Bu müstesnâ gül bahçesinin en nâdide güllerinden birisi olan, Ehl-i Beyt’in gözbebeği Hazret-i Fâtıma Vâlidemiz, yaşadığı kısa, lâkin takvâ ölçüleriyle süslenmiş hayatıyla günümüz anne ve babalarına ne kadar çok şey ifade eder. Onlara bir evlât yetiştirmenin ne kadar büyük bir emek ve mes’ûliyet gerektirdiğini, evlâtların istikbâlinin ancak Allah Teâlâ’nın elinde olduğunu ne kadar canlı bir şekilde gösterir.
Kâinat bahçıvanı Onu cahiliyenin bütün kötülük ve pisliklerinden uzakta, tertemiz yetiştiriyordu. Kavminin içinde yükselmiş, mürüvveti faziletle, ahlakı güzellikle, soyu asaletle, komşuluğu iyilikle ziynetlenmişti. Huyu yumuşaklığa, bakışı tebessüme, giyimi zarafete, konuşması fesahate mihenk sayılıyordu. Kimse ondan incinmiş değildi. Bu yüzden "doğru, güvenilir kişi' anlamında "el-Emin" lakabıyla çağrılıyordu. Tıpkı analığı Fâtıma'nın çağırdığı gibi... "Ah!.. Keşke onu görsem!" diye iç geciren Mekkeli hanım,Huveylid kızı Hatice'ydi. Itircılar Çarsısı'na bakan evinin çatisında şarkılar söylerken kalbimi hayranlıkla ürperten Saadet yüzlü kadın. Mekke'nin Sirça vazosundaki narin çiçek... Kadınlıkta bir ufuk, kadın oluş üzere yaratılmiş bir abide. Emsalsiz bir şefkatin, engin bir tatlılık ve yumuşaklığın, nadide bir kadın sezişi ve ruh zenginliğinin sembolü... inceliğin ve zarafetin idrak mertebesi..
Sayfa 122·Kitabı okudu
O Farklıydı Çünkü...
O, müminlerin ilk annesi, Peygamber efendimizin ilk zevcesi, İlk iman eden hanım, İlk cennetle müjdelenen bahtiyar, Peygamber efendimizle birlikte namaz kılan ilk abide, ilk zahide, Cenabı Hakk'ın ve Cebrail Aleyhisselam'ın selamladığı nadide, İslam için her şeyini feda eden Tahire, Peygamber efendimizin kalbini, maddi manevi dolduran Kübra!..
Sayfa 49·Kitabı okudu
Bir Yazar Bir Kitap
* Size öyle bir hikaye anlatacağım ki, anlatacaklarım bittiğinde, öğrendiklerinizin bir kısmını unutmak isteyeceksiniz. Heyhat, hepimiz unutmayı becerecek kadar şanslı değiliz. Bazen hayatınızda tüm
HEP KİTAP
Nadide Hanım, sıkı zamanlarda kendini bir kaptan gibi nikbin gösterir, etrafında korkanlar olursa kızardı. Bu, onun cesaretinden değil, bilâkis çok korkak ve vehimli olmasından ileri geliyordu.
‘Ve ben Kays, çöllerin nadide lotusu Leylâ’nın aşığı, günler ve geceler boyu dua ettim, bağrıma Leylâ yazılsın diye.’
Sayfa 37·Kitabı okuyor