Kitabın son sayfası :))
8/10
·81 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 00:07
Gerçek hayatta hissetmeyi reddettiğin duyguların burada, rüyalar şehrinde seni buluyor. Kendilerine bir dünya yaratıyor ve sana kendilerini anlatıyorlar. Anlamıyorsun. Uyanıp,"Rüya işte..."diyorsun. İlginç buluyorsun. Bazen saçma, bazen büyüleyici, bazen korkunç. Oysa sana O rüyayı gördürenin ne olduğunu hiç sorgulamıyorsun. Anlamını sadece kendin göreceğini ve tek yapman gerekeni hissettiğin şeyi bulmak olduğunu anlamıyorsun. Bak, Ben rüyalar şehriyim ve tamam, gerçek olmadığını düşündüğüm çok zaman oluyor. Ama ben bile diyebilirim ki, geceleri gözlerin kapatıp da gördüğüm o dünyaya bence rüya deme. "Bence de deme!" "Nada?" Belki bu da son değildir... Her ne kadar çocuk kitabı da olsa bence büyüklerin de okuyabileceği güzel bir kitaptı. Rüyalar şehri ile tanışmak isterseniz okuyabilirsiniz.
1000Kitap
Bence Rüya DemeCeyda Günalp · Epsilon Yayınevi · 04 okunma
Hiçlikle Varlık Arasında: Bir Garibin Tanrı'yla İmtihanı
Puan vermedi·480 syf.··
2026 9. kitabı
·
50 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 02:48
Nikos Kazancakis'in Allah'ın Garibi'si, bir azizin hayat hikâyesini anlatan sıradan bir biyografik roman değil; insan ruhunun Tanrı'yla, dünyayla ve en nihayetinde kendisiyle giriştiği o amansız savaşın destansı bir dökümüdür. Assisili Francesco'nun çileli yolculuğuna tanıklık ederken, okur da ister istemez kendi içindeki uçurumlara bakmaktan alamaz gözlerini. Bu, yalnızca bir inanç romanı değil, aynı zamanda derin bir felsefi sorgulama, varoluşsal bir çığlık ve insanın faniliğiyle kutsalın sonsuzluğu arasında sıkışıp kalmış bir "garip"in, yani hepimizin hikâyesidir. Roman, Gotik edebiyatın kasvetli atmosferini andıran bir Orta Çağ İtalyası'nda geçer. Ancak buradaki gotik unsurlar, yalnızca taş duvarların soğukluğunda veya şatoların loşluğunda değil, insan ruhunun karanlık dehlizlerinde boy gösterir. Francesco'nun zengin bir tüccarın oğlu olarak başlayıp tüm dünyevi nimetleri reddederek yoksulluğu kutsadığı bu yolda, karşımıza çıkan manzara, adeta bir iç şatonun harap duvarlarıdır. Şeytanla girdiği mücadeleler, tenin zaaflarıyla boğuşması, cüzzamlıyı öpüşündeki o sarsıcı an, gotik türünün "dehşet" ve "yüce" kavramlarını , ruhsal bir arenaya taşır. Burada korkulan, dışarıdaki bir canavar değil; insanın kendi benliğinde yankılanan, onu yoldan çıkarmaya çalışan o sinsi sestir. İşte tam bu noktada, romanın temel direklerinden biri olan felsefi boyut devreye girer. Kazancakis, Francesco'nun dilinden, varlıkla hiçlik arasında gidip gelen derin bir varoluş felsefesi sunar. Bu, Löwy ve Sayre'nin tanımladığı anlamda moderniteye karşı bir romantik başkaldırıdır adeta; gösterişe, paraya, dünyevi güce karşı, geçmişte yitirilen bir masumiyetin, bir "altın çağ"ın özlemiyle yanıp tutuşmaktır. "Tanrı bir yangın, Leo kardeş. Yanıyor, biz de onunla birlikte yanıyoruz" sözü, bu
Allah'ın GaribiNikos Kazancakis · İz Yayıncılık · 2008320 okunma
Reklam
5/10
·344 syf.·
2025 26. kitabı
Yazardan okuduğum altıncı kitaptan herkese merhaba. Yazarla aramda sevgi-nefret ilişkisi olduğunu artık itiraf etmemin zamanı geldi. Ne zaman reading slump dönemine girsem bu yazar aklıma geliyor çünkü her ne kadar incelemenin devamında bahsetmeyi planladığım nedenlerden ötürü romanlarını sevmesem de insanları kitap okumaya tekrar teşvik ettiğini de kabul etmem gerekiyor. Gerçekten de kendisi bir popcorn thriller yazarı. Yeterince gerilim dolu değil, hatta bu kitabında hiç değil ama akıcı, basit hikayeleri sayesinde kitaplarını bir iki günde okumayı başarıyor. Evet hiçbir kitap okuyamadığınız bir dönemde olsanız bile. Öğretmen romanında yazarımızın yine klasik bir çifti var. Adam, yani Nate, her zamanki gibi çok yakışıklı, kendisine güvenen ama bir o kadar da mütevazi, her kadını etkilemeyi başaran ve "bu kadına nasıl baktı?" dedirtecek türden çekici. Bu tasvirleri kitapta yine yazarın diğer okuduğum 5 kitabındaki gibi döndür döndür okuyoruz. Sadece benim yaptığım gibi cümle değişiyor, hatta bazen değişmiyor bile ama vardığı sonuç hep aynı. Nate çok yakışıklı ve eşi Eve onu asla hak etmiyor. Kadın yine dış görünüş olarak sönük ve çirkin olduğunu düşünen, kendisine güvenmeyen, takıntılı, eşinin kendisine nasıl baktığını sorgulayan bir karakter. Eve, yazarın yine önceki okuduğum kitaplarındaki gibi kendisini yeren kadınlardan biri yani. Yazarın karakterlere ekstra eklediği tek özellik meslekleri. İkisi de aynı lisede öğretmen. Eve matematik, Nate edebiyat öğretmeni. Çiftimizin yine yazarın diğer çiftlerindeki gibi sallantılı bir ilişkisi var. Addie, çiftimizin ders verdiği sınıflardan birinde lise öğrencisi. Daha öncesinde okuldaki bir öğretmenle söylentileri çıktığı için öğretmen kovuluyor, Addie de okula gitmek istemediği halde annesi yüzünden okula devam ediyor.
Edebiyat
ÖğretmenFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20251,933 okunma
Zamanın Yankıları: Kadın ve Sessizlik
Puan vermedi·256 syf.··
2025 324. kitabı
Nancy Huston’un Şeytanın Çalgıları, benlik ile hafıza, tarihle bugün arasında ince, keskin çizgiler çizen, çok katmanlı bir roman. Hikâyenin merkezinde Nadia (ya da kendi ismini “Nada” olarak hiçliğe dönüştüren kadın), geçmişin gölgesini günlüğünde "Scordatura Defter" aracılığıyla deşiyor; anne-baba, müzik, suskunluk, suçlanma, unutuş ve kaybedilmiş benlik üzerine kurulu bir yaşam muhasebesi. Paralele ilerleyen kurgu akışıyla yüzyıllar öncesinin Fransa’sındaki Barbe ve Barnabé karakterleri, Nadia’nın acı dolu geçmişiyle çağlar üstü bir yankı kuruyor. Huston, patriyarkanın ve dinin karanlık gölgelerine değiniyor; kadının sessizliğini, bastırılmış arzularını, kimliğinin parçalanışını. Kitap, edebî tınısıyla, tarihsel gerçeklikle iç içe geçmiş masalsı bir dokuda; okuru sadece izleyici olmaktan çıkarmaya çağırıyor, özündeki karanlığı ve ışığı sorgulatıyor. Nancy Huston Şeytanın Çalgıları
Şeytanın ÇalgılarıNancy Huston · Sel Yayıncılık · 202246 okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2025 216. kitabı
1926-2016 arasında yaşamış İtalyan oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve oyuncu Dario Fo tarafından yazılmış ve toplumun ahlaki yargılamalarında bir hayli serte eleştiriler getiren bir kitap. Kitap ile daha çok kadın dünyasında en çok algıya yansıyan sorunların tiyatro oyunları formunda anlatımını görüyoruz. Erkek egemen toplumda kadınların erkeği nesneleştirmesinin aynadaki yansımasını gördüğümüz oyunlar aslında. Kısa ve genellikle tek kişilik monologlar şeklinde düzenlenmiş oyunlar. 1997 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi de olan yazar bu kitaptaki oyunlar ile,açık aile evlilikleri, kocası tarafından aldatılan kadınları, kendilerine bir düzen kurmayı düşleyen yeni kadın ve erkekleri anlatır. Yazar; bu oyunla, evlilik organını, ikili ilişkileri operasyon masasına yatırır. Toplam 6 oyundan oluşan kitapta: "Hepimizin Öyküsü Aynı", "Tek Kişilik Dialog" oyunlarınad kadınların cinsel yönelimini, kürtajı ve aşkı yaşarken bile hissettikleri yalnızlıklarını anlatıyor. "Çarmıhtaki Meryem Ana"oyununda, özünde dini teması olan bir kural "çile" oyunudur... Ancak komuta merkezindeki geçmişteki iktidar hırsıyla oluşan çıkar çatışmalarında evlatlarını kurban veren anaların acıları Meryem'in çilesi ile özdeşleştirilerek anlatılır. "Nada Pasini" ve Togni Ana" oyunlarınada, İtalya'nın 2. Dünya Savaşı'ndaki demokrasi mücadelesinde mihenk taşı olmuş partizanlardan sadece ikisinin öyküsü anlatılır. "Bir Ana" oyununda ise Herhangi bir ana... Sıradan bir kadın.. .Belki her gün yanından gideceğimiz, birlikte yolculuklar ya da alışveriş yaptığımız biri... Ama o bir teröristin anası. Sorgulayan oyunlar. Okunmaya değer.
Kadın Oyunları 2Dario Fo · Açılım Yayınları · 200583 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2025 20. kitabı
"Ah! İnsanlar arasındaki ilişkilerin içinden çıkılmaz karmaşıklığı; her birimiz ortalıkta kendi kıstaslarımızla dolaşır ve onların üzerinden başkalarını yargılarız, bir yandan da onların kıstaslarını yanıtlamaya çalışırız - ama gizlice, hiç öyle yapıyormuş izlenimi uyandırmadan, salt kendimizmişiz, kimsenin onayına ihtiyacımız yokmuş gibi görünerek yaparız bunu." .. .. İçine girmekte epey zorlandığım bir roman oldu Şeytanın Çalgıları, hakkında çok övgü okumuştum, dolayısıyla beklentim biraz yüksekti. Severek okudum ama beklediğim etkiyi yaratmadı bende maalesef. İki bölümde ilerleyen romanda ilk bölümde yazar Nadia'nın yaşamı (ya da Nada; ki 'hiçlik' demek oluyor), ikinci bölümde ise 1600'lerde anneleri doğumda ölen ikizler Barbe ve Barnabé'nin Fransa'daki yaşam öyküsüne odaklanıyor. Barbe ve Barnabé'nin hikayesi daha çok tarihsel açıdan ve dini ögelere yer verilerek aktarılmış. Özellikle dönemde kadınlar ve kadınlığa ait bakış açısı güzel değerlendirilmiş. Hatta değerlendirme bir noktadan sonra bir manifestoya dönüşüyor diyebiliriz. Hem kendi yaşadığı dönemin hem de Barbe ve Barnabe'nin yaşadığı dönemin karşılaştırmasını yapar yazar; görünüşe göre hiçbir şey değişmemiştir, kadın düşmanlığı devam etmektedir. Kadın cinselliğinden hem korkan hem de nefret eden, ataerkil düzen devam etmektedir. Bu düzende Nadia tabi ki de kaçınılmaz olarak kendini uyumsuz hissedecektir. Dediğim gibi, ilgi çekici temalar üzerine oturtulmuş olsa da, bende tam bir roman okuyormuş hissi uyandırmadı, içine girmekte zorlandım, çok benimseyemedim, bağ kuramadım. Ama farklı bir anlatı, farklı bir tarz okumak isteyenlere önerebilirim.
Şeytanın ÇalgılarıNancy Huston · Sel Yayıncılık · 202246 okunma
Reklam
Reklam