Yüzünü gök katlarına çevirdi de, Rabbim, dedi, kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan, karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman, hâlâ koruman altında değil miyim, suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya? Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikâr olan o meyil, şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim, ki insan değil miyim? Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum. Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyha? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana? Rabbim, dedi, Yûsuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha'yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et.
Sayfa 108·Kitabı okuyor
Yûsuf'un duası
Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yûsuf bu duasındaydı.
Sayfa 107·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
​Karıştı toprağa o narin çiçek, Dünyaya güvenmek beyhude emek... ​Ölüm, öyle bir değirmen ki, nice başları öğütüp un etti. Gaye, ölüm geçidinde ölümsüzlüğe ermek... Ömür ırmaklarını kevserleştirip cennet gölüne akıtabilenlere ne mutlu... ​ ​“Dost, öyle bir dosttur ki, ona başka bir denk ve kalbimizden başkası için zevk ve nasib yoktur. Gerçi kendisi şahsımdan ve gözümden kayıptır ama, içimden ve gönlümden asla ayrılmamıştır!..” ​“Bir gün Allah Resûlü’nün huzurlarında idim. Âlemin Fahr-i Kâinatın Efendisi onu işaret ederek dediler ki: Bu kişi ve onun Ehl-i Beyt’i cennetin direğidir!..” ​ ​“Hayır görmüşündür inşaallah!.. Fâtıma, bir oğlan doğuracak, sen de ona oğlun Kusem’in sütünü emzireceksin...” ​“Bir gün Hüseyin’i alıp Allah Resûlü’ne götürmüştüm. Allah’ın Resûlü’nü görünce üzerine atıldı. O da onu öptü, saçlarını tel tel okşadı, tatlı tatlı sevdi. Sonra eteğine oturttu. Oturunca, Âlemin Fahrinin kucağına akıttı. ​– Ey Ümmü Fadl, dedi; al tut oğlumu, üzerime akıttı. Mini mini Hüseyin’i hemen aldım ve çıkıştım: ​– Resûlullah’ın üzerine akıttın da üzdün onu... ​Çocuk ağlamaya başladı... ​– Ey Ümmü Fadl! Allah iyiliğini versin, Allah seni esirgesin. Sen oğlumun canını acıtıp ağlatmakla beni üzdün, dedi. ​– İhramını çıkar, başka bir elbise giy de yıkayayım. ​– Oğlan çocuğunun sidiği bulaşan yere su saçılır, akıtılır. Kız çocuğunun sidiği bulaşan yer de yıkanır...” ​Gaye insan ve Ufuk Peygamber bir gün mini mini Hüseyin’in ağladığını duydu. Muhterem kızı Hazret-i Fâtıma’yı ihtar etti: ​“(Yâ Fâtıma!) Onun ağlamasına üzüldüğümü bilmiyor musun?” ​ ​ ​“Allahım! Ben onu seviyorum. Sen de sev! Onu seveni de sev!” diye dua ederdi. ​“Hasan ve Hüseyin’i seven, beni sevmiş, beni seven de Allah’ı sevmiş olur.” ​“Onlar, benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır.” ​“Hasan ve
Feyz-i ezel be zûr u zer âmâdî be dest Âb-ı Hızr nasîb-i İskender âmâdî Ezelî feyz zorla, parayla geçseydi ele Ölümsüzlük suyu İskender'e nasip olurdu
İnsana, (Âlem-i sagîr) [küçük âlem] denir. İnsandan başka mahlûkların hepsine, (Âlem-i kebîr) [büyük âlem] denir. Âlem-i kebîrde bulunan herşeyin, Âlem-i sagîrde bir nümûnesi, benzeri vardır. İnsandaki beş cevher de, birer nümûnedir. Bunların Âlem-i kebîrde aslları vardır. Âlem-i kebîrdeki o beş cevherin birincisi Arşdır. Ya’nî insandaki kalbin, Âlem-i kebîrdeki aslı, Arşdır. Bunun için, kalbin bir ismi (Arşullah)dır. O beş cevherin, diğer dördü, hep Arşın üstündedir. Kalb, Âlem-i sagîrdeki Âlem-i halk ile, Âlem-i emr arasında ortak bir geçid olduğu gibi, Arş da, Âlem-i kebîrdeki, Âlem-i halk ile Âlem-i emr arasında bir geçiddir. Kalb ile Arş, Âlem-i halkda bulunuyor ise de, Âlem-i emrdendirler. Bu beş cevheri iyice anlamak, ancak tesavvuf yolundaki mertebeleri [konakları] etraflıca ve temâmen geçip, nihâyete varan, Evliyânın büyüklerine nasîb olur.
Sayfa 61
Artık, cihan anladı ki, tahrif edilmemiş tek semavi kitap Kur'an’dır. Netice, dünya tasdik etti kı, Allah'ın has ve öz kitabı Kur'an’dır. Nihayet inanan da, inanmayan da onu gördü ve dinledi ki, en büyük mûcize Kur'an’dır. Hiçbir semavî ve dünyevi kitaba nasib olmayan, milyonlarca genç ve ihtiyarın ezberinde olan evde, camide, çarşıda, mektepte, müslüman ve hıristiyan âleminde, hülâsa bütün radyolarda kendisini dinlettiren yine o muazzam Kur'an’dır. Böyle bir kitabın elbette manâsı da, sözleri de mucizedir... O zaten her şeyi toplamış ve kucaklamış. Isterse onu kimse görmesin. Onu zaten Allah okumuş, Cibril okumuş, Resûlullâh (S.A.) okumuş, isterse bir beşer okumasın. Öyle ise o bize muhtaç değil, biz ona bütün dünya O kitaba muhtaçtır. Kur'an-ı Kerîm 1400 seneden beri okunmuş asliyyetini kaybetmemiş, nâzil olur olmaz hemen ezberlenmiş ve yazılmıştır. Kıyamete kadar da hâfızalarda kalacak, okunacak ve yazılacaktır. Zira bu kitabın sigortası Allah tarafından yapılmıştır. Fikri Aksoy
Sayfa 138 - Nur yayınları Özden matbaa 1975 Baskı (Kitaptır; PDF değil.)·Kitabı okuyor
Alıntı