Allah Resûlü (s.a.s.) bir gün ashabına “Allah’tan hakkıyla hayâ edin!” buyurdu. Ashâb-ı kirâm “Elhamdülillah biz Allah’tan hayâ ediyoruz ey Allah’ın Nebîsi” dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Hayır, ben onu kastetmiyorum. Allah’tan hakkıyla hayâ eden kimse başını ve onda bulunan organları korusun. Karnını ve etrafındakileri korusun. Bir gün ölüp çürüyeceğini hatırında tutsun. Kim âhireti isterse dünyanın süs ve şatafatını terk eder. Kim bu dediklerimi yaparsa işte o kimse Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.”[30]
Allah Resûlü (s.a.s.), söylediği sözlerle insanların ruhlarında devrimler meydana getiriyordu. Onlara, o güne kadar bildiklerini bir kenara bıraktırıp daha önce akıl ve hayallerine gelmeyen yeni ufuklar kazandırıyordu. Yukarıdaki hadiste de aynı şeyi görüyoruz.
Hadisi anlamak için önce hadisteki anahtar kelime olan “hayâ” ifadesiyle başlayalım. Bu kelime “utanma duygusu” anlamına gelir. Bununla kastedilen şey, insanın utanma duygusunun etkisiyle kendisini kötü duruma düşürecek bir şeyden uzak kalmasıdır. Hayâ, insanın bir tür “iç fren mekanizması”dır. Bu mekanizma bizim sınırları aşmamızı, tehlikeli bölgelere girmemizi engeller. Hayâ duygusunu yitirmiş insan, freni tutmayan arabaya benzer. Onun için artık sınır, durak, kırmızı çizgi diye bir şey söz konusu olmaz. Hayâlı insan kötü bir söz söylemez. Ağzından bir şey kaçtığında derhâl yüzü kızarır, vicdanı sızlar, karşısındakinden özür diler, Allah’tan af diler.
Allah Resûlü (s.a.s.) başka pek çok hadisinde hayâdan söz etmiştir. Bir hadisinde hayânın imanın şubelerinden biri olduğunu belirterek şöyle buyurmuştur: “İman yetmiş küsur şubedir. Hayâ da imandan bir şubedir.”[31]
Bu hadiste imanın diğer şubelerinin belirtilmeyip özellikle hayâdan söz edilmesi, bu hasletin iman açısından ne