Bir incelemeden ziyade salt duygularım bunlar.
Hayatımda nereye koyayım seni Gülbeşeker, bilemiyorum. Gönlümde ve dimağımda bıraktığın tanıdık kokuyu anlatması imkansız. Ne benzer iki ömür, demekten alıkoyamadım kendimi. İçin için ağladım günlüğünün satırlarında.
Daldan dala konan öksüz yetim çocuk Feride’den yine daldan dala konan muallime Feride’ye… öyle açık bir yaradır ki öksüz yetim olmak, hiçbir yaşta hiçbir ilaç ona deva olamaz. Bir de kırgınsan, yalnızsan, kanadı kırık başka kuşlara sahip çıkacak kadar merhametli ve narinsen, hep uzaklardan ümit belediysen... Keşke bu kadar iyi anlamasaydım seni Feride.
Başka türlü olamaz mıydı? diye hep sorarım kaderime, Çalıkuşu için de sordum, başka türlüsünü hep merak ettim. Artık bana öyle geliyor ki aslolan hangi türlüsü yaşanırsa yaşansın bazı kalplerin hep biraz eksik ve hüzünlü kalacağıdır.
Belli ki Çalıkuşu da benimle aynı duygularda:
“Kuşlar, ne istediğini bilmeyen zavallı, akılsız mahluklar. Kafesten kaçıncaya kadar türlü türlü üzüntüler içinde çırpınıyorlar. Fakat, sanır mısınız ki, dışarıda daha fazla bahtiyar olacaklar? Hayır, buna imkân yok. Ben, öyle sanıyorum ki, bu biçareler her şeye rağmen kafeslerine alışıyorlar, açık havaya kavuştukları zaman bir dal üstünde, başlarını kanatları içine gizleyerek geçirdikleri gecelerde sabaha kadar bu kafesi düşünüyorlar, küçük gözlerini pencerelerin aydınlığına dikerek hasret çekiyorlar.”
ve
Ben bu sona mutlu son diyemiyorum.
Belki de henüz buna inanmadığım için.