rahatlama Kitabı: Modern Dünyada Nefes Almayı Hatırlatan Bir Rehber Günümüz dünyasında hız, başarı ve sürekli meşgul olma hali çoğu zaman insanın kendisiyle bağlantısını koparmasına neden oluyor. İngiliz yazar Matt Haig, Rahatlama Kitabı adlı eserinde tam da bu noktaya dokunuyor ve okurlarına yavaşlamanın, anda kalmanın ve zihinsel huzuru yeniden keşfetmenin yollarını sunuyor. Kitap, klasik bir kişisel gelişim kitabından farklı bir yapıya sahip. Bölümler kısa metinlerden, düşüncelerden, anılardan ve yaşam üzerine gözlemlerden oluşuyor. Bu sayede okur kitabı baştan sona bir oturuşta okumak zorunda kalmıyor; ihtiyaç duyduğu anlarda rastgele bir sayfa açıp birkaç dakika içinde ilham verici bir fikirle karşılaşabiliyor. Matt Haig’in samimi ve içten anlatımı kitabın en güçlü yönlerinden biri. Yazar, kendi yaşamında deneyimlediği kaygı ve depresyon süreçlerinden hareketle okura teorik bilgiler vermekten çok, insan olmanın ortak deneyimlerine odaklanıyor. Bu yaklaşım kitabın daha sıcak ve gerçekçi hissedilmesini sağlıyor. Eserde sık sık doğanın önemi, sessizliğin değeri, teknolojinin hayatımız üzerindeki etkileri ve mutluluğun küçük anlarda saklı olduğu vurgulanıyor. Haig, mükemmel bir hayatın peşinden koşmak yerine kusurlarla birlikte yaşamayı öğrenmenin daha anlamlı olduğunu hatırlatıyor. Özellikle yoğun iş temposu, gelecek kaygısı veya zihinsel yorgunluk yaşayan okurlar için kitap adeta kısa bir mola niteliği taşıyor. Ancak kitabın bazı okurlar için tekrar eden düşünceler içerdiği ve çok derin analizler sunmadığı söylenebilir. Daha kapsamlı psikoloji veya kişisel gelişim çalışmaları bekleyenler için eser zaman zaman yüzeysel gelebilir. Buna rağmen kitabın amacı akademik bilgiler vermek değil, okura sakinleşebileceği ve kendini iyi hissedebileceği bir alan
Rahatlama KitabıMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20225,5bin okunma
Kaçışlar,korktuğumuz şeylerdir
7/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
Godot'yu Beklerken Samuel Beckett adlı eseri 2.dünya savaşı sonrası her şeyini kaybetmiş varoluşsal krizler yaşayan insanın anlam arayışını ifade eden bir eser olarak kaleme alınmış. Eserde Vladımır ve Estragon Godot’u beklerler ancak Godo ne bir insandır ne de başka bir şey. Godo, insanın ümit ederek bağlandığı neyse odur. Umuttur. Bu belirsizlik içinde sadece beklerler, beklerken de hayatın karmaşıklığında, yapılması gereken şeyler, ikili ilişkilerimiz, arzularımız,acılarımız,mutluluklarımızla bir oyalanma halindeyizdir… Zamanı böyle geçiririz. Yani aslında anlam arayışı dediğimiz şey anlamsızlığın ta kendisidir. Bunu da Godot’u beklerken bir nişan gibi taşırız,anlamsızlığa anlam atfederiz. Godot’u beklemekte ki amaç aslında insanın sorumluluk almamak için sığındığı bir sığınaktır. Bir kurtarıcı bekler,ama o kurtarıcı asla gelmeyecektir. Ve bu ümitle sırf bir şey yapmamak,çaba sarf etmemek,ter dökmemek için Godot’u beklerler. Her gün aynı yerde onu beklerler. Eserde bir çocuk her gün gelip Estragon ve Vladımır’e Godot’un bugün gelemeyeceğini ama yarın mutlaka geleceğini söyler.Bu söylem insanı zamanın bekçisi yapan ve onu orada zamanın içerisinde köleleştiren umut dolu bir söylemden ibarettir. Oyunda Pozzo ve Luky vardır.Pozzo efendi, Luky ise köle rolündedir. Pozzo gücü,otoriteyi,zenginliği,mülkiyeti temsil eder ve elindeki kırbacıyla Luky’i yönlendirir. Luky ise sistemin içerisinde eriyen insanı temsil eder,muhtaç ve yönlendirilmesi gerekli olanı. Pozzo, Luky olmadan gücünü kanıtlayamaz, Luky de Pozzo olmadan ne yapacağını bilemez. Yani ikisi de birbirine muhtaçtır,sistem bunu bilerek yapmıştır. Biri olmadan bir diğeri varolamaz. Pozzo, Luky’e sahnenin bir bölümünde Estragon ve Vladımır’in isteği üzerine düşünmesini söyler Luky’de şapkasını takıp düşünmeye başlar ancak
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınları · 202110,1bin okunma